Apartmanımın kapısını açtığımda, beni karşılayan yine o tanıdık sessizlik oldu

Evin kapısını açtığımda, her zamanki sessizlikle karşılandım. Eşim işteydi; antrede yine o yıllardır kullandığı, bana hiç hoş gelmeyen oda spreyi kokusu hâkimdi. Beni hiç sormadan, hep kendi sevdiği gibi seçerdi zaten. Valizimi duvarın yanına bıraktım, ayakkabılarımı çıkardım ve bir an sırtımı kapıya yasladım. Sanki o bir haftalık deniz tatili hiç yaşanmamış gibiydi. Sanki bir rüya görmüşüm de, eve dönünce her şey uçup gitmişti.

Mutfakta su ısıtmaya koyuldum, elim alışkanlıkla telefona gitti. İçimde tuhaf bir his vardıne hüzün, ne sevinç. Daha çok bir boşluk. Gerçekten her şeyin bittiğine inanmıştım. Ne telefonlarımızı değiş tokuş ettik, ne de soyadlarımızı söyledik; sadece isimlerimizi, kahkahalarımızı, denizi ve dalgaların sesiyle örtüşen birkaç sessiz sohbeti paylaştık. Kısa bir yaşam gibi, tatille biten bir hatıra.

Çayımı koyunca masanın üstündeki kalın beyaz zarfı fark ettim. Masa örtüsünün tam ortasına bırakılmıştı, sanki hemen görmem istenir gibi. Üzerinde adım yazıyordubana yabancı bir el yazısıyla; düzenli, hafif eğik harfler.

İlk anda bir reklam ya da banka bildirimi sandım. Fakat kağıt kaliteliydi, zarf içerik açısından ağırdı ve bildik bir mektuba benzemiyordu.

Yavaşça açtım.

İçinden bir evrak dosyası çıktı.

Kaşlarımı çattım, ilk sayfayı elime aldım.

Başlık: Tıbbi Tetkik Sonuçları.

İçimde bir şey büzüştü. Saçma bir şekilde yanlış adrese geldiğini, bir hata olabileceğini düşündüm. Ama evrakta kendi adım yazıyordu.

Okumaya başladıkça ellerim daha da soğudu.

Ciddi bir sağlık sorunum olduğu yazıyordu. Yıllarca fark edilmeyebilecek, ama bir an gelebilecek bir hastalık. Sayfanın sonunda, hemen bir doktorla görüşmem ve tedaviye başlamam gerektiği yazıyordu.

Oturmam gerekiyordu, çünkü dizlerim birden beni taşımadı.

Ama daha bitmemişti.

Tetkik raporunun altında katlanmış bir sayfa vardı.

El yazısıyla yazılmış bir mektup.

Yazıyı hemen tanıdım.

Zarfın üzerindekiyle aynı, kibar ve hafif eğik.

Açtım.

Hayatına müdahale ettiğim için affet beni. Ama başka türlü davranamazdım.

Nefesim kesildi.

Devam ettim.

Bir özel hastanede doktor olarak çalıştığını yazıyordu. Denizin kenarında, o restoranda tanıştığımız akşam konuşma başlatmak gibi bir niyeti olmadığını, ama beni görünce içinden bir şeylerin geçtiğini söylüyordu. Kendi de nedenini açıklayamamış.

Bir sonraki satırda ellerim titredi.

O gece birlikte denize girdiğimizde, cildinde bazı hastalık belirtileri gördüm. Başta yanılmış olabileceğimi düşündüm, fakat sonra başka bir işaret daha fark ettim.

Gözlerimi yavaşça kapattım.

O gece bana uzun uzun bakmıştı, bense bunu sadece bir ilgiden sanmıştım.

Meğer o, bir doktorun bakışıymış.

Mektupta tüm hafta boyunca, ona gerçeği söyleyip söylememekte tereddüt ettiğinden bahsediyordu. O güzel anı bozmak istememiş. Anı, anı olarak kalsın istemiş.

Ama son gün dayanamamış.

O akşam cüzdanımdan kimliğimi gösterirken ismimi ve soyadımı aklında tuttuğunu yazmış. Ben hiç umursamamıştım, ama o unutmayacak kadar dikkatliymiş.

Evine döndükten sonra, hangi şehirde yaşadığımı öğrenmeye çalışmış. Tanıdıkları aracılığıyla yaşadığım şehirdeki bir kliniğe ulaşmış, sağlık sigortam üzerinden tahlil organizasyonu sağlamış. Üstelik tüm işlemleri bana yük olmadan ayarlamış.

Okuduklarıma inanamıyordum.

Son satırlar daha da düzensizdi.

Beni hatırlayacak mısın, bilmiyorum. Ama bu mektubu okuyorsan, doğru yapmışım demektir. Ve hâlâ vakit var.

Mektubun altında bir sayfa daha vardı.

Bir doktor adresi ve hazır randevu tarihi.

Mutfakta öylece, evraklara bakarak uzun süre oturdum.

Eşim yaklaşık bir saat sonra geldi. İşten, yeni bir projeden, ne kadar yorulduğundan bahsetti. Yarı kulakla dinledim. Ve düşündüm; eğer o deniz kenarında geçirdiğim hafta olmasa belki hiç farkında olmayacaktım bedenimdeki bu sessiz meselelerin.

Ertesi sabah kliniğe gittim.

Doktor, yaşlıca bir adamdı; sesi yumuşaktı. Sonuçlarıma uzun uzun baktı. Sonra, hastalığın var olduğunu ama erken zamanda teşhis edildiğimiz için şanslı olduğumuzu söyledi. Şimdi tedaviye başlarsak, her şeyin kontrol altında olacağını belirtti.

Sadece tek bir şey sordum.

Tahlil ücretini kim ödedi?

Gözlüğünün üstünden bana baktı.

Başka bir klinikten genç bir meslektaşım. Çok önemli olduğunu söyledi.

Sokağa çıkınca kapının önünde uzun süre bekledim.

Rüzgar saçlarımı savuruyordu, arabalar geçiyor, insanlar yanımdan telaşla geçiyordu, kimse beni fark etmiyordu.

Ve o an garip bir gerçekle yüzleştim.

Onun soyadını bile bilmiyordum.

Hangi ilçede, hangi şehirde yaşadığını da.

Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmezken, hayatımı belki de o adam kurtarmıştı.

Aylar geçti.

Tedavi zorlu geçti ama doktorlar iyi gittiğini söylüyordu. Bazı akşamlarda mutfakta oturup dalgaları, denizin sıcaklığını, gece yürüyüşlerini ve onun bakışını hatırlıyordum.

Gitgide daha fazla onu bulmayı ister oldum.

Ama nasıl?

Haftaya dair tüm konuşmaları, en ufak ayrıntıları hatırımda taradım. Sonunda bir şey aklıma geldi.

Son akşam, doğduğu şehirden bahsetmişti. Sadece bir cümleyle, yüz yıldan eski bir köprü dediydi.

Dizüstü bilgisayarımı açtım, aramaya başladım.

Böyle köprüsü olan şehir çok yoktu.

Yerel hastane ve kliniklerin web sitelerine baktım.

Ve birden durdum.

Bir doktorun profil fotoğrafında…

O’ydu.

Aynı sakin bakış, aynı hafif tebessüm.

Ekranın karşısında hareketsiz kaldım.

Sayfanın altında bir telefon numarası vardı.

Uzun uzun ekrana baktım.

Sonra bilgisayarı kapattım.

Ve birkaç dakikadan sonra sessizce fısıldadım:

Teşekkür ederim.

Asla aramadım.

Bazen hayatta, bizi kurtarmak için gelip, kalıcı olmayan insanlar vardır.

Bizi yalnızca kurtarmak için uğrayanlar.

Bugün bile düşünüyorum; o bir hafta, sahilde geçen o tesadüf, belki de bir mucizeydi.

Karşılaşmamız, olması gereken bir buluşmaydı.

Rate article
Lifequest
Apartmanımın kapısını açtığımda, beni karşılayan yine o tanıdık sessizlik oldu