Ya Selin, bak, belki bugün bana gelseniz diyorum, diye umutla sordu kardeşim Nazan. Eşim iş seyahatinde, çocuklarla evde tek başıma sıkıldım vallahi.
Selin burnunun üstünü ovuşturdu. Bahane bulmak için kafasından bin bir türlü yol geçti, ama hiçbiri kulağa mantıklı gelmiyordu. Acil işim var dese, Nazan inanmaz ki cumartesi günü. Yorgunum dese, başlar hemen sorgulamaya, öğütler vermeye Selin bir iç çekip cevabını toparlamaya çalıştı.
Nazan, yok valla bugün gelmeyelim, dedi Selin, sesi olabildiğince üzgün gelsin diye uğraşarak. Elif biraz hasta, evden de çıkmıyoruz zaten bugün.
Karşıdan kısa bir sessizlik geldi, sonra Nazan’ın derin iç çekişi duyuldu.
Ahh ne kötü oldu diye iç geçirdi Nazan. Otururduk biraz, muhabbet ederdik, çocuklar da oynardı birlikte
Selin gözlerini devirdi; neyse ki kız kardeşi bunu göremedi. Çocuklar oynar ha Tabii, Elif gene küçüklerle ilgilenirdi, o sırada biz mutfakta çay içer, dedikodu yapardık.
Evet, gerçekten üzücü, dedi Selin. Elif iyileşince gene görüşürüz kesin.
Nazan biraz daha iç çekip, Elife geçmiş olsun diledikten sonra telefonu kapattı. Selin telefonu sehpanın üzerine koyup ekrana baktı ve bir an tebessüm etti. Bütün konuşma sadece dört dakika sürmüştü. Nazanın Valinin halini, sağlığını, nasıl olduğu umrunda bile değildi. Sırf bugün gelirler mi diye aramıştı, başka da bir derdi yoktu. Herkese lazım, karşılıksız bakıcı lazımdı işte.
Kapıdan Elif göründü. Kız dikkatlice annesine baktı.
Teyzem yine mi aradı? diye sordu Elif.
Selin başıyla onayladı, telefonu yerine bıraktı. Elif yanına otururken biraz huzursuz, biraz da rahatlamış gibiydi.
Anne, ben artık onlara gitmek istemiyorum, dedi Elif kararlı bir şekilde.
Selin kıza döndü, devamını bekledi. Elif dudaklarını birbirine bastırıp düşündü, sonra dökülüverdi her şeyi.
Hep bana çocukları bırakıyor, dedi kaşlarını çatıp. Onların arkasından koşturuyorum, oynamak, eğlendirmek, hepsini bana kitliyor.
Oğlan orada beş yaşında daha, diye ekledi sinirle. Ben onlara bakıcı olmak zorunda değilim ki anne.
Selin dokuz yaşındaki kızına baktı ve istemsizce gülümsedi. Elif, daha bu yaşında neyi istemediğini açık açık söyleyebiliyordu; hakkını savunabiliyordu, çekinmiyordu. Selin’in içini gurur kapladı.
Merak etme, dedi başını okşayarak. O iş bitti artık kızım.
Elif gülümsedi, kendi odasına geçti.
Selin gözlerini tavana dikip düşündü. Ailecek güzel garip bir dengeleri vardı. Nazan, kendisinden dört yaş küçük. Ama dört çocuk annesi oldu bile! Dört! Selin başını iki yana salladı. Kendisinin biricik Elifi var; o da daha tam büyümedi ki. Daha neler emek, zaman, sevgi harcayacak kızı için Ama Nazan bir günde dörde tamamladı.
Şakaklarını ezip gözlerini kapadı. Nazan hep çocuklarının bakımından herkesi sorumlu görür. Önce kendi anne babaları, Emine Hanımla İbrahim Bey, karıncalanıp destek oldular. Sonra kocasının ailesi, komşular, uzak akrabalar Koca aile sırf Nazanın çocukları için seferberdi. Bir Nazanın kendisi hariç.
Kendi ise her durumda başkasına yük olmayı sevmezdi. Anne desteğini sadece en çaresiz kaldığında isterdi; hasta olunca, işte acil durum olunca Onun dışında başına ne geldiyse tek başına halletti. Zor oldu, çok zor. Ama altından kalktı. Elifi güzel yetiştirdi, pırıl pırıl, özgüvenli bir kız oldu.
Ama Nazan her yıl daha da yüzsüzleşiyordu.
Bu düşünceleri defedip kalktı koltuktan. En azından bir günlüğüne kurtulmuştu kardeşinden, bu da ufak bir zaferdi. Cumartesi işleri onu bekliyordu sonuçta. Mutfakta bulaşık makinesini boşaltmaya girişti.
…
Günler her zamanki telaş arasında geçti gitti; iş, ev Derken Cuma akşamı telefon titredi, ekranda Nazan yazıyor. Selin derin bir nefes alıp açtı.
Selin, Elif nasıl, diye sordu Nazan, neşeli bir kaygıyla. İyi mi, toparladı mı?
İyi, çok şükür, dedi Selin, duvara yaslanarak. Koşturuyor evde eski haline döndü.
Süper! heyecanlandı Nazan. O zaman hafta sonu kesin bize geliyorsunuz, hatta gece de kalırsınız artık!
Selin yine gözlerini devirdi; pazarlık faslı başlıyordu belliydi.
Tek başıma boğuluyorum evde, diye devam etti Nazan yakınarak. Çocuklar da asabi, kocam ise şehir dışında.
Nazan, biz gelemeyiz geceye kalmaya, dedi Selin, başını sallayarak. Fakat sabah uğrayabilirim çaya.
Hoşnutsuz bir sessizlik oldu karşıda. Nazanın beklentisi çok daha fazlaydı belli. Nihayet kısa tartışmadan sonra gündüz gelmeye razı oldu.
…
Cumartesi sabahı kapalı ve serin bir hava vardı. Selin üzerini giydi çıkıp otobüse bindi, yarım saat sonra da Nazanın apartmanının önündeydi.
Nazan kapıyı açar açmaz arkasına bakındı.
Elif nerede, diye yüzünü asarak sordu.
Elifin sınavı, ödevi var, dedi Selin içeri girerken. Gelemedi, kusura bakma.
Nazanın yüzü büzüldü, kapıyı neredeyse suratına kapatacak gibiydi.
Kız iyice huysuzlaştı, diye söylendi Nazan. Ne gelir ne arar ne sorar.
Selin montunu çıkardı, askıya astı. Evin içinden çocuk sesleri, patırtılar geliyordu. Yüzünü Nazan’a döndü, gözlerinin içine bakarak:
Kızım senin evinde bakıcı olmaktan bıktı, diye çok sakin cevap verdi.
Nazan bir anda öfkesinden kıpkırmızı kesildi. Gözleri daraldı, sesi yükseldi:
Bu çok normal! dedi bağırarak. Büyük olan küçükle ilgilenir!
Normal değil, dedi Selin yılmadan. Hem başkasının çocukları için hiç değil.
Onlar başkası mı ya, diye ellerini iki yana açtı Nazan. Kardeşi onlar, kuzeni!
O da daha on yaşında Nazan, Selinin sesi titredi. O daha çocuk, bakıcı değil!
Nazan burnundan soluyarak yaklaştı. O sırada içeriden küçük çocuğun ağlama sesi duyulsa da, aldırmadı.
Kendi yararına! dedi parmağını Seline sallayarak. İleride çocuk nasıl bakılır, öğrenir!
Kendi çocuğum yok ki kardeşi, ne öğrensin! dedi Selin bu defa sesini yükselterek.
Var tabii! Nazan bağırıyordu artık. Benimkilerle öğrensin işte, toplansın başlarına!
Selin bir adım geriye çekildi, inanamayarak.
Sen kendini dinliyor musun Nazan, dedi yavaş bir sinirle. Benim kızımı bedavaya bakıcı olarak kullanmak istiyorsun resmen!
Ee yani, Nazan elini beline koydu. Destek lazım, tek başıma olmuyor!
O zaman niye dört çocuk yaptın? Selin kendini tutamadan patladı.
Nazanın yüzü öfkeyle iyice kırmızı kesildi, damarları belirginleşti.
Sende büyümüş bir kız var! diye çığlık attı Nazan. Bari ders bitince birkaç saat gelse ya!
Son damlaydı bu. Selin tüm birikmiş öfkesini tuttuğu yerden bıraktı.
Yeter ya, diye tısladı. Herkesin sorumluluğunu bize yüklüyorsun.
Sadece yardım istiyorum, diye ayak diredi Nazan.
Yardım başka, dayatma başka, Selin montunu eline alıp giydi. Sen herkesi sana mecbur sanıyorsun.
Annemler de yardım ediyor! Nazan ayağını yere vurdu. Kayınvalidem de bakıyor, siz hep yüz çeviriyorsunuz!
Annelerimiz de yaşlandı, Selin montunu düzeltti. Onların biraz keyif sürmeye hakkı yok mu?
Onlar memnun! Nazan kolundan tuttu.
Selin kolunu nazikçe kurtarıp kapıya yöneldi. Nazan hala sinirli.
Artık bize uğramayacağız, dedi Selin kapıyı açarken. Başka bakıcı bul.
Selin dönüp bakmadan, arkasında yükselen bağrışlarla çıka gitti. Kapı arkasında hızla kapandı.
…
Aynı akşam annesinden telefon geldi. Selin ekrana bakıp açtı.
Kızım, ne yaptın yine? dedi annesi Emine Hanım, sesi sitem dolu. Nazan perişan, ağlayıp duruyor!
Anne ben sadece gerçeği söyledim, Selin çöktü kanepeye.
Hangi gerçeği, annesi sesini yükseltti. Kendi kardeşine yardımı reddetmişsin!
Yardım etmek başka, köle gibi hayatını vermek başka şey, Selin telefonu daha sıkı tuttu.
Nazan dört çocukla perişan, annesi yakındı. Kocası var mı yok mu belli değil! Çok zorlanıyor!
Onun seçimi anne, dedi Selin sakin sakin. Ne benim, ne de kızımın.
Bari Elif arada kardeşlerinin başında dursaydı, hepsi bu! diye ısrar etti annesi. Herkes Nazana elinden geleni yapıyor, ama sen, sen illa farklı olacaksın!
Hayır, Selin annesinin lafını kesti. Benim kızım başkasının çocuklarına bakıcı olmaz.
Onlar başkası değil! neredeyse bağırıyordu Emine Hanım.
Selin kalkıp pencereye geçti. Akşamın karanlığı sarmış, sokak lambaları yeni yeni yanıyordu.
Anne, senle babam hayatınızı Nazanın çocuklarına adamaktan memnunsanız buyurun devam edin, dedi Selin kararlı sesle. Benim böyle bir taahhüdüm yok.
Egoist olmuşsun! dedi annesi suçlayarak.
Benim de kendi ailem var anne, Selin dimdik konuştu. Eşim, kızım Ben onların hayatına adanacağım.
Telefonu kapattı. Cihazı kenara fırlatıp elleriyle yüzünü kapadı.
Arkasında sımsıcak iki kol onu sardı. Elif yanına yanaşıp başını annesinin omzuna koydu.
Anne, hepsini duydum, diye fısıldadı.
Selin döndü, Elifi sıkıca kucakladı, saçlarının o çocuk şampuanı kokusunu içine çekti.
Her şeyi senin için yaptım, yapmaya da devam edeceğim, dedi usulca.
Elif başını kaldırıp annesine gülümsedi, gözleri şükran ve sevgi doluydu.
Biliyorum anne, dedi küçük kız ve annesinin elini sıktı. Teşekkür ederim.
İkisi pencere önünde birbirine sarılmış, şehre bakıyordu. Şehrin öte ucunda Nazan emindir gene kaynanasına dert yanıyordur, annesi de tüm akrabalara yüreksiz ablanın hikayesini anlatıyordu. Ama burada, bu evde huzur vardı.
Selin kararını vermişti ve geri adım atmaya niyeti yoktu. Bütün mücadelelerine, annesine, kardeşine rağmen. Elif her şeyden önemliydi; onun çocukluğu, özgürlüğü, sadece çocuk olma hakkıO an, Selinin içinde ağır bir yük hafifledi sanki. Belki herkes ona darılmış, kulaktan kulağa sevgisiz abla damgasını vuracaktı ama Elifin minicik ellerinin sıcaklığı daha kıymetliydi her şeyden. Bir annenin evladı için attığı sınırlar, bazen görünmez duvarlar değil, korunaklı bir yuva demekti.
Camdan dışarı bakarken, Selin içinden geçen sessiz bir sözü gökyüzüne fısıldadı: Kendine sahip çıkmak, başkasına duyulan sevgiden eksiltmez.
Elif, annesinin kucağında hafifçe mırıldandı:
Birlikte olunca başka kimseye ihtiyacımız yok ki anne.
Selin gülümsedi. Dışarıda hayat ne kadar gürültülü, talepkâr, adaletsiz olursa olsun; kendi küçük dünyasında gerçek bir huzura kavuştuğunu hissetti. Artık, ne kimsenin başkaldıran sesi ne de yük olmaya alışmış birinin vicdan sızısı onu yolundan döndürmeyecekti. Onların evinde, bir kız çocuğu büyümekteydi; kendi sınırlarını bilen, hayır diyebilen, sevginin kazanmak değil, birlikte var olmak olduğuna inanan mutlu bir kız çocuğu.
Ve o gece, Selin ilk defa uzun zaman sonra kafasında çalkalanan düşüncelerden arınmış, hafif bir kalple uykuya daldı. Annesinin sitemi, kardeşinin ısrarı uzak bir uğultuya dönüşmüştü artık. Gecenin sessizliğinde, Elifin odasından huzurlu nefesler duyuluyordu; hayatlarında sadece birbirlerine ait, huzur dolu yeni bir başlangıçtı bu.
Ve belki, yıllar sonra Elif de bir gün anne olduğunda, annesinden öğrendiği bu sevgiyi ve kararlılığı kendi çocuğuna aktaracaktı.
Dışarıda dünya dönmeye devam ederken, içlerindeki bu minik zaferle, annesiyle kızı, kendi küçük evrenlerinde sessizce parladı.




