Bir Trafik Kazasında İki Bacağını Ağır Şekilde Yaraladı: Ve Sonunda Her Şey…

Bir trafik kazasına karışmıştı, öyle bir kaza ki, her iki bacağını da fena halde sakatlamıştı. İşte, her şey orada bitti
Güzel bir iş, genel müdürlük köşesi hazır, bol maaş cabası. Eşiyle hafta sonu Uludağ turu, arkadaşlarla çay-gazel muhabbeti. Bunların hepsi Fi tarihinde kaldı.
Doktorlar bacaklarını puzzle gibi toparladı, sonra evine gönderdiler. Ne yapacaktı başka; tek çare Allaha ve şansa kalmıştı. O da sabır gösterdi güya; gece ise acıdan bağırıp durdu. Günde iki iğne – sabah ve akşam – az da olsa uyumasına yardım etti.
Aylarca yatağa mahkûm oldu. İşini ise neyle gördü dersiniz? Medikal ördekle! Allah hanımından bin kere razı olsun. Ayağa kalkıp yavaş yavaş yürüteçle gezinmeyi denemeye başladığında ise, acı katmerlendi.
Yatalak kalan delikanlılar bilir belki: Karnına her gün iğne yemek var ya, öyle bir şey ki; eski usul hapşırmak, öksürmek, hele tuvalet işleri, hepsi tarihe karışıyor. Burada çelik gibi sinir gerek.
Ama hangi sinir, söyleyin Allah aşkına? Sinir minir kalmadı, sabır ise tükendi zaten.
Günler geçti, nihayet minicik adımlarla gezmeye başladı. Topal topal, iki ileri bir geri, ama her adımda neredeyse düşüyordu. Yine de bu, bir mucizeydi.
Arkadaşlar? Onlar hayalet koyulaştı, ne arayan var, ne soran. İş yerinde de Pardon, kimdiniz? Sonuç: genel müdürlük koltuğu çoktan yeni sahibini bulmuş. Kısacası, keyifler sıfır, gelecek ise ancak engelli kartı ile var. Allahtan karısı onu terk etmedi
İlk defa, karısının gözetiminde ve koltuk değnekleriyle sokağa çıktığında, İstanbulun güneşi gözünün içine bir vurdu ki, adam nefessiz kaldı. Gözyaşlarını zor tuttu. Kimseye lazım olmayan bir engelli; işte, adamdan ve hayatından geriye kalan buysa!
Kadıncağız, biraz yalnız kalsın diye yanına çekildi. O da homurdanarak bir kaç adım atmayı denedi. Bir anda, sol koltuk değneğinin önünde küçük, duman grisi bir kedi bitiverdi.
Neyin var senin? dedi adama.
Hayvanlara ne zaman yüz dönmüştü ki? Ne kadar şaşkın dursa az. Kedi, adama baktı, acıklı bir şekilde miyavladı: Açım abi.
Hadi bir köfte verelim, dedi adam karısına.
Kadıncağız, söylenerek mutfağa gitti, sonra köfteyle döndü. Adam ağır ağır eğilip kedinin önüne koydu. Kedi, adamı şöyle bir süzdü, sonra iştahla köfteyi gömdü.
Ertesi gün, adam sarımsak gibi sancılı adımlarla bahçeye indi; yanında yine hanımı Bu sefer üç kedi sırada! Belli ki, mahallede tweet yayılmış:
Helal olsun size, dedi adam keyifle.
Acı bir anlık hafifledi. Karısı, homurdanarak üç köfte daha getirdi. Adam, acıyı dişlerini sıkarak bastı ve hepsine pay dağıttı.
Bir gün sonra? Ordu genişledi! Beş kedi, iki de minik köpek. Ev ahalisi söyleniyor tabii. Ama adam inatçı; küçük bakkaldan bir kilo sosis aldırıp pay etti. Kedi köpek şenlendi, adamı oyunlarına karıştırdılar. Adam hem kızıyordu o anda hem gülüyordu; birkaç adım attı ve minik köpekler kahkaha gibi havladılar.
Ertesi sabaha yağmur çiseliyordu. Karısı iyice kızgın; Koltuk değneklerini saklarım bak! diye tehdit etti ama adam dinlemedi, inadı tuttu yine. İlk defa, aylar sonra, kendi başına aşağıya indi.
Onlar beni bekliyor canım, dedi.
Gitti ve beş kedi, iki köpek yine etrafında dans etti. Adam çocuk gibi sevindi. Güzel bir bahar yağmuru altında, adam köpeklerin peşine takıldı, arkasında beş kedi kuyruğu Uzakta karısı, ellerinde şemsiye, ona bakıyor; yüzünde tebessüm
Zaman geçti, iki koltuk değneği bire, sonra sıfıra düştü. Çünkü hayvanlarıyla koştururken onlara mani oluyordu. O sırada fark etti, bacakları artık neredeyse hiç acımıyordu.
İşyerinde kimsenin umurunda değildi. Engelliye ihtiyaç yokmuş! Güzel bir tazminat verdiler, istifa etti. Zamanı boldu; başına gelenleri kaleme almaya koyuldu.
Yaz yaz bitmedi, sonunda koskoca bir tiyatro oyunu çıktı ortaya. Şehrin tiyatrolarını dolaştı, elleriyle verdi, yok, kimseden tık yok. Bir tek, Kadıköyde bir bodrum katta, minik bir halk tiyatrosu ilgilendi.
Bir hafta sonra, yönetmen aradı:
Deneyeceğiz, dedi. Ama biraz kısaltalım, değişiklik lazım.
Bir ay dil döktüler, tartıştılar, kırmızı suratlarla sayfaları tartışa tartışa, nihayet prömiyer günü geldi.
Küçücük salonda, sadece on beş kişi var. Ama inanın, adam için dünyanın en kalabalık salonuydu o.
Korkudan ödü koptu, sahneye bakmaya cesaret edemedi. Son kelime bitti, perde kapandı, içerisi mezar sessizliğinde. Adamın ruhu, kalbi aşağıya düştü. Sanki o sessizlik hiç bitmeyecekti Ve Patlayan alkışlar! Bütün salon alkıştan yıkılıyor! Oyuncular gülerek eğiliyor, defalarca selam veriyorlar.
İkinci temsil? Salon hınca hınç. Koridorlar, yollar dolu. Alkışlar öyle kuvvetli ki, perde yerinden oynadı. Bir müddet sonra tiyatro topluluğu şehrin büyük salonlarından birini tuttu. Şehrin tüm tiyatroseverleri, onun yeni eserini konuşmaya başladı.
Adam, kravatını takıp en pahalı takım elbisesini aldı, selam için her defasında karısıyla el ele sahneye çıktı. Başka türlüsü olur mu canım!
Hanımlar, beyler, Peki ya o bahçedeki iki köpek ve beş kediye ne oldu? diye merak etmişsinizdir. İki köpek ve iki kediyi eve aldılar. Diğer üç kediyi tiyatrodaki hayranları kapıştı.
Bu hikaye ne anlatıyor? Haa, hiçbir şey aslında.
Ya da belki, insanın kendi ayaklarının dibinde umut dolu gözleri görünce artık yere kapaklanamayacağını Mecburen, ayakta kalacağınıİnsan dediğin, bazı şeyleri kaybettikten sonra bulurmuş gerçek yolunu. Adam da hayatını, bacaklarını, koltuk değneklerini, hatta arkadaşlarını kaybetmişti belki; ama kendini bulmuştu. Ve işte, en son selam için yine el ele sahneye çıkarken, karısına sessizce gülümsedi İyi ki varsın, dedi gözleriyle. Salondaki alkış tufanına karışıp etrafa bakarken, bir başka köşede o ilk gri kediyi gördü göz ucuyla; tiyatroya pırıl pırıl bir yavru getirmiş, ikisi de misafir gibi izliyorlardı oyunu. Adam başını eğip gülümsedi.

Hayat Bazen kayıplarla dolu bir yol. Ama bazen, her şey bitti derken yeni bir perde aralanır. Ve o perde açıldığında, eğer yanında bir el ve arkan sıra mavimsi gözlü bir kedi kuyruğu varsa, yeniden başlamışsın demektir.

Alkışlar bittiğinde, dışarıda hafif bir rüzgar esiyordu. Adam bastonsuz adımlarıyla, karısının elini tutarak geceye karıştı. Arkalarında minik patiler, sessiz, mutlulukla tıpırdadı. Çünkü bazen en güzel hayat, köhne bir bahçede başlar ve alkışlar en çok kendin için çalar.

Rate article
Lifequest
Bir Trafik Kazasında İki Bacağını Ağır Şekilde Yaraladı: Ve Sonunda Her Şey…