Eşim dedi ki: “Tartışma.” Ben de tartışmadım — artık her şeye boyun eğmeyi bıraktım. İşte asıl olaylar o zaman başladı.

Eşim, “Tartışma benimle” dedi. Ben de tartışmadım artık onaylamamaya başladım. Asıl o zaman ortalık karıştı.

Murat mutfağa öyle bir havayla girdi ki, sanki iki düşman gezegen arasında barışı bizzat sağlamıştı. Halbuki yaptığı tek şey, ekmekle bir kutu süt almak. Duruşunda bir ağırlık, neredeyse taş gibi bir ciddiyet vardı. Bir hafta önce geçici olarak müdür yardımcısı ilan edildiğinden beri, evin içinde yürümez oldu, sanki tahta çıkmış bir sultan edasıyla süzülüyor.

Selin, dedi, akşam yemeğime (fırında alabalık) bakarak, adeta bir müfettiş gibi.

Bugün çok yoruldum. Stratejik kararlar aldım. O yüzden anlaşalım: Evde huzur, tam kabul. Tartışma istemiyorum. Sadece onaylamanı istiyorum. Beynimin çevreden gelen muhalefetten biraz dinlenmesi lazım.

Çatal elimde öylece kalakaldım. Cesur, dahiyane, biraz da komikti. Düşünün, bu ev benim, maaşım finansal analist olarak hem kira hem de masraflarda enflasyonu hissettirmiyor. Yani, geleneksel anlamda söz hakkı bende. Yine de Muratın bu çıkışı, bir hamsterın, kediden ayrı oda talep etmesi gibiydi.

Yani, kendine yankı olma işlevim mi olsun diyorsun? diye sordum; içimdeki o tanıdık, iş yerinde değerimi bilen ama kayınvalidemin tir tir titrediği savaşçı kadını hissettim.

Benim otoritemi kabul etmeni istiyorum, dedi Murat, sözümona ciddi ciddi kravatsızlığını düzeltti yemekte kravat giymesinin alemi yoktu aslında. Erkek vektördür, kadın çevre… Vektörümü eğip bükme Selin.

Ona baktım. Gözlerinde öyle bir saf ve kutsal özgüven vardı ki, hayata en olmadık yerden atlayan birinin cesareti gibi.

Peki, hayatım, dedim, balığımı keserken nazikçe gülümsedim. Asla tartışma yok. Tam onay.

En sevdiğim oyun işte o zaman başladı: Dileğine dikkat et, çünkü canı gönülden dilediğinde birebir gerçekleşir.

Karnavalın ilk perdesi, cumartesi, Muratın şirketin takım ruhu gecesi dediği, ama gerçekte grill mangal partisi olan etkinlikte oynandı.

Kendi seçip haber vermeden aldığı, son modaya göre hardal rengi bir pantolonla aynanın karşısında dönüp durdu. Pantolonun kesimi, hamile kanguru için dikilmiş gibi: kalça kısmında bir boşluk, baldırlar sosis gibi sarılı.

Nasıl olmuş? diye kollarını açtı. Şık mı, müdür karizmasını yansıtıyor mu?

Normalde, Bunda ofis animatörüne dönmüşsün diye tatlı tatlı uyarırdım. Ama söz verdim.

Elbette, Murat, dedim, gözüm kitabımda. Cesurca seçim! Hemen anlaşılır ki sen lidersin. Hem rengi, hem modeli Kişiliğini haykırıyor.

Murat mutluluktan parladı.

Gördün mü! Daha önce olsa, Çıkar şunu, rezil olma derdin Öğreniyorsun kadın!

Evden tavus kuşu gibi süzüldü. Akşam geri geldiğinde yüzü kıpkırmızı, ve niyeyse ekip arkadaşının kotunu giymişti. Meğer meşhur Başarı Halat Çekme yarışmasında, hardal renkli şahaseri öyle bir çatlatmış ki, anlatamam. Sesiyle neredeyse umut yelkenleri yırtılmış.

Neden, neden bana dar olduğunu söylemedin, hem de önemli yerlerde! diye bağırdı, pantolonu fırlatırken.

Ama tatlım, sen liderliğini belli eder dedin ya, dedim nazikçe. Kumaşı statüne küçük gelmiş.

Olayların aslı, ağır topların devreye girdiği yerde başladı: Muazzez Hanım vektörün annesi. Bir çıkarma hareketiyle geldikten sonra, Murat benim itaatimden aldığı gazla gözünü karartmıştı.

Salonda yemek masasında oturduk. Muazzez Hanım, annemin pudeli modeli saçları ve savcı bakışlarıyla salonu inceledi.

Selinciğim, bu perdeler pek kasvetli, diye börek yerken açıkladı. Ve, bak, kornişte toz var. İyi kadın toz tutmaz, toz girmeye korkar! Murata sıcak yuva lazım, seninki hep ofis gibi olmuş.

Murat, arkasına aldığı rüzgarla destek verdi:

Evet Selincim. Annem haklı. Çok çalışıyorsun, ev biraz dağılmış. Önceliğini değiştirsen keşke. Yarı zamanlı devam etsen? Para sorun değil. Ben artık yönetici oldum.

Güler misin ağlar mısın? Sözüm ona yönetici primi, kendi benzin ve öğle yemeklerine zar zor yetiyor. Ama unutmadım: tartışmak yok.

Tamamen haklısınız, Muazzez Hanım, dedim. Sen de haklısın Murat. Hakikaten çok çalışıyorum. Kadının yüzü perdesidir.

Bak işte! dedi kayınvalide. Gelişiyorsun gözümde.

Bu yüzden, dedim, temizlikçiyi işten çıkardım.

Salon sessizleşti. Muazzez Hanımın lokması yarıda kaldı.

Temizlikçi mi? dedi Murat çatık kaşla.

Evet, haftada iki kere gelip tüm evi temizleyen hanımı. Hani, masrafları kısmamız gerek diye söylemiştin, yönetici için tasarruf önemli Annem de diyor ya, evi kadın eliyle sıcak olur. Tamamen katılıyorum, ben artık her hafta sonu temizlik yapacağım.

Peki, hafta içi? diye çekingence sordu Murat.

Hafta içi, canım, doğanın doğal etkisinden birlikte faydalanırız. Sonuçta, işten sonra yorgun olurum, sen bana yüklenmek istemezsin değil mi?

Takip eden iki hafta, Murat için evde gerçekçi hayatın cehennemi oldu. Ben işten gelince gülümsüyor, koltuğa kıvrılıp kitap okuyorum. Bulaşık doluyor. Temizlik perisi gittiğinden beri, toz her yere kar gibi seriliyor, gömlekler ise ütüsüz, mahzun gölgeler olarak askıda sallanıyor.

Selin, ütülenmiş gömleğim kalmamış! diye Salı sabahı yakındı.

Farkındayım hayatım. Ama dün bütün akşamı annene danıştığın gibi perde seçimine verdim. Ütüye zaman kalmadı. Sen yöneticisin, ütüyü kendi kendine devredebilirsin bence.

Murat ütüyü kaptı, parmağını yaktı, gömlekte koca bir delik açtı, söylene söylene kazağını geçirdi. Kendini sisteme karşı mücadele ederken bulmuştu; ama bu sistem tank gibi, kolay pes etmiyordu.

Son perde, Muratın evde iş yemeği düzenlemeye karar vermesiyle başladı. Gerçek müdür Haluk Bey ve iki önemli mesai arkadaşı gelecek.

Selin, bu benim fırsatım, diye telaşla koşuşturuyordu mutfakta. Sağlam aile destekli olduğumu göstereceğim. Adamlar sade yemek ister, geleneksel olsun. Öyle senin gibi sushiler, carpacciolar falan yok. Erkekler et yer. Konuşmalarımıza karışma, getir-götür yap, gülümse, sus. Senin lojistik fikirlerin kimseyi ilgilendirmez, anladın mı?

Anladım, dedim uysalca. Zengin sofra, geleneksel tarz, hiç ses yok.

Ve, bir şey daha: Kadınca giyin.

Tamam, nasıl istersen hayatım.

Akşam ciddi hazırlık yaptım. Muazzez Hanımın bana geçen sene hediye ettiği rengârenk, fırfırlı sabahlığı geçirdim. Saçımı ise neredeyse kuş yuvası gibi kabarttım.

Masaya kasap böreği (hazırdan, jöleli ve soğuk), haşlanmış patates ve kocaman fırınlanmış bir kuzu budu koydum. Ne bir estetik, ne peçeteler; her şey geleneksel ve gösterişsiz.

Misafirler geldi. Haluk Bey, takım elbiseli, gözlüklü nazik adam, sabahlık halime bakıp bir şey demedi. Murat kızardı, neredeyse duvarın rengine büründü.

Buyurun, soframız hazır! dedim köy düğünü havasında.

Yemek başladı. Murat absürt muhabbetlere daldı, insan-saatinin optimizasyonu gibi kelimeler kullanıyordu, kendisi de ne dediğini anlamıyor.

Murat Bey, dedi Haluk Bey, sessizce. Ama sizin önerinizle akışı değiştirirsek Çinlilerle olan kontratımız elimizden gider. Selin Hanım, siz ne dersiniz? Anadolu Finansda baş analizciymişsiniz, öyle mi duydum?

O an hayat durdu. Murat taş kesildi. Gözlerinden adeta SUS! diye ateş fışkırdı.

Gülümsedim, hayranlıkla Murata baktım.

Aman Haluk Bey, nereden bileyim ben? Bizde akıllı işleri Muratçığım halleder. O vektör, ben çevre Benim işim patates haşlayıp eşimi dinlemek. Murat dedi ki, kadınlar bu işlere karışırsa ciltleri bozulurmuş!

Haluk Bey, patatesten boğulacak oldu. Arkadaşlar birbirine baktı.

Murat sapsarı oldu, alnında ter boncukları belirdi.

Yani ciddi söylüyorum, dedim, coştum bir kere. Murat diyor ki, kararları milyonları etkiler. Ben ise raporlarla uğraşan sıradan biriyim. Hatta, Haluk Bey, Muratın sana yeni önerisini anlatır mısın? Neydi, bulutta Excel mi neydi o meşhur program değişikliği?

Bu noktada doğrudan vurulmuş gibi oldu. Excel fikri, ofiste alay konusu olmuş, Murat ise evde bunu dâhiyane bir icat gibi anlatıyordu.

Gerçekten mi Murat Bey? dedi Haluk Bey, gözlüklerini çıkarıp böcek inceler gibi süzdü. Siz mi önerdiniz bunu?

Ben o sadece bir hipotezdi diye kekeliyordu Murat. Yüzü tabaktaki soğuk kasap böreğine gömüldü adeta. Selin yanlış anlamış

Nasıl anlamamışım, canım? Daha dün saatlerce emir verip anlattın, hep geri kafalı olduklarını, senin ise vizyoner olduğunu söyledin. Tartışmadım, onayladım!

Murat birden dirseğiyle sosluğa çarptı, yağlı kırmızı bir göl masaya yayıldı, pantolonuna yavaşça yaklaşırken Murat, Titaniki kendi elleriyle batıran kaptan gibiydi.

Yirmi dakika sonra misafirler acil işleri bahane edip ayrıldı. Haluk Bey elimi sıktı ve dedi ki:

Selin Hanım, eğer patates haşlamaktan sıkılırsanız, benim bölümde strateji müdür yardımcısı pozisyonu boş. Bence her şeyi yerine en güzel siz koyarsınız.

Kapı kapanınca, Murat dönüp bana baktı. Titriyordu.

Sen beni mahvettin! Bunu bilerek yaptın! Beni rezil ettin!

Yok artık, dedim, şakasızca, komik sabahlığı çıkarırken. Murat, bu akşam tam da istediğini yaptım. Tartışmadım. Fikrimi sakladım. Sana fon oldum. Eğer fonda kendini aptal gibi hissettiysen, sorun fonda değil, figürde.

Yeni bir şey söylemeye kalkarken elimi kaldırdım.

Şimdi lütfen beni dinle. Ve sakın tartışma. Benim de beynimin artık senin saçma vektörüne tahammülü kalmadı. Eşyaların toplandı, valizin antrede. Vektörün bundan sonra annene doğru yönelmiş durumda. Orada hem perdeler doğru, hem de kimse tartışmaz.

Bunu yapamazsın! Ben erkeğim!

Erkektin, ortaktın. Ama paşa olmaya kalkınca, tahtının benim evimde olduğunu unuttun.

Pencereden baktım, taksiye valizini yüklerken izledim. Ne üzgündüm, ne pişman. Evde özgürlük kokusu vardı biraz da fırında kuzu, ama onu havalandırmayla hallettim.

Unutmayın kızlar: Kendini sizden üstün gören erkekle gereksiz yere tartışmayın. Kenara çekilin; gerçeklerle hızla çarpışmasına izin verin. O taç yere düşerken çıkan ses, kadınların duymaktan en hoşlandığı melodidir.

Rate article
Lifequest
Eşim dedi ki: “Tartışma.” Ben de tartışmadım — artık her şeye boyun eğmeyi bıraktım. İşte asıl olaylar o zaman başladı.