Pahalı Bir Zevk

Pahalı Bir Sevdadır

Elif, yine mi? Yeter artık! Sanki bütün kazandığım senin kedine gidiyor!

Elifin tüm çabalarına rağmen büyük bir marifetle kendini onun kucağından kurtaran kedisi yere atladı, hızla antredeki köşede sinip gümbür gümbür miyavladı. Sanki Elifin ona yıllar önce verdiği o edebî ismin hakkını verir gibi; koca paşa Veysel, bugünki haline bakınca, bu hayattaki kıymetsiz varlığını ucuza vermeye hiç niyetli değildi.

Aslında bu isim de eskiye dayanıyordu; çünkü Elifin ona Paşacık dediği Veysel, tam on yıldır evdeydi. Gerçek yaşını Elif tam bilmez; zira onu sokaktan bulup getirmişti. Hem de kedi yavrusu olmaktan çıkmış, epeyce olgun sayılacak bir kediydi; annesi Emine Hanımla veterinerde öğrendikleri buydu.

Emine Hanım, o gün kızını yanında sürükleyerek, eski bebek battaniyesine sardığı kediyi kucaklamış şekilde soluğu kliniğin kapısında almıştı.

Ne olur, kurtarın onu!

Bunu nereden aldınız böyle? masasının başındaki genç veteriner burnunu kıvırdı. Bayağı mahalle kedisi bu!

Ne fark eder, nasıl bir kedi olduğu! O benim kedim! Yardım edin, gözünüzü seveyim, aciz hale geldi! Neden bekliyorsunuz? Cebimdeki para öteki sahiplerinkinden daha mı kötü? Onlar safkan kedilerle gelince daha mı çok hakları oluyor?

Emine Hanımın öfkesi karşısında veteriner tartışmayı göze almadı. İyi de yaptı.

Çünkü Emine Hanım sıradışı inatçı bir kadındı. Hayat buydu işte! Tek başına evlat büyüt, hem de bir destek olmadan ve üstüne iki yaşlıya kol-kanat ol Bütün bunlar kreş öğretmeni maaşıyla! Nice kolaylıkla diş gösterenler kadar sertleşmemişti.

Emine Hanım hakkını aramasını iyi bilirdi. Ama bu sertliğin altında büyük bir merhamet vardı. Çocukları, kedileri ve zaman zaman köpekleri severdi ama nedense hep köpeklerden çekinmişti.

Hak yemeye gelince, hiç kimseye müsamaha tanımazdı. Ne apartman komşularına, ne de çocuğunu kreşe getiren ebeveynlere söz geçirtirdi. Bazen tanımadığı kişiler, onu yalnız ve narin sandığı için üzerinde hak talep etmeye kalksa da, Emine Hanım ustaca argümanlarla ruh hallerinin kilidini açar, tartışmanın seyrini bambaşka bir yöne çekmeyi başarırdı.

Kesinlikle bağırmazdı; ama söylediği bir söz, tartışmanın atmosferini değiştirirdi. Neredeyse hemen ardından, karşısındaki kişi kendi hikayesini anlatmaya başlar, dert yanar, sanki Emine Hanım onu yıllardır tanıyormuş gibi içine dökerdi. Sonuçta, çoğu zaman teşekkür edip özürlerini sunarlar ve sessizce ayrılırlardı.

Bunun formülünü Emine Hanım da bilmezdi. Hangi tuşa basıp da karşındakine asıl acıyan noktasını gösterdiğini Onda özel bir yetenek vardı; insanı duymayı bilirdi. Belki de bu yüzden işe yarıyordu.

Ama ne yazık ki, bu iletişim gücü, kendi ailesinde işe yaramazdı. Eşinden bir haftada ayrılmıştı. Annesi, zaten uzun dayandı! deyip dururdu. Kırıcıydı ama Emine Hanım da hak verdi: Böyle bir acemilikle yuva kurulmazdı. Adam gitmeden önce, Senin kadından anladığın Benim dansçı olmam kadar imkânsız! diyerek işi bitirmişti.

Tabii ki üzülmüştü.

Ama birkaç ay sonra hamile olduğunu öğrenince içi huzur buldu. Erkekler doğurmaz, kadınlar doğurur, sonuçta! Neyse ki, kızı Filizin, doğumunu bayramdan ve doğum gününden daha çok beklemişti. Hayatında pek az kutlama olan bir kadındı; bu, gerçek mutluluk demekti!

Annesi ise hiç destek olmamıştı:

Ne gerek var buna, Emine? Yükten başka bir şey değil! Daha gençsin, güzel sayılırsın, az çok da bir yolun var. Ama doğurursan, makarna ve bulgurla geçirirsin hayatını! Filiz de aynısını yaşar! Çocuklar, Emine, çok pahalı bir sevdadır! Şimdi anlamıyorsun ama ileride anlayacaksın!

Anne, biz başka türlü mü yaşadık zaten?

Aynen, Emine kızım! İyi mi oldu sence?

Emine düşündü. Her şeyi dinlemeye alışkındı; ama bu sefer kalbinin içi isyan etti. Çocuk sahibi olmayacağı düşüncesi onu boğuyordu. O hissin kendisi, içindeki tüm kokusunu bırakıp, tir tir titretti. Hem de, kaybedeceği bir şeyin, başkalarının dayattığı palavra olduğu gerçeğiyle. O sadece bir kadın değil, anne de olabilirdi. Ve tamamen kararı kendisi vermeliydi. Başka hiçbir şey düşünmedi. Hem kendini, hem bebeği, hem de geleceğini korumak için içindeki sesi dinledi.

Son noktayı babaannesi koydu. Hiç beklenmedik bir anda şehirde belirdi, başındaki ipekli yazmasını maharetle düzeltti ve:

Doğur, kızım Emine! Sana destek olacağım!

Babaanne, ya dede köyde ne yapacak tek başına?

Kızım, bizim dede çok güçlüdür! Başarır. Başaramazsa alır, getiririz yanımıza!

Narin bir bohça bıraktı masaya, Emine onun babaannesinin emek emek işlediği havlusu olduğunu hemen fark etti.

Hadi aç bak, hatırlıyorsundur!

Emine, hayatında hiç bu kadar para görmemişti. Dede, babasından kalma köy evini bir müteahhide satmış, rekabetli araziler değerlenmişti, üzerine biriktirdikleri de eklenmişti Küçük bir eve yetecek kadardı.

Babaanne, bu bana fazla

Olmaz olsun, Emine! Sen yaparsın, çocuk için. Kim sahip çıkacak ona senden başka?

Bu paket, Emineyle annesinin arasındaki gerginliğin tuzu biberi oldu. Odaya alınmayınca, babaanne annesini uzun uzun ikna etmeye çalıştı. Ama faydasızdı. Anne, Emineye verilen desteğin israf olduğuna inanıyordu.

Babaanne gayet uygun bir ev buldu. Eski bir apartman, dört odalı, biraz bakımsız ama amaca uygundu. Bir ekip, başlarında kararlı bir usta ve babaannenin gözetiminde evi baştan sona elden geçirdi. Emine, ilk defa kendi odasına girip, içinde beşik gördüğünde ağlamadan edemedi.

Niye ağlıyorsun, kızım? Sevin, hadi mutfağa yeni düzeni öğrenmeye gel bakalım! dedi babaanne.

Filiz beklenenden erken doğdu. Emine endişeliydi ama kız sağlıklı ve narin büyüdü. Emineye annesinden aldığı acı ders yeterince fazlaydı; kızıyla asla aynı yolu izlemeyeceğine karar vermişti.

Anlaşılan sana anneannen daha yakın oldu! Hem ev aldı, hem çocukla ilgilendi! Ben neyim?! Torunumu kucağıma almama bile izin yok!

Anne, gelmek istiyorsan kapım açık ama bağırıp çağırma Filiz korkuyor.

Korkar tabii, evin altı üstüne döndü onun için! Sadece yüksek konuşuyorum!

Anne, yüksek demek az olur Resmen bağırıyorsun Emine dayanamayıp ağlamak üzereydi.

Ama annesine anlatamazdı. Tek düşüncesi: Ben öyle bir anne olmayacağım!

Söylemesi kolay, yapması zor.

Elif, anneliği baştan yapılandırmaya çalıştı. Filiz, asla huysuz değildi ama karakteri çocukluğundan belliydi.

Anneciğim, şeker alabilir miyim?

Yemeğini bitirince, Filizciğim!

Tamam, anneciğim! O zaman yemekten sonra iki şeker olur mu? Çok güzel yiyeceğim!

Emine gülerdi bu pazarlıklara, yemekten sonra tatlıyı da hak ederdi Filiz.

Bunlar küçük şeylerdi ama karakteri Filizin böyle oluştu. Büyüklerle kavga etmenin sonuç getirmediğini anladı. Hatta huysuz babaannesini bile uysallaştırırdı.

Sakin ol babaanne, kızmak yakışmıyor! Yüzünde çizgi olmasın Gel, yanına oturayım!

Neden? derken bile, siniri geçerdi babaannenin; Filiz, parmağıyla babaannesinin alnında nazikçe gezdirirdi.

Aile zamanla birbirine ısındı. Emine işini yapıyor, babaanneyle dedesi torunla ilgilenirdi.

Zor dönem, babaanne hastalanınca başladı. Doktorlar umutsuzdu ama Emine kabullenmişti.

Babaannem, seni İstanbula götürelim mi?

Ne gerek var, kızım? Koca kadın oldum, gitmekten korkum yok. Geriye sizi bırakmak korkutuyor. Dedene sahip çıkın! O biraz mahzunlaştı

İşte tam o dönemde Filiz, eve bir kedi getirdi.

O gün Elif, oğlunu kaybetti sandı. Filiz okuldan çıkıp eve giden kısa yolda kayboldu. Dede, onu bulmak için acele ettiyse de, bir-iki dakika kaçırmıştı.

Aramadıkları yer kalmadı. Derken Filiz kendi başına döndü, ağlamış, acıyan bir yüzle Hiç konuşamadı, eline battaniyeye sarılmış bir kedicik tutuşturdu.

Filiz, iyi misin kızım? Canın acıyor mu?

Hayır, anne! O acı çekiyor!

Apar topar veterinere gittiler. Neyse ki, mahalledeki köpeklerin saldırısına maruz kalmış kedi tamamen bitik değildi. Veterinerler, küçük birkaç işlemden ve bakım sonrası yavruyu Emineye teslim etti.

Aşılarını da unutmayın, iyileşince! Böyle başıboş bakılmaz! dediler.

Emine başını salladı ama faturadan gözleri faltaşı gibi açıldı.

Bu paraya iki safkan alınır mırıldandı; ama ödemesiz de geçilmezdi.

Evde son paralarını sayınca bir an düşündü. Ay sonuna yetişmeyeceklerdi. Kedinin, babaannenin ilaçları, Filizin doğum günü hediyesi derken ortada para kalmadı.

Anneciğim, bir şey isteyebilir miyim? Filiz uyumamış, mutfakta aniden sarıldı annesine.

Neymiş kızım?

Hediye istemiyorum artık! Onu bırakma, olur mu? O benim hediyem olsun…

Emine kızıyla birlikte, ayak dibinde uyuyan gri masuma baktı. Sabuna koysa da yeniden gelir, yanına kıvrılır, mırılırdı. Kedisini bırakmaya niyeti yoktu, anladı. Paşacık öylece aileye katıldı.

O mahalle kenarında büyümüş kedicik kısa zamanda ev ortamına alıştı. Hiç huzursuzluk yaratmadı, özellikle yaşlılara yakın dururdu.

Ve ilginç biçimde, evdeki herkesin yaşamı değişti.

Elif, kedinin tedavi parasını ödedikten sonra dayanamayıp, anaokulu öğretmenliğinden istifa etti. Cesaretini Paşacıktan alarak, bir dostunun önerdiği ailede çocuk bakıcılığına başladı. O günden sonra çalışmaktan yana sorunu olmadı; herkes ona gözü gibi bakıyor, işi elden ele devrediliyordu. Maaşı artıyor, sabah akşam duası Paşacıka oluyordu.

Paşacık, sen olmasan der, kedinin başını okşardı.

Kedi, elini patiyle yoklar, bir göz atıp Filize dönerdi. Asıl bağlı olduğu onaydı. Tercihi Filizle vakit geçirmekten yanaydı. Bir tek, babaannesi çağırınca odasına giderdi.

Okulda Filizin yanındaydı, ders çalışırken de

Babaannesine ağlayarak veda ederken de Filizin yanındaydı o.

Dedesini birkaç ay sonra son yolculuğa uğurladıklarında da yalnız bırakmadı.

Annesinin sürpriz bir evlilik kararında da yanında oldu kedi. Emineye kendisini keşfetmesi için cesaret verdi. Üvey baba kısa sürede ailenin bir ferdi oldu, Eminenin annesiyle de iyi geçindi. Hatta, araba kullanmayı bilmeyen kaynanasına şoför tahsis etti. Artık Eminenin annesi, apartmanın önünde fidan kutusuyla kraliçeler gibi süzülür, komşulara:

Damadım geldi, beni bahçeye götürüyor! derdi.

Büyüyen Filiz, üniversiteye başladığında kendi evinde kalmak istedi. O da, seçtiği sevgilisini aynı eve getirdi.

Vay be, Filiz, burası saray gibi!

Yok artık!

Çok ferah Aa, bu da ne?!

Hırlayan, tıslayan Paşacık, Filizin odasından fırlayıp misafiri kovalamaya başladı. Sevgilisi Ali, kediyle baş edemedi, kaçmaya kalktı.

Çek şunu üstümden!

Filiz araya girdi ama Paşacık Aliyi hiç sevmedi. O da fırsat bulmalı kovalamaya devam etti. Araları soğuktu.

Bir yıl sonra Filiz ile Ali evlendi. Fakat evlilikte çatlaklar baş gösterdi. Alinin sözleri, Emineyi yıllar önce sarsan cümleleri aratmazdı.

Ne biçim karısın, Filiz! Bu yemek mi? Resmen kırmızı su! Kadın dediğin böyle mi olur?

Oysa, Filize mutfağı öğreten babaanneydi, on yaşında kendi başına yemek yapmıştı.

Ali kılıf bulamıyordu, derken Paşacık bir bahane verdi.

Ne olmuş buna?! Veterinerdeki faturayı gören Ali gözlerine inanamamıştı. Filiz, kafayı mı yedin?! Ben kendime bu kadar harcamıyorum! Sırf bir tüy yumağı bu!

Ali, Paşacık aileden biri!

Bizim aileden mi? Hayır, kesinlikle hayır! Böylesi akraba istemem!

Ne diyorsun sen?!

Duyduğun gibi! Bir daha olursa bizzat kapı dışarı ederim onu!

Filiz tam da o sabah hamile olduğunu öğrenmişti; cevap vermekte gecikti, sonra konuşurum dedi.

Ama Paşacık, yaşı gereği yine hasta olmuş, Filiz onu yeniden veterinere götürmeye hazırlanırken, sabah spordan dönen Ali evde ona rastladı.

Sağlığına aşırı düşkündü, sporunu ihmal etmez, doğru beslenir, Filize de sürekli Sağlık her şeyin başı! derdi.

Yeter! Bu hayvandan da kurtulma zamanı geldi! O kadar beri boşuna masraf çıkartmam ben! Defolup gitsin şu evden!

Ancak ben de onunla giderim! Filiz, normalde soğukkanlı olan kızı iyice sinirlenmişti; ya hamilelikti ya artık toleranssızlık.

Tamam o zaman, ikiniz de gidin! Katlanmak zorunda değilim!

Evde bir şeyler sonsuza dek kırıldı o an. Filiz bir anda, Artık ben böyle bir hayatta yer almam, dediğinde, eskiyi bırakmaya hazırdı.

Kocasına bu ev benim, sen değil ben giderim demedi bile. Sessizce, Alinin montunun cebinden anahtarları aldı, kendi anahtarlarıyla kapıyı açtı, eşine döndü:

Ben çocuk bekliyorum. Sinirlenmemeliyim. Tartışmamalıyım. Kedim bunu anlıyor, sen anlamıyorsun. Şimdi gitmeni istiyorum. Sen sakinleşince konuşuruz. Ama birlikte yaşamak Affedersin Ali, olmaz. Evime, kalbime yıllardır yer alan dostu bir kalemde silebilen adam bir gün beni de harcar. Duygularım, isteklerim umurunda değil. Doğru mu anladım? Bu kadar güzel günümüz oldu ama artık yeterince kötü gün de var. Fazlası zarar. Benim ve senin hayatında Lütfen git şimdi. Eşyalarını sonra alırsın. Kediyi kliniğe götürmem lazım, o acı çekiyor. Ben de ona sorumluyum. Böylesi doğru, böylesi gelişmeliyiz

Ali itiraz etmedi. Eşyalarını toplayıp kapıyı çarptı.

Filiz biliyordu ki hamile olduğunu duymadı bile; aklı sadece kediydi.

Doğruca kedisini kutuya koydu, Paşacık kendi kendine yerleşti. Sonra:

Hazır mısın? Hadi, sağlıkla başlayalım! Hayatta bazı şeyleri değiştirmek gerek!

Kedi yeniden iyileşti, yaşlandıkça tekrar veterinere gitmeyi gerektiren şeyler çıktı. Fakat Filizin kızı doğduğunda, Zeynep Paşacık ona ayrı bir sevgiyle yaklaştı. Hatta torununun çocukluğunda Filize verdiği her huzuru paylaştı. Zeynep büyürken, ona en uysal dadı Paşacıktı; yastığa koyduğu patisini hafifçe bastırarak minik kopyası olan Zeynepi kolayca uyuturdu.

Filiz, kızına annesinin adını vermeyi düşündüyse de, Emine Hanım onu vazgeçirdi.

Ali ile konuş, kızım. O da babası, birlikte yaşamayacaksınız ama o çocuk hep var olacak. Yapılacak fedakârlıklar bitmez, şimdi daha büyük bir adım atma zamanı. Zor ama kızınız için değer!

Filiz annesini dinledi, eski kocasını çok şaşırttı.

Bu akıllılığı beklemezdim senden.

Ne diyelim, olgunlaşıyoruz işte. Ne dersin?

Teşekkür ederim, Filiz!

Ne için?

İnadından vazgeçip çocuğun iyiliğini önceliğine koyduğun için. Ben de yardım edeceğim.

Alan sözünde durdu.

Küçük Zeynep, iki ev arasında mutlu büyüdü, nedenini bilmezdi, ama iki evde de birer peluş ayıcığı oldu; birini annesinde, birini babasında sakladı. İki sevgiyi tek bir gönülde topladı. Ailesinin sevgiyle çevrili olduğu yerde, herkesin aslında aynı insan sevgisini paylaştığını düşünerek büyüdü.

Yalnızca, yaşlı Paşacık bu kızın hikayesini tam bilirdi; ama kimseye anlatmazdı. Çünkü gerek yoktu. Zaten öyle sevilerek büyütülen bir çocuğun kedisinden de sevgi eksik olmazdı.

Küçük Zeynep büyüyünce bu sevgiyi kendi çocuğuna aktardığında, annesi ve babaannesi gibi başını beşiğin üstüne eğecek, yanağını okşayacak ve:

Hoş geldin, minik meleğim. Seni çok bekledim diyecekti.

Rate article
Lifequest
Pahalı Bir Zevk