Kıskançlığın Zehri
Burak, korkuyorum diye fısıldadı Yasemin, ellerinde peçeteyi sıkarken. Son kelimede sesi haince titredi. Başını kaldırıp adama baktı; gözlerinde gerçek bir endişe okunuyordu. Yine o mesajlar geldi
El çabukluğuyla çantasından telefonunu çıkardı, titreyen parmaklarıyla ekranı açıp Buraka uzattı. Burak telefonu aldı, ekrana dikkatlice bakıp mesajları okudu: Güzel bir akşam için teşekkürler, Şimdiden özledim, Yeniden ne zaman buluşuyoruz?, Yakında tekrar görüşeceğiz, Mesai bitiminde seni bizim yerde bekleyeceğim Burakın kaşları çatıldı, iki kaşı arası derin bir şekilde buruştu.
Bunlar ne zaman geldi? diye sordu, sesi sakin, neredeyse duygusuzdu; telefonu Yasemine geri uzattı.
Sonuncusu, tam beş dakika önce. Siparişimizi verdiğimiz an Yasemin yutkundu, içi sıkışıp daralıyordu. Ve bu sadece ilk defa olmuyor Ne zaman birlikte olsak, mesajlar o anda geliyor. Sanki birileri bizi izliyor Her saniye, nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı biliyor.
Burak geriye yaslanıp çenesini düşünceli bir el hareketiyle sıvazladı; bakışları keskinleşti sanki olası durumları kafasında bir bir tartıyordu.
Tüm mesajları ve gönderim tarihlerini göster, dedi sesi soğuk ve kendinden emindi.
Yasemin, titreyen elleriyle sohbeti yukarı doğru kaydırdı. Burak her detayı, hangi saatte ne yazıldığını dikkatlice inceliyordu. Sakin yüzündeki odaklanma neredeyse bir avcınınki gibi hissediliyordu; görünmez bir düşmanı takip ediyor gibiydi. Bazı mesajlar daha da tedirgin ediciydi: Seni düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum, Son konuşmamızı hatırlıyor musun? Devamını bekliyorum, Fikrini değiştirirsen nerede bulacağını biliyorsun. Her yeni mesaj, hayatlarına bir yabancının zorla dâhil olduğu hissini artırıyordu; görünmeyen bir el karanlıktan dokunup aralarındaki güven bağını çözmeye uğraşıyor gibiydi.
Garip, dedi sonunda, sesi bir anda çelikleşti. Çok kasıtlı Sanki birileri aramızda başka bir ilişki varmış gibi göstermek istiyor. Ve bu işe çok metodik yaklaşmış, özellikle birlikte olduğumuz anları seçiyor Fazlasıyla planlı.
Yaseminin omuzları, görünmeyen bir yükün altında eziliyormuş gibi, istemsizce düştü. Yirmi beş yaşındaydı, küçük bir tasarım stüdyosunda çalışıyordu ve çok uzun süredir gerçek bir ilişki kurabileceği birini arzuluyordu ne özel bir statüye, ne de para için; sadece sıcaklık, anlayış ve karşılıklı destek için. Otuz beş yaşındaki Burak ise tam onun hayalindeki gibi bir adamdı; güvenilir, ilgili, dinleyebilen ve anlayabilen biri. Onun yanında kendini güvende hissediyordu bu duygu çok az bulunur ve çok değerliydi.
Altı aydır birlikteydiler. Bu sürede Yasemin, Burakın meseleleri duygusallıktan uzak, olgun şekilde çözüşünü, kendine has mizahını ve hayatına gösterdiği kıymeti hayranlıkla seyretmişti. Aceleci değildi Burak, geçmişten ya da gelecekten baskı yapmıyordu. Geleceklerini birlikte hayal ettiğini, bir gün onu eşi olarak yanında görmek istediğini hiç saklamamıştı. Yasemin de hazır hissettiği cevabı vermekte aceleci değildi, ama sık sık, birlikte bir hayata adım atmaya hazır olduğunu düşünürken buluyordu kendini.
Böyle bir şeyi kim yapar, anlamıyorum, dedi kısık sesle, sesi titriyordu. Gizli bir hayranım yok. Kimseye umut vermedim Bir de o ifadeler: bizim yerimiz, son konuşmamız sanki yıllardır bir şeyler varmış gibi göstermek istiyor birileri. Sanki kuklaymışız gibi, biri ipleri çekiyor bizimle dalga geçiyor
Ben hallederim, dedi Burak aniden, bakışlarına kararlılık yerleşmişti. Bu işlerle ilgilenen tanıdıklarım var. Arayan numaralara ulaşabiliriz. Buna bir tesadüf gözüyle bakamıyorum. İpleri çok düzgün çekmişler.
Sonraki birkaç gün boyunca Burak araştırmalarına daldı. Yasemin, olup bitenleri düşünmemeye çalıştı; çalışmaya ve arkadaş buluşmalarına odaklanarak her şeyi unutmaya çalıştı. Küçük mutluluklara, tesadüfi gülüşlere, en minik neşeye tutunuyordu; belki bir nebze içindeki korku dinerdi. Ama o korku, bir yılan gibi, kalbini sımsıkı sarıyor ve tam anlamıyla nefes almasını engelliyordu. Birisinin bilerek, onun hayatında filizlenen o minik huzuru yok etmeye çalıştığı hissini atamıyordu üzerinden. Telefonuna her baktığında, yeni bir mesaj var mı diye yüreği sıkışıyordu. Her defasında bir şey çıkmayınca rahatlıyor, ama sadece bir anlığına; çünkü o korku hemen geri geliyordu, daha yakıcı şekilde.
Beşinci günün akşamı Burak aradı.
Yasemin, buldum, sesi ciddiydi, alışık olduğu sıcaklık yoktu tonunda. Mesajlar birden fazla bayiden alınan numaralardan yollanmış. Ama satın alanı ortaya çıkardık. Bu kişi: Derya.
Yaseminin ellerindeki telefon neredeyse düşüyordu. Derya, üniversiteden beri en yakın arkadaşıydı; yirmi sekiz yaşında, boşanmış, iki çocuklu. Onunla yıllardır her şeyi paylaşmışlardı, bütün zor zamanlarında birbirinin yanında olmuşlardı. Son zamanlarda aralarındaki huzursuzluk belirginleşmeye başlamıştı. Derya sık sık yalnızlığından, erkeklerin çocuklu kadınlarla olmak istememesinden, hayatının sürekli ev işleri ve hayal kırıklıkları arasında debelendiğinden yakınıyordu.
Derya mı?.. diye fısıldadı Yasemin. Sesi hem acıyla hem de şaşkınlıkla doluydu. Neden? Bunu nasıl yapar?..
Sen de az çok tahmin ediyorsundur. Kıskançlık, dedi Burak, sesi de biraz buruk. Sen özgür, başarılı bir kadınsın ve yanında düzgün bir adam var. Oysa o, hayattan ikinci plana düşmüş gibi hissediyor. Muhtemelen, benim seni aldatabileceğimi düşünmemi ve sana güvenmemi engellemeyi amaçlamış.
Birkaç hafta önce, Yasemin, Burak ve Derya, bir arkadaşlarının evindeki davettelerdi. Büyük salonu neşe ve loş bir ışık aydınlatıyordu, sohbetler, kahkahalar, atıştırmalıkların ve şarabın aroması havada asılıydı.
Yasemin, deniz mavisi yeni elbisesiyle göz kamaştırıyordu kumaş hareket ettikçe vücuduna zarifçe oturuyor, gözlerinin bal rengi ışıltısını öne çıkarıyordu. Burak ise bir adım bile yanından ayrılmıyor, arada ona gülerek şarap uzatıyor, bir lokma ikram ediyor veya sohbete dahil ediyordu.
Tam dergi kapağı gibisiniz vallahi! dedi Derya, zoraki bir gülümsemeyle yaklaşıp durdu. Elleri göğsünde bağlı, sade bej kazağının kolunu huzursuzca çekiştiriyordu. Her şey kusursuz: hem kıyafet hem beyefendi
Teşekkürler, dedi Yasemin, içtenlikle gülümsedi. Elbise hakikaten iyi oldu, hiç ummazdım bu kadar güzel oturacağını.
Tabii, Derya kendi kazağına baktı, gözünü kaçırdı. O imkanlar bende olsa Ama iki çocukla butik gezemem. Bütün param başka şeylere gidiyor
Derya, bunun konuyla ilgisi yok, dedi Yasemin yanına yaklaşıp koluna hafifçe dokunarak. Sen de kazakla çok hoşsun. Kendine has bir stilin var; her zaman göz alıcı oluyorsun.
Tabi, Derya sinirli bir kahkaha attı. Kimine her şey kolayca gelir, kimine çocuklar için yeni ayakkabı ve bot almak lazım. Ya da bir kere kuaföre gitmek ile oğlanı jimnastiğe yazdırmak arasında kalırsın
Sesi en sonunda iyice güçsüzleşti ve hızla pencereye doğru döndü, dışarıya bakıyormuş gibi. Burak ise hemen ortamı yumuşatmaya çalıştı yeni açılan bir restoranı anlatarak herkesi orada toplanmaya davet etti. Yasemin sohbete katıldı, ancak göz ucuyla, Deryanın pencere önünden uzun uzun onları izlediğini fark etti; özellikle Burakla dansa çıktıklarında Deryanın bakışları acı ve kıskançlık doluydu. O bakışta arzulanan şey sadece başarı değildi sahip olamadığı bir hafiflik, özen ve sahiplenilmenin özlemi vardı.
Bir başka uyarı sinyali de, bir kafenin geniş camlarının ardından usul usul yağan sonbahar yağmurunu izlerken gelmişti. Yasemin, Burakla hafta sonu şehir dışına yaptıkları gezide başlarına gelenleri heyecanla anlatıyordu; doğanın içinde gezmişler, ıslak yapraklar toplamışlar, minik bir piknikte ateşte sucuk pişirmişlerdi. Akşamı ise ateş başında yıldızları izleyerek geçirmişlerdi.
Büyülüymüş, dedi Derya dudaklarını sıkarak, kaşığı kahvesinde ağır hareketlerle dolaştırıyordu. Romantizm, doğa, yanında harika bir erkek
Gerçekten çok güzeldi, dedi Yasemin, ellerini kupasında birleştirdi. Kışın da gitmeyi düşünüyoruz, Burak bana kayak öğretecek meğer çok iyi kayıyormuş. Sen de gelsene?
Kayak mı? Derya kaşlarını kaldırdı, dudakları oynadı. Eğer vakit bulursam Benim için mümkün değil: kreş, hastane, oğlumla ödevler, sonra kızı kurstan almak, akşam yemeği hazırlamak, defterleri kontrol etmek Birilerine romantizm, birilerine ise gerçek hayat.
O anda sesi öfkeli değildi, ama içinde öyle bir yılgınlık, öylesine derin bir kırgınlık vardı ki Yaseminin içi burkuldu. Masadaki arkadaşları araya girdi:
Derya, ne var ki bunda? Yasemin seninle yarışmıyor, sadece mutlu olduğu anları paylaşıyor. Böyle güzel anları anlatmak hoş bir şey!
Ben de bir şey demiyorum ki Derya kahve fincanını tabağa öyle bir bıraktı ki kahve neredeyse taştı. Sadece gerçeği söylüyorum: birinin hayatı şenlik, diğerinin ise sonsuz döngü. Mesela Yasemin, spontane şehir dışına çıkabilir. Ben ise haftalar öncesinden plan yapıp, bakıcıyla, bütçeyle uğraşmadan bir adım bile atamam. Ve sonunda kesin bir şey ters gider!
Yaseminin içi acıyla büzüldü. Bir şeyler söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi. Sadece Deryanın elini avuçlarının arasına aldı:
Seni ne kadar zorladığını biliyorum. Yardım etmek isterim, bir gün çocuklarla parka gidip mangal yapalım. Hepimize iyi gelir.
Derya, bakışını bir an için kaçırdı, gözleri doldu ama hemen toparlandı:
Teşekkürler, ama gerek yok. Onlar yorulup mızmızlanır Sen özgürlüğünün keyfini çıkar, şanslıysan kullan.
Yasemin bunun üzerinde durmamıştı; yorgunluk veya kısa süreli moral bozukluğu sanmıştı. Şimdi ise, kıskançlığın uzun süredir içinde biriktiğini anladı öyle saf bir kötülük değildi bu, daha çok bir iç acısı, çaresizlik duygusuydu. Sonradan bakınca Deryanın kaçırılan bakışları, kasılan gülümsemeleri, aniden yavaşlayan konuşmaları bir bir aklına geldi; bunlar aslında şimdiki tabloyu çoktan haber veriyormuş.
Şimdi ne yapacağız? dedi Yasemin, yüzündeki karmaşa ve kararlılıkla.
Hemen gidiyoruz. Onunla konuşup, bu işi sonsuza kadar bitiriyoruz, dedi Burak.
Deryanın evine gittiler. Kapıyı açtığında karşısında ikisini gören Deryanın yüzü aniden soldu. Elleri bacaklarının yanında sertçe kenetlendi.
Siz mi geldiniz? Hayırdır? Sesi titrek, karışık ve korkulu geliyordu.
Numara yapma, dedi Burak kararlı bir tonla. Mesajları senin attığını biliyoruz. Elimizde kanıt var.
Derya bir adım geri çekildi, sırtını duvara dayadı; adeta ayakta duracak gücü kalmamış gibiydi. Yüzü öfkeyle şekillenmişti ama gözlerinden yaş süzüldü o yaşlar birikmiş acının, umutsuzluğun, kırgınlığın iziydi.
Evet, bendim! diye haykırdı, sesi nerdeyse çığlığa dönüşüyordu. Ne sandın? Sizce ben burada oturup senin, Yasemin, her şeye sahip olmanı, benimse iki çocuk ve yalnızlığımla kalmamı izlemeliydim! Sen hep hayatın şanslısı oldun! Güzel, özgür, tasasız Bense yükten başka bir şey olamadım!
Sözleriyle hemen hemen boğuluyordu. Gözleri parlıyor, kelimeler zorla çıkıyor, içinde yıllardır biriken ne varsa su yüzüne çıkıyordu.
Birinin kendisini gereksiz hissetmesinin ne demek olduğunu hayal bile edemezsin, diye sürdürdü Derya. Burakla buluşmalarınızı her duyduğumda kıskançlıktan nefesim kesiliyor. Senin ne kadar şanslı olduğunun farkında bile değilsin! Ben de, senin kusursuz dünyana ufak bir çatlak açmak istedim! Sen de benim gibi hisset istedim hiçbir şeyin yolunda gitmediği hissini tatmanı istedim!
Yasemin önündeki eski dostuna baktı; birlikte son kahvelerini içerken ağlayan, omzunda sızlanan Derya artık karşısında değildi. Derya şimdi öfke yumağına dönmüş, içinde eski yaraları ve çaresizliğiyle tanıyamadığı bir kadına dönüşmüştü.
Sırf kıskançlıkla, hayatımı bozmak istedin, öyle mi? dedi Yasemin. Sesi yargılamıyor, daha çok keder doluydu. Yani tüm bunları Burakın bana inanmayacağını umarak yaptın? Onu benden uzaklaştırmak için mi?
Başka ne yapabilirdim ki? Derya acı bir kahkahayla güldü. Sen her zaman parlatıldın, hep sahnedeydin; ben ise arka plandaydım. Bana ilgi duyan herkes birkaç ayda bir kaçıyordu çünkü çocuklar, çünkü dertler, çünkü ben senin gibi hafif ve neşeli değildim!
Burak öne çıktı, Yaseminin önünde durdu, adeta onun tüm acı ve öfkesini bedenini öne vererek siper aldı.
Yeter artık, dedi Burak, sesi tok, kararlı, emir gibi. Bir adım daha atıp Yasemini, Deryanın zehirli sözleriyle arasına siper yapmıştı. Bu yaptığın çok yanlış. Ve bunun hesabını vermen gerek.
Derya bir an pişman gibi oldu ama hemen bu duyguyu öfkesine sakladı.
Ne yapacaksınız? Polise mi gideceksiniz? dedi alttan alttan meydan okuyarak. Onların umurunda mı sizin mesajlarınız?
Polise gerek yok, dedi Burak sakin ama net şekilde. Senden tek istediğimiz, Yasemini bir daha rahatsız etmemendir. Başka da bir şey istemiyoruz.
Derya bir an Yasemine baktı, sanki yaptığı her şeyin ağırlığını o an hissetmişti. Yanağına bir damla yaş süzüldü ama hemen kendini toparlayıp yine keskinleşti:
Sanki anlamadın benim sana kıskandığımı! dedi sesini yükselterek, hafif titrek bir tonla. Mesela geçen yıl doğum günümde, herkes sadece senden ve yeni terfiinden konuşmuştu! Ben köşede pastayla beklerken, gelip hâlimi soran bile olmamıştı. Kimse!
O günün anısı birden Yaseminin gözlerinin önünde canlandı: Dans edip, gülüp, yeni elbisesiyle övgü topladığı anlar Derya ise kenarda, kutunun kenarında, parti boyunca gözlerini kaçırmıştı. Şimdi, nedenini fark ediyordu.
Derya, dedi Yasemin, sesi acıyla kırık, seni gölgelemek gibi bir derdim olmamıştı. Ben o gün mutluydum, ama seni bir rakip olarak hiç görmedim. Sen her zaman benim için eşit, değerli bir dosttun
Başka türlü nasıl hissedeyim? Derya, ellerini saçında gezdirdi, tutamları sıkıp kendini zapt ediyor gibiydi. Sen güzelsin, başarılısın, Burak var. Benim ne var? İki çocuk, bir türlü bitmeyen kredi, bir de başka kadına giden bir eski eş Elbette sana içten içe kıskandım! Evet, belki senin dünyanı sarsmak istedim; bir gün benim gibi hisset istedim. Herkes mutlu, ben ise sanki hiç yokmuşum gibi Sanki ben hiç olmamışım
Burak sonuna kadar bekledi, bir şey demeye niyetlenmedi. Sonra, yumuşak ama kesin bir tonda konuştu:
Kıskançlık herkesin kendiyle ilgili hissettiği bir duygudur. Ama sen başkasına zarar vermeyi seçtin, çözümü kendini geliştirmekte değil başkasını yıkmakta aradın. Bu hiç doğru değil.
Derya neredeyse tokat yemiş gibi irkildi. Sözleri boğazında düğümlenmişti, bir an sessizce başını önüne eğdi; içi titreye titreye ağlamaya başladı. Yaşlar yanaklarından süzüldü; yorgunluk, sitem, pişmanlık bir arada.
Özür dilerim, dedi, kelimeleri zorla çıkararak. Amacım bu kadar ileri gitmek değildi. İyice birikti içimde. Boşanma, yalnızlık, her günün aynı sıkıntısı Baş edemedim.
Yaseminin içi sıkıştı; öfke, üzüntü, merhamet aynı anda vuruyordu. Derya karşısında, yorgun, kendiyle savaş içinde bir insandı sadece düzen kurucusu bir düşman değil
Aklına birkaç hafta önceki bir kahve muhabbeti geldi: Derya bardağına bakarak, Yasemin, senin hayatın sanki bambaşka; işin iyi, ilişkilerin yolunda, hobilerin var. Bense yerimde sayıyorum. Aynı sabahlar, aynı kreş yolları, market, yemek, çamaşır Bazen yine mi başa döndüm diyorum, demişti. O gün Yasemin moral vermek istemiş; Harika çocukların var, birçok yeteneğin var. Sana uygun iş bulmamı ister misin? demişti, ama Derya Kim ister ki, iki çocuklu anneyi? Sen özgürsün, o yüzden şanslısın, diye kestirip atmıştı.
Şimdi anlıyordu Yasemin: O sözler bir sitemin ötesindeydi, bir yardım çığlığıydı. Kendisinin, ne yazık ki duyamadığı
Derya, dedi titreyen sesiyle, bu kadar zorlandığını bilseydim, belki beraber bir yol bulurduk. Ama yaptıkların ilişkime zarar vermenin affı yok. Affetmem kolay değil Çok canım yandı.
Haklısın, dedi Derya, sessizce ağzını silerek. Senden hiç affetmeni beklemiyorum. Bil ki, amacım zarar vermek değildi. Sadece, senin mutluluğun azaldıkça benimki artar sandım. Çok çocukça, değil mi?
Burak, Yaseminin omzuna hafifçe elini koydu:
Burada nokta koyalım artık. Yasemin, bu açıklamayı kabul edebilecek misin?
Yasemin bir süre sessiz kaldı. Deryaya baktığında, hırpalanmış halleri, çökmüş omuzlarıyla, içindeki öfkenin yerini acıma almaya başlamıştı.
Kötü niyetle değil, çaresizlikle yaptığını anlıyorum, dedi Yasemin, gözlerinin içine bakarak. Ama arkadaşlığımızı devam ettiremem. Sen, ben mutlu olunca gölge olmaya devam edersen bana gerçek bir dost değil, sevincimi kendine besin yapan bir yük olursun.
Derya başını salladı, bir damla daha düştü yanaklarından.
Yine de, beni dinlediğin için teşekkür ederim, diye fısıldadı. Keşke normalce konuşabilseydik zamanında.
Yasemin ve Burak birlikte dışarı çıktılar. Akşam çökmüştü, sokak lambaları titrek bir ışıkla ıslak kaldırımlara yansıyordu; kısa bir sonbahar yağmuru geçmiş, hava yaprak kokuyordu. Yasemin derin bir nefes aldı; adım attıkça içi hafifliyordu.
Yorgun hissediyorum, diye itiraf etti Buraka yana sokularak. Gerçekler ortaya çıktı ama sanki içimde bir şeyler koptu.
Bu çok normal, Burak sarıldı, sıcaklığıyla sardı onu. Yakının ihaneti hep yaralar. Ama artık her şeyi biliyorsun. Birlikte her şeyin üstesinden geliriz. Yalnız değilsin, ben buradayım.
Evet dedi Yasemin, gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama yüzünde bir umut ışığı yanıyordu. Devam edeceğiz. Birlikte.
Adımlarını hızlandırdılar, yürüdükçe yüreklerindeki ağırlık azalıyordu. Yasemin biliyordu ki, önlerinde yeni bir hesaplaşma dönemi vardı; kendisiyle, çevresiyle. Ama yanında onun gerçek halini gören, seven ve bırakmayan biri vardı. Ve bu, hayatta sahip olunacak en büyük candı.




