Gelecek İçin Her Şeyi Göze Almak

Gelecek İçin Risk Almak

Peki İstanbulda ne bulacaksın ki?! diye çıkıştım Elife, aniden ona dönerek. Burada ne eksik? Şuradaki üniversite neyiyle kötü? Niye bu kadar ciddi bir kararı bana danışmadan veriyorsun?!

Bakışlarımda hem kırgınlık, hem de samimi bir şaşkınlık vardı; sanki inanamıyordum Elifin böyle önemli bir adımı benimle konuşmadan atmasına. Biraz ihanete uğramış gibi hissettim; sanki bana sırt çevirmişti.

Elif ise kendini toparlamaya çalışıyordu o sırada. Dudaklarını sıkıca büktü, sesini sakin tutmak için uğraştı ama yine de sesi titredi hafifçe. İçinde her şey düğümlenmişti; başından beri bu sohbetin kolay olmayacağını biliyordu, ve şimdi kavga iyice kızışıyordu.

Öncelikle bu benim hayatım ve geleceğim, diye cevapladı Elif. Ayrıca bunu geçen sene de konuşmadık mı? Üniversite tercihlerim zamanı, mezuniyetim öncesinde Beni burada kalmaya sen ikna etmiştin! Oysa ben çocukluğumdan beri İstanbulda yaşamanın hayalini kuruyordum!

Sesinde burukluk vardı. Gözleri doldu; içindeki kırgınlık nefesini tıkıyordu, fakat Elif ne olursa olsun göstermemeye çabalıyordu.

Pencereye kadar yürüdüm; ellerimi öyle bir kenetledim ki parmak kemiklerim bembeyaz oldu. Sanki öfkemi zapt etmeye çalışıyor, duygularımı dışarı taşırmamaya uğraşıyordum.

Evet, seni vazgeçirmiştim, dedim, sesim biraz daha alçak ama hâlâ gergin. Anlamıyorum, niye illâ bir yere taşınacaksın, üstelik kira için fahiş paralar ödeyeceksin? Benim evim var burada!

Kafamda birbirine karışan düşünceler vardı. Hayal ettiğim bir gelecek vardı: sıcak bir yuva, huzurlu bir aile, güvenli bir hayat. Ama şimdi, o hayaller bir rüzgârda tuzla buz olacak kadar kırılgan geliyordu. Elif başka bir şehre giderse, beraber olmamızın bir anlamı kalacak mıydı? Beş yıl beklesem, geri dönmek ister miydi hiç?

İyi para kazanıyorum, sana istediğin her şeyi sağlayabilirim! diye devam ettim, ona ne hissettiğimi anlatmak umuduyla. Hiç çalışma zorunluluğun yok. Öyleyse neden uzakta bir hayata kalkışıyorsun?

Sesimde içten bir şaşkınlık, neredeyse yalvarış vardı. İstedim ki Elif, benim penceremden de baksın olaylara, niye bu kadar kaygılandığımı anlasın.

Elif birden yerinden fırladı. Yanakları alev aldı, gözlerinde öfke kıvılcımı Hiç beklemediğim bir çıkıştı bu.

Niye sen beni kendine bağımlı sanıyorsun?! dedi. Ben evde oturan biri olmak istemiyorum! Kendi isteklerim için kendim para kazanmak istiyorum!

Elif kesin kararlıydı: bir kadının kendi ekonomik özgürlüğü olmalıydı. İnsan hayatta neyle karşılaşır bilmiyor belki bir gün benimle yolları ayrılır, belki ben ağır hastalanırım, Allah korusun başka bir şey olur. O zaman parası, güvencesi olmayan bir kadın ne yapacaktı?

Bunları yüksek sesle söylemedi Elif; Ardayı daha fazla öfkelendirmemek için sustu. Zaten ben, çoktan ortak yaşantımızı onlarca yıl ötesine planlamış, geleceğimizden emin bakıyordum. İşimi kaybedebileceğim, şirketin kapanabileceği ya da işten çıkarılabileceğim aklımdan geçmiyordu. Kendimi vazgeçilmez sanıyor, çoğu zaman mesai arkadaşlarıma tepeden bakıyordum.

Ama Elif gerçeklerin farkındaydı. Bu dersi çok küçük yaşta, on üçünde almıştı. Anne ve babası boşanınca, babası nafaka ödememiş ve annesi tek başına ayakta kalmak zorunda kalmıştı. Küçücük maaşıyla evini çevirmeye çalışıyordu; evet karınları doyuyordu, o bile bir şanstı. Yeni giysiler yoktu; Elif, kuzenlerinin eskilerini giymeye alışmıştı, yeni ayakkabı hayaliyle yaşamaya başlamıştı. İçinde hâlâ o günlerden bir sızı vardı; bir türlü geçmeyen, haksızlık duygusuyla yoğrulmuş bir acıydı bu.

Sonra biraz düzeldi hayatları; annesi ikinci kez evlendi, ama Elifin mutluluğu artmadı. Üvey baba ona hiç ısınmadı, sürekli laf dokundurdu, ağız dolusu Yabancı ekmeği yiyorsun, demekten geri durmadı. Elif çareyi babaannesine gitmekte buldu. Küçük kardeşiyle aralarının soğumasına neden oldu bu durum da. Babaanne de, Elife destek olmaya çalıştı elinden geldiğince ama minicik emekli maaşıyla kıt kanaat yaşıyorlardı.

Bunlar geçmişte kalsa da izini bırakmıştı. Şimdi Elifin kendi kararlarının arkasında durması çok daha önemliydi. Hem Arda ile gerilmeyi de istemiyordu. Sadece İstanbuldaki bir diplomayla hayallerine ulaşma şansının çok daha büyük olduğunu biliyordu. Büyük şehirde, iyi bir üniversitede okumak, büyük şirketlerde çalışmanın anahtarıydı. Anadoluda bu olanaklar sınırlıydı. Ardaya bunları nasıl anlatmalıydı ki, reddedilmiş gibi algılamadan? Kendi için, gelecekleri için çaba gösterdiğini nasıl hissettirmeliydi?

Neden sen de gelmiyorsun ki benimle İstanbula? dedi Elif, bir umutla elimi tutarak. Biraz ona doğru eğildi, gözlerinin içine bakarken sesi hafif bir dua gibi titriyordu. Zaten şirketinizin ana merkezi orada! Sen müdürlerin gözünde iyisin, transfer seni hiç zorlamaz.

Yumuşakça, umut dolu bir ses. Elif gerçekten bunun bir çözüm olabileceğine inanıyordu; birlikte gidersek, iş sıkıntısı olmazdı Arda şirkette aranılan bir çalışandı.

Her şeyi sıfırdan mı başlatayım yani?! diye çıkıştım, elim istemsizce geri çekilerek. Bakışlarım sertleşti, sesimde öfke sardı. Nasıl aklına gelebilirdi bu fikir? Neden göremiyordu apaçık ortada olanı? Burada güzel bir kariyer yolum var. Kendimi ispat ettim, herkes biliyor, saygı duyuyor. Belki birkaç seneye müdür olacağım. Orada? Orada kimim ki? Hiç kimsenin bilmediği, sürekli bin defa sınanan sıradan bir personelim sadece.

Her kelimeyi tokat gibi söylüyordum. Benim için her şey ortadaydı: burada istikrar, değer görme ve yükselme vardı. İstanbulda ise belirsizlik, amansız rekabet, tekrar baştan başlama zorunluluğu

Ama benim için orada çok daha gerçekçi şanslar var! O kadar Elifin sesi umutsuzluktan titredi. Yutkunup gözyaşını zor tuttu. İfade etmek istediği o kadar şey vardı ki, ama kelimeler boğazında düğümleniyordu. Senden istiyorum yeni bir başlangıç yapmanı ya da işi bırakmanı istemiyorum. Sadece bir imkan var mı diye bakmanı istiyorum. Bu kadar zor mu?

Arda olarak oturup Elife iyice baktım. Titriyordu hafifçe, elleri, bakışları; ne çok heyecanlanıyordu Bu kadar mı önemliydi o diploma? Yoksa bir başkası mı vardı İstanbulda? Aklıma kıskançlık sokuldu, içim daraldı. Aptalca olduğunun farkındaydım, yine de zihnimi kemirip duruyordu bu şüpheler.

Her şey bu kadar kolay mı cidden sence? Sesim artık daha durgundu ama gerilim hâlâ içimdeydi. Sorgula, ayrıntı öğren, her şeyi bırak, sonra sıfırdan başla. Ya mümkün olmazsa? O zaman ne olacak? Ne işim, ne istikrarım, ne filizlenen hayallerim kalır Hepsi bir anda yok olur.

Elif derin bir soluk aldı, kendini toparlayarak.

Her şeyi bırakmanı istemiyorum, dedi sesi kısık. Sadece düşünmeni, araştırmanı istiyorum. Sonuçta ben de bizim geleceğimizi düşünüyorum. Fakat ben başka bir açıdan bakıyorum olaya.

Pencereden uzaklaşıp ellerim cebimde odayı seyrettim: dışarıda çocuklar oynuyordu. Bir erkek çocuğu güvercin kovalıyor, küçük kızlar ip atlıyordu, minik bir çocuk ise parkta kumla oynuyordu. Onlardaki o neşeyi görüyordum, ama zihnimde sadece tek bir konu dönüyordu.

Geçen yıl da Elif, İstanbula gitmek istiyordu. Uzun uğraşlar sonucu vazgeçirmiştim onu; doğru sözleri bulmuştum, ve o kalmıştı. Ama şimdi kararlılığı bambaşka. Eskisi gibi sözle, ricayla ikna edeceğimi sanmıyordum.

Belki annesine danışmalıydım? Aralarında öyle samimiyet yoktu ama ana-kız neticede Ya da arkadaşlarını devreye soksam? Yoksa, Elifin bu tavrı bambaşka bir sebep yüzünden miydi? Beni evlilik teklifine zorlamak için mi böyle yapıyordu diye düşündüm bir an. Elif tüm bu planı sırf evlilik baskısı yaratmak için mi kurmuştu? Belki de kendiyle ve hayatıyla kumar oynuyordu aşk, iş, eğitim, hepsi bir arada

Bir an, içimde deli bir huzursuzluk ve endişe gezindi; Elifi kaybetmekten korkuyordum. Duruma hemen el atmalıydım.

Şunu bil lütfen, dedim, pencereye bakarak, sesim alışılmadık bir soğuklukla, sanki içinde hiç tanımadığı notalar vardı. Eğer bu inatla devam edip gerçekten taşınmaya kalkarsan, bil ki, daha şehir sınırından adımını attığın an yollarımız sonsuza kadar ayrılır. Beklemem seni, kimlerle oluyorsun diye düşünmem. Seçimini iyice yap: İstanbulda iş imkanı mı, yoksa aile mi?

Bu cümleleri kurmak hiç kolay değildi, ama Elifin anlamasını istedim blöf ya da oyun yapmıyordum. Bu, benimle baş başa kaldığım sancılı bir karardı.

Ardımı dönüp odadan çıktım. Kapı öyle sert vuruldu ki, duvardaki küçük bir tablo yere düştü, camı halının üstünde ince bir sesle kırıldı. Ne ben, ne de Elif aldırdık buna.

Elif ortada dona kalmıştı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Aklında tek bir soru: Bu şimdi neydi? O kadar uzun zamandır beraberdi ve birbirine güveniyorlardı, benden neden böyle bir şüphe doğdu? Üstelik, evlilik sözü bu muydu yani? Düğün dernek değil, tartışma, gözyaşı, tehdit arasında.

İçinde öfke ve kırgınlık; öfke bana, bu acımasız ultimatom yüzünden, kırgınlık, çünkü anlamaya hiç çalışmadan direk rest çekmiştim ona.

Gerçekten böyle bir yaşamı ister miydi? Kendi hayallerinden, prestijli bir diplomadan, özgürlüğünden, sırf benim güvenli mundom uğruna vazgeçecek miydi? Benim hayallerime uyum sağlamak için kendi umutlarından niye vazgeçsin ki?

Oysa, ben İstanbuldaki ofiste terfi almanın, transferin mümkün olduğunu biliyordum; bunu patronum da önerdi hatta. Ama cesaret edememiştim. Aslında yeniye başlama korkusu bambaşkaydı; alıştığım ortamdan ayrılmak, kendimi tekrar ispat etmek zordu.

Elif pencereye geçti, İstanbulun hayalini kurdu. Burada ise ben vardım. Elifin içini hüzün ve umut doldurdu. Ardayı ne kadar sevse de, kaçırılmayacak fırsatlar vardı hayatında. Hayatının kontrolünü eline almak istiyordu.

Kafasında karar artık iyice netleşmişti. Yeterince başkalarının planlarına göre yaşamıştı. Şimdi adımını kendi başına atacaktı, yalnız kalsa bile.

Kararını verdi. Omuzlarını dikleştirdi, başını kaldırdı ve kısık ama kararlı bir sesle kendine dedi ki:

İstanbula gidiyorum

*****

Elif, büyük bir özenle eşyalarını bavula yerleştiriyordu; hiçbir şeyi unutmak istemiyordu. Sırtında Ardanın bakışlarının ağırlığını hissediyordu: öfke ve kırgınlıkla karışık bir bakış. Kapının eşiğinde durmuş, kollarını göğsünde bağlamıştı; Elife seçilmemiş olmanın, onun hayalleri yerine kendi geleceğine gitmeyi seçişinin yükünü taşıyordu.

Eşyaları düzerken elleri titriyordu Elifin. Kolunun tersiyla gözyaşını sildi; şimdi ağlamanın yeri yoktu. Sistemli ilerlemeye çalıştı: elbiseler, kitaplar, defterler her şey yerli yerindeydi.

Arda’ya bir şey açıklamadı. Artık ne söylenecek laf, ne edilecek tartışma vardı. Her şey söylenmişti; hem kavganın ortasında, hem ondan sonraki o kısacık gergin konuşmalarda. Şimdi söz fazlaydı. Belki hayatının en büyük hatasını yapıyordu, bu düşünce bir anlığını kalbini büzüştürdü.

Ya başaramazsam? diye geçirdi aklından. Evet, iyi hazırlanmıştı, deneme testlerinde yüksek puanlar almıştı ama sonuçta İstanbul başkaydı. Belki de alışamayacak, yeni insanlara ısınamayacaktı.

Bu ihtimal azdı ama gerçekti. O zaman eve eli boş, kırgın, yenik dönecek, üstelik Arda artık yanında olmayacaktı. Belki Arda yakında kendisine evinde, huzurlu bir kız bulacaktı.

Ama Elif bunları düşünmesine rağmen vazgeçmedi. Bavulunu kapattı, kilidi çekti, Arda’ya döndü. Arda, inatçı bir umutla ona bakıyordu.

Bunu yapmak zorundayım, dedi Elif, sesi kısık ama sapasağlam. Çünkü bu benim şansım. Benim tercihime saygı duy.

Bavulu eline alıp, çantasını omzuna astı ve kapıya yöneldi. İçinde hem bir huzur, hem de delice bir heyecan vardı. Onu bekleyen belirsizlikti, fakat bu belirsizlik yaşam hissi veriyordu. Artık yolunu kendi çizecekti

*****

On yıl sonra, Elif annesinin doğum günü için çocukluğunun geçtiği o küçük kasabaya döndü. Taksideki yol cüzdanını indirirken bir an durdu; çevresine bakındı. Sokaklar, bahçeler, hatta ağaçlar bile ona çocukluğundakinden daha küçük geldi. Ama kalbinde hoş bir sıcaklık doğdu; burada büyümüş, burada hayal kurmuştu.

Elifin üzerinde şık bir takım elbise, boynunda sade bir inci kolye vardı. Geçen erkekler dönüp tekrar tekrar bakıyordu; ama Elif için bu hiç önemli değildi. Gözlerinde taş gibi bir özgüven vardı artık, gülüşünde ise dingin bir huzur. Yanında kiminle yaşlanacağını artık biliyordu, bu bilgi ona gerçek manada özgürlük vermişti.

İstanbula taşınmak, Elifin hayatında yaptığı en doğru hamleydi. Kırmızı, onur belgesiyle aldığı diploma ona büyük kapılar açtı. Mezun olur olmaz, uluslararası bir şirketten iş teklifi aldı ve tereddütsüz kabul etti. Kısa sürede hızlıca yükseldi: zor projeler aldı, kendini gösterdi, yeni şeyler öğrendi. Şimdi, herkesin gıpta ettiği bir pozisyondaydı.

Şimdi geniş bir evi vardı, pencereden parkı gören. Her sabah kahvesini yudumlarken yeşil ağaçlara ve çiçekli yollara bakardı. Garajında hoş bir arabası, bankadaki hesabında rahat bir yaşam ve yeni hayaller kuracak kadar birikimi vardı. En önemlisi, artık hiç kimseye bağımlı değildi, bilhassa kocasıyla bile.

Eşi, Burak, ne zengin ne iş adamıydı; beyaz yakalı, yüksek mevkide çalışan biriydi ama hayatlarını birlikte kurmuşlardı. Elif kendi parasını özgürce kullanırdı. İlişkilerinde hep eşitlik ve saygı ilkesiyle hareket ettiler. Burakla İstanbulda tanışmıştı; işte ilk günlerde onun mentoru olmuştu, birlikte zorlu projelerde çalıştılar, dostlukları aşka evrildi. Elif hâlâ Burakın projeye ilk destek teklifini unutmuyordu; onda öyle bir sıcaklık, öyle bir güven vardı ki, bitmez bir huzur verdi ona. Ve yıllar içinde bu huzur sevgiye dönüşmüştü.

Elifin yanında, hayatının altın parçası olan kızı Melis vardı; beş yaşındaydı ve annesinin elinden tutup annesini çekelekle Anne, hadi, hediyemi ne zaman vereceğim? diyordu. Elinde annesiyle birlikte seçtikleri, işlemeli küçük bir mücevher kutusu vardı. Melis hediye paketine sarılıyor, sabırsızca ne zaman vereceğini soruyordu.

Elif, kızına bakıp gülümsedi. O küçük gözlerde merak ve kararlılıkla yıllar önceki kendisini görüyordu. Melisin saçını okşadı ve,

Az kaldı, canım, çok yakında vereceğiz. Anneannen hediyene çok sevinecek, dedi.

Melis başını salladı, kutuyu sıkıca tuttu ve annesine sarıldı. Elif o an gözlerini kapattı; içi sımsıcak oldu. Evet, başarmıştı. Kendine inanmış ve kendi yolunu açmıştı Artık elinde olan buydu: sevgiyle dolu bir iş, huzura dayalı bir aile ve kendi elleriyle inşa ettiği bir mutluluk…

*****

Arda? Sen buralarda ne yapıyorsun? diye şaşkınlıkla sordum, eski sevgilimi annemin misafirleri arasında görünce. Bir an donakaldım, yüreğimde eski anıların dokunuşuyla bir sızı yükseldi. Ama hemen toparlandım, sırtımı dikleştirip sakin bir tavırla devam ettim. Annemin davetli listesinde hiç duymadım adını.

Ben çağırdım Ardayı, annem araya girdi, hafif gülümseyerek. Son beş senedir iyi anlaşırız. Arda, Ayşenin kızı Sevda ile evli, yani arkadaşımın damadı. Hiç duymadın mı?

Neden eski sevgilimin özel hayatını takip edeyim ki, diyerek kendimce gülümsedim, sesimi sakince, aldırmaz bir tonda tuttum. İnsanın içinde gene bir burukluk oluyor sırf eskiye dair; ne kırgınlık ne de kıskançlık… Ama bir parça kayıtsızlık hissi.

Arda, uzaktan sohbetimizi dinlerken huzursuzca yerinde kıpraştı. Ceketinin cebinde elleri, bakışları üzerimde. Tüm gece bir şekilde beni izliyor, dişlerini sıkıyordu. Herkes başarıyı, huzur dolu bir aileyi bende açıkça görüyordu.

Bir an, baştan aşağı bana baktı. Takım elbisem, gülüşüm, dik duran omuzlarım, yanı başımda elimi tutan küçük kızım, gülücüklerim Arda içinden geçirdi belki de; o, hâlâ beni uzaktan izliyordu, benden haber alıyordu. Bir parça umutla, belki İstanbulda başarısız olmamı, tekrar eskiye dönmemi beklemişti. Geri geldiğimde “Ben demiştim” diyebilecekti.

Oysa tam tersi oldu. Başardım. Hem de onun başaramadığı kadar.

Ardanın işleri ise iyi gitmemişti; uzun yıllar dirsek çürüttüğü şirket kapanmıştı. Son dört senedir orada burada çalışıyordu, eski maaşının yarısını bile kazanamıyordu. Oysa ne hayalleri vardı, ne inançları

Peki, Elifle birlikte gitseydim ne olurdu? Bu düşünce içini kan gibi sardı. Birlikte İstanbula gitseydik, yeni şanslara birlikte direnebilseydik O gün bana rest çekmişti. Sonuçta haklı olduğunu sanıyordu, Elifin vazgeçeceğini, burada kalacağını düşünüyordu.

Ama şimdi benim, oğlum gibi Melise, huzurlu bir aileye ve başarıya sahip olmam, ona iç sesiyle “ne kaybettim” dedirtti. O eski, içini kemiren keşkelerle doldu. “Acaba?” sorusu göğsünde yankılandı, cevapsız.

Birkaç adım atıp yanıma yaklaşmak istedi, belki özür dilemek, belki başarımdan dolayı tebrik etmek için. Ama tam o anda Burak geldi yanımıza; elini omzuma koydu, tebessümle bir şeyler söyledi.

O anda biz güldük. Bakışlarımız buluştu; aramızdaki sevgi, güven, enerji içinde apaçık okunuyordu. Bunu gören bir gözün anlayacağı gibi

Her şey çok netti. On yıl önce Elif risk almayı, kendine inanmaya karar vermişti. Bense korkuyla, alışkanlıkla, değişime meydan okuyamadan olduğu yerde kalmıştım. Suçlu kimdi? Kimse Sadece yanlış tercih yapmıştım.

Başımı önümü eğip salondan ağır adımlarla ayrıldım. Geçmişin fotoğraflarına gözüm ilişti; biz o zaman genç, umut dolu iki öğrenciydik. Dudaklarımda buruk bir tebessümle, camın üzerinden parmağımı gezdirdim; sanki o eski Elife, hayalperest ama paylaşmaya hazır Elife dokunuyordum. Şimdi o başka biriydi: özgüvenli, başarılı, mutlu. Ve o mutluluk bana ait değildi.

Çıkarken bir kez daha salona baktım; çocukların, müziğin, kahkahaların arasına… Onları, geçmişi, olabilecek hayatı içimde bir yerlerde bırakıp, dışarıya, gerçekliğe doğru yürüdüm…Elifin kahkahası yükseldi; Melisin küçük elleri kutuyu açarken neşe dolu bir çığlık attı. Annesiyle, Burakla ve sevdikleriyle çevrili; Elifin gözlerinde kısa bir an, uzun bir yolculuğun, sabrın ve cesaretin yorgun ama gururlu bir parıltısı vardı.

Bir pencere açıldı her şeyin başladığı o eski kasaba sokağından, mis kokulu ıhlamur dalları sarktı odaya. Rüzgâr geçmişi, bugünü ve umudu birbirine usulca bağladı. Elif, bir an gözlerini kapadı; gençlikteki korkular, sancılı ayrılıklar geride kalmıştı artık. Şimdi kalbinde sadece huzur ve ileriye dair sonsuz bir iyimserlik vardı.

Bazen en büyük risk, kendine inanmaktır, diye düşündü hafifçe, kızının saçlarını okşayarak. Kaybetmekten korkmak yerine, yürümek gerek öne, bilinmeyene. Çünkü kendi yolunu cesaretle çizenler, yüreklerinde geçmişin ağırlığı yerine yarının ışığını taşırlar.

Elif, pencereden dışarı bakıp gülümsedi ve başını dikleştirerek hayattan işte o an yeniden emin oldu:

Kendi seçimleriyle büyüyen hiçbir kadın, asla kaybetmez.

Ve o gün, Elifin cesareti koca bir evde, üç kuşak boyunca yankı buldu; Melisin saf kahkahasında, yaşlı annesinin gözyaşında, Ardanın uzaklardan gelen, hüzünle karışık tebessümünde… Hayat, o cesur adım sayesinde daha güzel, daha aydınlık bir yol olmuştu.

Ve Elif, içinden geçen tek cümleyle hikâyesini mühürledi:

İyi ki gitmişim…

Rate article
Lifequest
Gelecek İçin Her Şeyi Göze Almak