Katerina’nın vefatından uzun yıllar geçti O günleri şimdi düşündükçe yüreğimde bir sızı hissediyorum. O zamanlar, köye İstanbuldan oğulları başsağlığına gelmişlerdi.
Hiç değilse şimdi geldiler, diye dedikodu ediyordu köylüler aralarında fısıldaşarak. Son yolculuğuna annelerini uğurladılar.
Yemekten sonra oğulları ve aileleri eşyalarını toplamaya başladılar. Tam o sırada, kapıdan Katerina’nın kız kardeşi, teyzemiz Lütfiye girdi.
Teyze, bizim artık gitmemiz lazım, dedi büyük oğul Mahmut. Evi de kapatmamız gerekiyor. Sen de hazırlansan iyi olurdu.
Ne hazırlaması? dedi Lütfiye Hanım şaşkınlıkla. Ben evimdeyim! Hiçbir yere gitmiyorum.
Herkes afallamış gözlerle Lütfiyeye baktı o an…
Yıllar önce, Reyhan ile Demir evlenmişti. Evlendikten sonra Demirin annesinin, Yıldız Hanımın evine geçtiler. Düğün mütevaziydi, biriktirdikleri parayı ev ya da eşya yerine biriktirmeye karar verdiler.
Demir, annesiyle; Reyhan ise bir öğrenci yurdunda kalıyordu evlenmeden önce. Reyhanın annesi vaktiyle evinden uzaklaşmış, alemlere dalmış, ortalarda görünmeyen bir kadındı. Babasını ise Reyhan hiç tanımamıştı.
Evlendikten sonra Yıldız Hanım gençlere biraz zaman tanımak istedi. Emekli iznini alıp kardeşi Katerinanın köyüne, Eskişehirin bir köyüne doğru yola çıktı.
Katerina köyde yalnız başına yaşıyordu. Kocası seneler önce vefat etmiş, iki oğlu ise annelerini yılda bir belki ziyaret eder belki etmez olmuştu. Ararlarsa, ya bir iş olur ya da bir çıkar Annelerine gerçekten yardımcı olmak isteyen yoktu, herkes kendi derdindeydi.
Katerina buna kırılıyordu. Bir telefon açmak ne kadar zor olabilir kendi annene? diye yakınırdı zaman zaman. İmdat istemek de istemezdi; kendi yapabildiği kadarını yapar, olmadı bir komşudan rica ederdi. Arada Demir yeğeni ve eşiyle gelirdi, onlar ellerinden geleni yaparlardı.
Oğullarım var da bir faydasını göremiyorum, derdi bazen Katerina. Hiç değilse Demir unutmadı beni. O da evlendi, şimdi belki teyzesini de unutur. Oğulları ise eşlerini annelerine getirmezlerdi. Birkaç düğün dışında hiç görüşmemişti gelinleriyle ve torunu dahi olmamıştı. Vakti gelmedi derler, oyalanırlardı.
Lütfiye, geldin! Canım kardeşim, birlikteyiz yine! diye sevinmişti Katerina.
İkisinin yüzü de gülmüştü. Küçük yaşlarda hep birlikteydiler; sonra Lütfiye evlenip İstanbula yerleşmiş, Katerina ise köyde kalmıştı. Her ikisi de kocalarını aynı yıl kaybetmiş, bir daha da evlenmemişlerdi.
Sen burada evin hanımı ol, iznim bir hafta sonra bitiyor. Neden Demir gelmedi seninle? Eşiyle birlikte teyzesine gelselerdi ya, yoksa balayına mı gittiler?
Balayı falan yok, tasarruf yapıyorlar. düğün bile sade oldu, nikahla geçiverdi. Reyhanın annesi zaten o da yalnız, alemlere daldı gitti. Kendi başının çaresine bakıyor, kızı da garibim
Sende mi onları getirseydin bari?
Bıraktım, gençler baş başa vakit geçirsin. Ben de biraz kafa dinlerim. Evlenmez dediğim çocuk evlendi, bir ay rahat geçirsinler dedim, şükür ki evlendi, mutlu olsunlar.
Onlar zaten birbirine alıştı. Zaten şehirde balayında ne yapacaklar. Çaresi yok, ara telefonu, gelsinler. Ev büyük, yer çok. Olmazsa geri dönerler.
Demir ve Reyhan ertesi gün geldiler. Teyzeleri Lütfiye çok sevinmişti: Oğulları ise bir türlü uğramazdı.
Reyhan köy hayatını çok sevmişti. Büyükannesini anımsıyordu; rahmetli olunca, Reyhan 15 yaşındaydı. Sonra hem çalışmış hem okumuştu.
Katerina köyde çalışıyordu, Lütfiye yemekleri yapıyor, dinleniyordu. Demir bahçede çitleri sağlamlaştırdı, sundurmanın çatısını tamir etti. Reyhan da sabah akşam bahçeyle ilgilenirdi.
Reyhan, bırak artık şu bahçeyi. Bir hafta sonra iznim bitecek, o zaman ben ilgilenirim. Siz dinlenin, dedi Katerina.
Hiç sorun değil, ben zaten böyle şeyleri severim. Küçükken babaannem her işi bana verirdi. Toprakla uğraşmak bana iyi geliyor. Siz izin gününde keyif sürün.
Bir ay çabucak geçti, herkes evine döndü. Katerina ise evde yine yalnız başına kaldı. Özledi, akşamları hüzünlendi. Büyük oğlunu aradı bir gün.
Ne oldu anne?
Sadece hatırını sormak, belki gelirsiniz dedim.
Zaman yok anne. Sen küçük kardeşimi ara, onlar Egeye gitmekten vazgeçtiler mi bak.
Küçük oğlunu aradı; o da denize gitmekle meşguldü, annesine uğramak istemedi. Varsın gelsinler dedi Katerina kendi kendine. Nasılsa Demir söz verdi, arada uğrar bana
Zaman geçti, yıllar geçti Demir ve Reyhan şehirde ev aldılar, çocuk sahibi oldular. Ama Demir, Katerinayı hiç yalnız bırakmadı, eşi ve çocuklarıyla köye gelip ellerinden geleni yaptılar. Misafirdiler, yardımcı oldular, çocukları da yaz boyu anneannelerinin yanında geçirdi. Artık iki yaşlı kardeş, Katerina ve Lütfiye birlikteydi; emekliliğin tadını çıkarıyorlardı.
Katerinayı öz oğlu torun sevinciyle mutlu edemedi. Küçük oğlu evlenince eşinin evladını öz çocuk gibi sahiplendi. Büyük oğlu ise hep yoğundu, çocuk da doğmadı, kariyer davasından sonra da iş işten geçti. Yıllar bir çırpıda geçti. Onlar üç beş yılda bir uğradılar, annelerinin gönlünü alacak bir hüsnü hatır bile esirgediler.
İyi ki Demir ve Reyhan ve tabii Lütfiye vardı da yalnızlık hiç yadırganmadı.
Fakat yıllar geçince, Katerina ağır hastalandı. Tedavilerin masrafı artınca ikinci oğlunu aradı, durumu anlattı.
Anneciğim, ömründe sanatoryuma gitmedin, bu saatten sonra da gerek yok, evin şifası yeter, dedi umursamazca.
Sanatoryum masraflarını Demir ve Reyhan üstlendi. Teyzesiyle Katerinayı birlikte gönderdiler; hem sağlık, hem moral için.
Dört yıl sonra Katerina bu dünyadan göçtü. Oğulları başsağlığına köye geldiler.
Hiç değilse bu defa geldiler, diye yine fısıldaştı köylüler. Son yolculuğunda anneleri yalnız kalmadı
Yemek sonrası oğullar ve aileleri toplandı, şehre dönmek üzere hazırlanıyordu. O sırada evde Lütfiye ve Demirin ailesi oturuyordu hâlâ.
Teyze, bizim gitmemiz lazımmış, dedi büyük oğul. Evi kapatacağız. Siz de artık gitmelisiniz.
Nereye gideyim? dedi Lütfiye Hanım. Ben evimdeyim, hiçbir yere gitmiyorum.
Herkes Lütfiyeye şaşkınlıkla bakakaldı.
Bu ev annemize ait, dedi küçük oğul. Artık bu ev bizim, satacağız. Bir hatıra almak istiyorsanız alın, bir vazo ya da sürahi. Zaten hepsini dağıtacağız.
Siz annenizden bir hatıra alın istiyorsanız; ama ev Katerinanın bana hediyesidir, yataktan kalkamaz olunca tapusunu bana verdi. Sanatoryumdan döner dönmez
Sanatoryum? Hediye mi etti? Biz oğulları değil miyiz?
Şimdi mi hatırladınız oğul olduğunuzu? Anneniz hastalandığında bir kere dahi gelmediniz, aramadınız bile. Şimdi hak iddia etmeyin…
Oğulları başlarını önüne eğip köyden ayrıldılar. Ne özür ne itiraf Artık onlara kapı da yok, hal hatır soracak insan da.
Lütfiye kardeşinin evine yerleşti. Kendi evinin kirasını oğlunun ailesine verdi, destek oldu. Demir ve ailesi hâlâ uğrardı, yardımlarını esirgemezlerdi. Güzel, birbirine bağlı mutlu bir aile kaldı; bir Katerina eksik…
Ama o, her zaman onlarla beraber; onların hafızasında, gönlünde hep yaşadıAma köyde hâlâ akşam güneşi camdan içeriye huzur huzur dolarken, mutfağın masasındaki eski çatlak çaydanlıktan demi tüten çayın kokusu bir başka olurdu. Lütfiye Hanım cam kenarında oturur, Katerinanın ördüğü dantelli eski örtüye ellerini sürer, hüzünle gülümserdi.
Demir ile Reyhan çocuklarını bahçede salıncağa bindirir, onların kahkahalarını dinlerken gözlerinden yaşlar süzülürdü; çünkü burası umutla ve kayıpla, kırgınlıkla ve bağışlamayla, sevgiyle yoğrulmuştu. Katerinanın yokluğunda bile, onun sevgisi, emeği ve anıları evin her köşesini sardı. İnsan ömrünün ötesine uzanabilen en değerli mirasın, hatıraların ve şefkatin olduğunu hepsi derinden kavradı.
Bir gün, güneş yine henüz batmamışken Reyhan çocuklara döndü ve şöyle dedi:
Burada büyüyün, iyiliği öğrenin, annenizi, babanızı, büyüklerinizi sakın unutmayın. Evler tuğladan yapılır ama aile yürekten kurulur
Ve köyün akşam sessizliğinde, dertler geri çekilirken, küçük evin penceresinden içeri o eski tanıdık huzur yine doldu. Katerinanın ruhu gibi, sofralara bereket, insanlara yüzlerinde hafif bir tebessüm bırakan bir huzur sindi. Lütfiye Hanım fısıltıyla mırıltılarını sürdürdü:
Sen merak etme kardeşim… Biz burada, senin ışığında, birbirimize yoldaş olmaya devam edeceğiz.
Ve böylece, hayat orada kimseye muhtaç olmadan; ama birbirine tutunarak, kapanmış yaralara inat, yeni kökler salmaya devam etti




