20 Yıllık Bekleyiş ve Her Şeyi Altüst Eden Bir Kapı

Zeynep evin kapısında duruyor, etrafındaki dünya bir anlığına yok oluyormuş gibi hissediyor. Artık soğuğu hissetmiyor. Ne ellerinin sızısı, ne de yanaklarındaki ayaz var artık. Sadece kulaklarında çınlayan derin bir uğultu var yıllarca petrol sahasında çalıştığını söylediği için, sanki Hamza’nın getirdiği petrol kadar ağır ve koyu bir uğultu.

Evin içinden ayak sesleri geliyor, tok, kararlı ve o kadar tanıdık ki Zeynepin içi titriyor.

Hamza kapı aralığında beliriyor. Onu defalarca Üsküdardaki evlerinin kapısında görür gibi Fakat şimdi bambaşka biri o.

Üzerinde pahalı bir ev kazağı var, Zeynepin defalarca yamadığı solmuş hırka değil. Yüzü tok, bakımlı; telefonda anlattığı yorgunluğun, geceleri sızlandığı ağrıların izi yok.

Hamza onu görüyor.

Ve o anda, yüzündeki ifade sanki bir anda ölüyor.

Yanaklarındaki kan çekiliyor. Gözleri, geçmişinin hayaletini görmüş biri gibi kocaman açılıyor.

Zeynep? diye fısıldıyor.

Elindeki yaş pasta kutusu Zeynepin elinden kayıp yere, ahşap sundurmanın üstüne düşüyor. Kreması kartona bulaşıyor; sanki aralarındaki bir şey ezilip yok oluyor.

O, kocasına yirmi yıl beklediği adam bakıyor.

Burada mı yaşıyorsun? Zeynepin sesi güçlükle çıkıyor.

Hamzanın ağzı aralanıyor, fakat tek kelime edemiyor.

Arkasında çocuk sesleri duyuluyor.

İlk önce on iki yaşlarında bir erkek çocuğu, sonra dokuz yaşlarında bir kız, en küçükse beş yaşında, ayıcık desenli pijamalarıyla.

Zeynepin ayaklarının altı boşalıyor.

Hepsi tıpkı Hamza’ya benziyor.

Aynı gözler, aynı çene hattı, kafa eğme alışkanlığı.

Çocuk Hamzaya bakıyor:

Baba, bu kim?

Baba.

Bu kelime Zeynepi tokat gibi çarpıyor.

Hamza hemen dönüyor:

Hadi, içeri gidin. Şimdi!

Ama çocuklar onu dinlemiyor. Zeynepe merakla, korkusuzca bakıyorlar. Çünkü onların hayatında hiç kaybolmamış Hamza. Sadece telefonda bir sesten ibaret değildi o. Her sabah sofraya oturan gerçek biriydi.

Kalın paltolu bir kadın kollarını göğsünde kavuşturuyor.

Hamza, anlatacak mısın neler oluyor?

Hamza sessiz.

Zeynepte ise garip bir huzur var artık. Çok ağır bir darbenin sonrasında gelen o bir tür boşluk.

Her şeyi hatırlıyor şimdi.

Nasıl haftada bir kez Hamzayla konuştuğunu.

Çekmediği hatlardan söz edişini.

Sabretmesini istemesini.

İki işte birden çalıştığını.

Zaman zaman künyelerini satıp Hamzaya para gönderişini, orada maaş alamıyoruz dediği için.

Yirmi yıl.

Gözlerini kaldırıyor.

Bunlar kim? diye soruyor.

Hamza cevap veremiyor.

Kadın onun yerine konuşuyor:

Onun çocukları. Ben de karısıyım.

Sessizlik birer ok gibi ortalığa saplanıyor.

Zeynep başını sallıyor, inanamıyor.

Hayır, diye fısıldıyor. Bu olamaz. Ben karısıyım.

Ve o an, Hamza ilk kez güçlü adam değil; iki hayat arasında ezilmiş, her şeyin ortasında aciz, saklanacak yeri kalmamış bir yalancı gibi.

Cümleler havada asılı kalıyor, kırık buz parçaları gibi her an ayaklarının altında kayıp gidecek.

Bir yanlışlık var diye fısıldıyor Zeynep, ama kendi sesi bile ona yabancı geliyor.

Kadının yüzündeki alaycı ifadede eski kendinden eminlik yok artık. Dikkatle Zeynepe bakıyor sıradan bir misafire değil, bir tehdit gibi.

Yanlışlık mı? diyor. Hamza, anlatmayacak mısın?

Hamza ellerini yüzüne sürüyor. Zeynep bu hareketi iyi biliyor. Yalan söylemek istemediği zaman hep böyle yapardı.

Zeynep Daha fazlasını getiremiyor.

İçinde bir şeyin kırıldığını hissediyor Zeynep. Kalbi değil; çok daha derin, bütün hayatını ayakta tutan şey.

Kaç yıl? sessizce soruyor.

Ne kaç yıl? Hamza zaman kazanmaya çalışıyor.

Kaç yıldır buradasın?

Hamza susuyor.

Ve bu sessizlik her itiraftan daha ağır.

Kadın serinkanlılıkla cevap veriyor:

On dört yıl. 2012de tanıştık; o zaman şantiye müdürüydü.

Şantiye müdürü.

Zeynep neredeyse gülüyor.

Müdür müydün? Soğukta boru taşıyorum, sırtım mahvoldu diyordun.

Kadın kaşlarını çatıyor.

Ne sırtı? Sen ondan sağlıklısını bulamazsın.

Zeynep Hamzaya dönüyor.

İlaç için para istemiştin.

Hamza başını eğiyor.

O an Zeynep korkunç gerçeği anlıyor.

Hamza sadece başka bir hayat yaşamamış.

Daha iyi bir hayat seçmiş.

Çok daha iyisini.

Benden para aldın diye fısıldıyor Zeynep. Neden?

Hamza hızla kafasını kaldırıyor:

Geri verecektim!

Ne zaman verecektin? Sesi çatlıyor. Yetmişimde mi? Ölünce mi?

Çocuklar köşede, birbirine sokulmuş. Gerginliği hissediyorlar, ama anlamıyorlar.

Küçük oğlan usulca soruyor:

Anne, babam kötü bir şey mi yaptı?

Kadın cevap vermiyor. Sadece Hamzaya kitlenmiş bakıyor.

Evlisin miydi? Kadının sesi ağır.

Hamza gözlerini kapatıyor.

Ve bu, cevabı oluyor.

Kadın bir adım geriye çekiliyor, sanki yumruk yemiş gibi.

Boşanmıştım diyordun.

Zeynepin içinde tuhaf bir ferahlık var: Acı, ama hafifletecek kadar gerçek.

O sadece Zeynepe değil.

Herkese yalan söylemiş.

Yirmi yıl yalan, yirmi yıl hayali iş seyahati, yirmi yıl başka evde bir yabancı.

Yeni yılı mutfak masasında yalnız karşılayışını hatırlıyor.

Onun için hep bir tabak koyuşunu.

Eski sesli mesajlarını dinleyerek uyuyakaldığını.

Oysa Hamza bu evdeymiş.

Onlarla.

Yaşamış, gülmüş, ciğerlerinin tüm havasını burada solumuş.

Neden? diyor Zeynep.

En kolay, ama en cevapsız soru.

Hamza gözlerinde ne güç, ne inanç olmadan bakıyor ona.

Beni kaybetmekten korktum, diyor.

Zeynepin yanaklarından bir damla yaş süzülüyor.

Ama zaten yirmi yıl önce kaybettin beni, diyor, sesi titrek fakat kararlı.

Hamza ilk defa anlıyor ki, artık hiçbir kelime yıllarca titizlikle yıktığını onaramaz.

Zeynep, yabancı bir kapının eşiğinde, sanki buzdan bir kafeste kalmış gibi hissediyor. Kalbi ritmini sürdürüyor ama sevinçle değil; ihanetten, hazmetmesi günler alacak kocaman bir ihanetin yüküyle.

Hamza temkinli adımlarla yaklaşırken, yirmi yıllık hikâyelerinin yerinde buz parçaları var.

Ben başlıyor ama Zeynep elini kaldırıp susturuyor.

Hayır. Gerek yok. Sesi hafif fakat sert. Yirmi yıl, Hamza. Yirmi yıl yalan. Buna hayat mı diyorsun?

Kadın kollarını kavuşturup başıyla yavaşça onaylıyor:

Çocuklar, köklerinizi bilin. Hepiniz hakikati öğrenmelisiniz.

Çocuklar Zeynepin yanına merak ve şaşkınlıkla yaklaşıyorlar. Minik yüzleri Hamzanın aynısı ve bu gerçekle yüzleşmek Zeynep için buzdan daha sarsıcı.

Bunca yıl bizimle yaşayıp bana bana hep yalan söyledin. Neden anlatmadın? Neden ben umutsuzlukla, korkuyla beklerken sen Cümle boğazında düğümleniyor.

Hamza başını eğiyor.

Korktum, Zeynep. Seni kaybetmekten korktum. Gerçeği öğrenirsen

Sesi donuyor havada.

Beni zaten kaybetmiştin, Zeynep fısıldıyor. Senin hayalinle yaşıyordum, sağlık, umut tükendi. Her şey boş bir “iş seyahati”nin etrafında inşa edildi.

Çocukların neşeyle gülüşü bir an geliyor kulağına saf, gerçek, anın içine dolan kahkaha. O anda, Zeynep suçlunun onlar olmadığını, onların sadece kendi hakikatlerini yaşadığını fark ediyor. Gerçek, bildiğinden çok daha büyük.

Hamza’yı arkasında bırakıp çantasını, paltosunu ve pastasını topluyor. Her biri, yıkılan hayalinin simgesi. Kutuyu kar motoruna bırakıp, dönüp bakmadan bahçe kapısına yürümeye başlıyor.

Zeynep Hamzanın sesi şimdi istek arayan, cevap bekleyen bir ses, ama artık karşılığı yok.

Kapıda son bir kez dönüp hepsine, en çok da çocuklara bakıyor. O anın içinde büyüyor hakikat: Yalan üstüne kurulu sevgi yaşayamaz.

Kapıdan çıkıyor. Az önce yanaklarını yakan soğuk artık sadece soğuk karşılaşılması gereken bir gerçeklik. İçinde boşluk, acı, öfke var; ama bununla birlikte yeni bir özgürlük tadı: Artık tutsak değil.

Hamza orada, ardında kalıyor, yeni hayatında, yeni yalanlarıyla. Zeynep ise kendi yoluna, gerçek özgürlüğe doğru yürüyor. Bir hayatı baştan inşa etmenin, kimseye değil, sadece kendine borçlu olmanın huzuruyla…

Kar taneleri usulca yağıyor, ilüzyonların kalıntılarını silip geriye yalnızca buzdan bir hakikat ve yeniden başlama şansını bırakıyor.

Rate article
Lifequest
20 Yıllık Bekleyiş ve Her Şeyi Altüst Eden Bir Kapı