Kırık Bebek
Ayşe, bu gerçekten harikaydı! Elif tam bir mucize! Sesi Hayatımda daha güzeliyle karşılaşmadım! Biliyorsun, sık sık Devlet Operasına giderim, neredeyse uzman sayılırım. Orada olmalı o! Orada! Hiç şüphem yok!
Fatoş, kızımın yeteneğini böyle takdir ettiğin için teşekkür ederim! Elif bugüne gelebilmek için çok çabaladı. Ne emekler, ne uğraşlar Ve nihayet, Carmen!
Harika! Harika! Ayşe, artık Elif hayallerine kavuştuğuna göre geleceği de düşünmenin zamanı gelmedi mi? Elbette, sesi muhteşem, ama insan ömrü boyunca daldan dala konamaz ki? Peki ya yuva? Peki ya yavrular?
Bilmiyorum. Fatoş, bence daha zamanı değil. Daha çok genç, bugünkü başarısı da kariyerinin ilk adımı yalnızca.
Ayşe! Burak zaten evlenmeye hazır ve daha ne kadar bekleyecek bilmiyorum! Elifi öyle seviyor ki! Onsuz bir gün geçiremiyor! Görünen o ki, onların mutluluğuna engel olan sadece biziz! Fatoş Hanım çantasından dantel mendilini çıkardı, gözlerini sildi. Biz kim oluyoruz ki çocuklara mani oluyoruz?
Ayşe Hanım cevap vermeden sustu.
Daha önce defalarca bu tür sohbetleri yaşadığı için devam ettirmek de istemiyordu. Fatoşu çocukluğundan beri tanırdı; ne isterse ona ulaşıncaya kadar peşini bırakmazdı ve inatçılığı sayesinde istekleri hep bir şekilde gerçekleşirdi.
Hatta tanışmaları bile bir isteğin sonucuydu. Ayşe hâlâ o gün yaşadığı şaşkınlık ve kırgınlığı unutamamıştı.
Bebek, güzelim Lisayı Ayşe böyle isim vermişti babası ona bir iş gezisinden getirmişti. Açık sarı kıvırcık saçlar, mavi gözler, alışılmadık güzel elbise Ayşe yeni oyuncağını çok seviyordu; onu küçük masaya oturtuyor, uzun çay partileri düzenliyor ve annesinden öğrendiği görgü kurallarını ona uygulatıyordu.
Lisayı gören Fatoş, ona adeta vuruldu. Onu diğer oyuncaklar gibi hemen isteyemedi. Ayşe Lisasını hiç vermek istemedi. Bunun üzerine Fatoş gerçekten hasta oldu, öyle ki annesi ve babası endişelendi. Yüksek ateş, gözyaşları dinmedi. O kadar üzülüyordu ki, Ayşe oyuncağını kendi eliyle götürdü.
Ama hemen arkasından pişman oldu. Fatoşun gözyaşları anında dindi, eski oyuncağı Fatma bebeği ayağından tutarak oyuncak sandığına fırlattı.
Şimdi burada yaşayacaksın!
Ayşe buna neden bu kadar üzüldüğünü kelimelere dökemedi. O eski Fatma bebeği çok acıdı ve onu Fatoştan istedi. Fatoş ise yeni oyuncaktan başka hiçbir şeye bakmıyordu. Ayşe Fatma bebeği eve götürdü.
Annesine bebeği verdi, tamir etmesini rica etti. Lisası için de için için çok üzüldü. O da biliyordu ki, bir gün Lisa unutulacak veya atılacaktı, yeni gelen oyuncak gibi. Hediyesini geri istemek Ayşeye hiç doğru gelmedi.
Ama Fatma bebek uzun yıllar Ayşenin odasında kaldı. Ayşe büyüyüp kendi kızı Elifi doğurduğunda bile, bebek rafında kollarını açmış, kirpikleri çoktan dökülmüş mavi gözleriyle oturuyordu.
Bu oyuncak Ayşeye, bazı insanların eski sevdiklerinden nasıl kolayca vazgeçebildiklerini ve yeni isteklere kapıldıklarını hatırlatıyordu. Bu sadece oyuncaklar için değil, insanlar için de geçerliydi.
Fatoş ise Ayşenin mahalleden tek yaşıtı ve en yakın arkadaşıydı. Mahallede yaşıt başka bir kız çocuğu olmadığı için, Ayşe, aralarındaki tuhaf durumu önemsememeye karar vermişti.
Bu yeni eve, küçük Ayşe ailesiyle dedesini kaybettikten sonra taşınmıştı. Dedesi Yusuf Beyi pek hatırlamasa da, evde o zamandan beri adı bile saygıyla ve alçak sesle anılırdı.
Dedesinin casus olduğunu Ayşe yıllar sonra, babasını o zamanlar Ankaradaki büyük hastanede önde gelen cerrahlardan biriydi ani bir rahatsızlıktan kaybettikten sonra öğrenmişti. Ayşe ve annesi Nurten tamamen yalnız kalmıştı.
Artık arkamız yok Ayşem. Her şeyi kendimiz yapacağız. Nasıl olacak, inanın bilmiyorum
Neden?
Hep babanın arkasında yaşadım canım. Senin dedenden önce hep onun arkasında yaşadık.
Nasıl yani?
Her kararı deden verirdi. Nereye gideceğiz, ne alınacak, nasıl giyineceğiz Sonra da baban. Onun dışında başka bir hayat görmedim.
Anne! Böyle yaşanır mı? Nasıl dayanabildin?
Güzel kızım, başka ne seçeneğim vardı? Erkeklerin aileyi korumasında ne yanlış var? Dedenin ailesine katıldığımda elimde avucumda hiçbir şey yoktu. Neredeyse kelimenin tam anlamıyla. Kenar mahalleden gelmiş bir kız. Annesi kim belli değil. O zaman ne büyük ayıptı, tahmin bile edemezsin. Komik gelecek belki ama bırakmasına iki kere sevindim
Anne
Ne var kızım? Yetiştirme yurdu benim için gerçek bir yuvaydı. Sıcacık, samimi Orada çalışanlar sayesinde. Bizleri şımartmaz, hayatın ne olduğuna hazırlarlardı. Sevgi vardı, biliyorum. Göstermezlerdi ama En azından belli etmeseler de, ağabey ablalarımız korkardı bizler için. Asıl anne yüreği budur işte. Çocuk için çekinmiyorsa, sevgi yok demektir!
Sen benim için korkuyor musun?
Hem de nasıl! Baban bunu hiç anlamadı. Onun yetiştiği ev farklıydı.
Nasıl mesela?
Erkek gibi ayakta durmayı, karar almayı, sorumluluk almayı öğretmişlerdi babana da, dedene de.
Deden seni altı yaşında kaybetti. Baban ise yedi yaşında annesiz büyüdü. İkisini de büyükanneleri büyüttü. Dedeniz Savaş Okuluna gitmiş, baban ise doktor olmak isteyince okulu bırakmış. Dedense, Madem karar verdin, yap. demiş. Sorgulamak ona göre gereksiz.
Ve babam doktor oldu
Hem de harika bir doktor! Bunu sen de bilirsin!
Peki, siz nasıl tanıştınız?
Tamamen tesadüf! Arkadaşlarla şehir merkezinde yürüyorduk, topuğum kırıldı. Ağladım! Zaten zar zor sahip olduğum tek düzgün ayakkabıydı, ödünçtü hem de.
Nasıl yani?
Öğrenci yurdunda altı kişi kalıyorduk; üç çift güzel ayakkabımızı paylaşırdık. Kimlerin ayakları büyükse önce onlar alırdı. Büyükler küçültebilirdi, küçükler giyemezdi. Ayakkabı kaybı faciadır. Baban yetişip tamirciye götürdü, benden korkmadı. Sonra eve kadar da bıraktı.
Neden korkacaktı ki?
O mahallede işler karışıktı. Bizim çocuklar yabancılara geçit vermezdi. Kavga çıkar mı korkusu vardı. Ama baban bir şekilde konuşmayı başardı. Birkaç dakika içinde el sıkışıyorlardı bile. Herkesle iletişim kurardı baban.
Peki dedem sizi nasıl karşıladı?
Sen büyüdün de bunları soruyorsun. Hemen kabul etmedi, izledi sadece. Babana Senin kararın. dedi. Sonra birlikte yaşarken gözlemledi. Ta ki sen doğana kadar. O zaman evde yardım edecek kimsem kalmamıştı; baban hastanedeydi. Bebek bakmayı da hiç öğrenmemiştim. Doğumhanedeki hemşirelerin öğrettiği, kitaplardan öğrendiğim neyse hepsi o kadar. Kliniğe gidince doktordan azar işittim, başka türlü yapmayı kimse öğretmemişti. İlk iki ayda yoruldum, evi bile dağıttım. Ne baban ne dediğin yardımcı olabildi, çünkü ikisi de çalışıyordu. Okulda gördüklerimiz, herkesin becerisi farklıdır. Dedense her şeyi bilirdi. O yaptı, o gösterdi. O günden sonra bana Olgacığım dedi, sen bizim ailemizden oldun. Sıcacık, güven dolu bir aileyiz dedim hep içimden.
Senin için, Elif, daha önemli bir şey oldu: Dedeni ne kadar sevsem de, bizi asıl bir arada tutan aile sıcaklığıydı. O ellerin, o omuzun değerini bir kez anlamış oldum. Gerçek aileyi yaşayarak öğrendim. Keşke daha fazla aramızda kalsaydı Belki de haklıydı gitmekte. Her şey değişiyordu, oysa dedenin değerleri bambaşkaydı. O asla bu yeni zamana ayak uyduramazdı. Bir anlamda hastalığa teslim oldu.
Bu nasıl oluyor?
Son günlerde hep helallik istedi. Sizi bırakıyorum diye üzülürdü. Elinden geleni yaptı, bizi hep düşündü. Mezun olmamı sağladı, Evinde çocuk bakıp duramazsın, bir mesleğin olsun dedi. Korkarım şimdi. Çünkü bundan sonra her şey için tek başımayım. Ama üstesinden geleceğimizi biliyorum. Çünkü o bana öğretti. İşim var, evimiz var Dedenden kalan daire var, orası da seni bekliyor. Evini kiraya vermedim, orası bizim yuvamız kaldı. Henüz gücüm varken başkasına açmak istemem
Yeni daireye arada temizlik yapmaya gider, babasını ve dedesini hatırlayarak saatlerce kitapları incelerdi.
Nurten Hanım düşünerek işini değiştirdi. Bir yakınları aracılığıyla bir üniversite hastanesine geçti. Ayşenin emekli maaşı yetiyordu, ama Nurten kızının büyüdüğünde ne yapacağını düşünmeden edemiyordu.
Nurten Hanım Elif on yaşına bastığında vefat etti. Ayşe umutsuzluğa kapılmadı. Elifin kimsesi kalmamıştı, kendini bırakmak olmazdı.
Fatoşla görüşmeye devam ettiler. Çok yakın olmasalar da, çocukların başarılarını paylaşıp uzaktan seyreder oldular. Çünkü Fatoş evlenip şehir dışında kocaman bir eve taşınmıştı. Oğlu da ressam olmuştu. Bu yüzden Fatoş sürekli Elif kendi çevresinden birini bulmalı diye ısrar ediyordu.
Yetenekli insanlarla aynı çevrede kalmalı. Vasata gönül verme! Sonuçta genetik ne çıkar belli mi? Yetenekli ve sağlıklı torun isterim Ayşe! Sen de öyle değil misin?
Ayşe Halamı susuyordu. Gerek de yoktu; ailesinin hikâyesini asla tam anlatmamıştı. Dedesinin okulundan gelen bir alışkanlıktı: Kendini çok anlatma, başkasını dinle!
Ayşe bu öğüdü çoktan kavramıştı. Burakı damat olarak istemiyordu; bunu Fatoşa asla söylemedi. Gerek yoktu, çünkü kavga etmek istemiyordu. Nasıl olsa Fatoş asla nedenlerini anlamazdı.
Ayşeyle Elif aynı annesiyle anneannesi gibi çalışkandı. Elifin çocukluğunun en değerli cümlelerinden biri şuydu:
Baban seninle gurur duyardı kızım!
Bundan daha değerli övgü olamazdı. Elif annesinin her zaman yanında olacağını bilirdi. Bu yüzden yolunu doğru seçmek istiyordu; çünkü yalnız olmayacaktı.
Tek beklenmedik şey, Elifin Buraka aşık olmasıydı. Hiç böyle düşünmemişti.
Nasıl oldu, ne zaman? O da anlamamıştı. Bir anda onun yanında olmak istediğini fark etti.
Burak neşeliydi, oyunbazdı, ciddi Elife enerji veriyordu. Birlikte kayak tatiline gitmek isterdi; Elife kayak takımı alır, Sen başaramaz mısın? Her şeyi yaparsın! derdi.
Elif onay arıyordu; belki de küçüklüğünde hep onay alıp hâlâ doymazdı. Birlikte dağa ilk gidişi hoşuna gitmişti.
Herkes çok eğleniyordu, Burak Elife sahip çıktığını açıkça belli ediyordu.
Kayak dışında her şey güzeldi. Elif diğerlerinden iyi değildi, korktuğunu söyleyince Burak anlamadı:
O zaman neden geldin ki?
Sen burada olduğun için neredeyse ağlayacaktı Elif.
Eh, peki.
Dönüşte Burak evlenme teklif etti. Bunu tüm görkemiyle yaptı. Grup Çok yaşa! diye bağırırken Elif yüzüğünü taktı ve ağladı. Fatoş, organizasyona büyük özen göstermişti. Kısa sürede düğün ve dededen kalan evin hazırlanması kaldı.
Sorular düğünden sonra baş gösterdi. Elif şarkı söylüyor, Burak resim yapıyordu. Ama Fatoş Elifin çocuk doğurması lâzım! demeye başladı.
Şimdi gençiz, sonra ne olacağı belli mi? Biz yardımcı oluruz, onlar özgürce sanat yapar. Ama yaşamı da ertelememeli.
Ayşe pek bir şey diyemedi, Elifin çocuk istediğini biliyordu. Sorun Elifte değildi; sorun, Burakın çocuk istememesiydi.
Anama sakın söyleme! Evime çocuk sığmaz, çalışmam gerekir; ben yaşamak istiyorum, çocuklarla uğraşmak istemiyorum!
Elif yıkıldı. Konuşmak istese de, Burak bir süre sonra değişmeyeceğini belli etti:
Ben büyük bir ressam olmak istiyorum, Elif! Aşağı çekme! Anlarsın beni Annem çok akıllı seçmiş seni. Aynıyız sonuçta.
Fatoşa hiçbir şey diyemezdi Elif. Kayınvalidesiyle mümkün oldukça az görüşüyordu çünkü ondan iyi bir şey gelmeyeceğini anlamıştı.
Elif! Senin derdin ne? Burak çocuk istiyor, senin aklın hâlâ müzikte! Hiç mi kadınlık yok sende?
Elif susardı, çünkü Burakın annesine gerçek nedeni açıklamak istemezdi. Ayşeden, Kızına söyle, doktora gitsin! Neden çocuk olmuyor, bu kadar beklenir mi? gibi konuşmalar duyulmaya başlanmıştı.
O yıl bir kez daha dağa gittiklerinde her şey değişti. Burak asabi ve huzursuzdu. Elif kayakta ısrar etmese de Burak kızıp zorladı.
Hangi eğitmen? Ben öğreteceğim! Hep mi korkacaksın, Elif?
Elif Hayır! diyemedi, huzur kaçmasın istedi.
Kendini hastanede buldu. Yanında ağlayan Ayşe vardı. Kızım, sessiz ol, her şey yoluna girecek, ben buradayım! dedi Ayşe.
Peki ya Burak?
Ayşe cevap vermedi; Burak İstanbula dönmüş, Burada yapılacak bir şeyim yok, sergiye hazırlanmam gerek diyip haber bile vermemişti.
Bunu Elif sonradan öğrendi, annesiyle birlikte. Ayşe, Elifi kendi çalıştığı kliniğe aldırdı, pes etmemeye karar verdi.
Doktorlar umut verici konuşmuyordu. Ayşe inanmıyordu. Her sabah babasının annesinin fotoğraflarına bakıp Vazgeçmeyeceğim! diyordu.
Damadına defalarca yalvardı:
Ne olur! Elifi seviyorsun, yanında olmalısın!
Sevmiştim evet. Ama şimdi yapacak bir şey yok, birlikte olmayacağız. Suçluluk hissetmek istemiyorum.
Ayşe kızına odaklandı.
Büyük çabalarla başardı. Elif doktorları şaşırttı, önce ayağa kalktı, sonra yürüdü. Her gün annesinin eline bakarak yeni bir adım attı.
Aferin! Hepsini başaracaksın! Baban gurur duyardı!
Fakat Elif bir daha şarkı söyleyemedi. Sesi kayboldu. Ameliyatların mı, yoksa pistte yardım beklerken geçirdiği saatlerin mi sonucu, kimse bilmiyordu.
Kendisini kenara atılmış hissetti Elif.
Anne Onlara lazım olan kırık bir bebek değilmiş. Fatma bebek gibi İstenmeyen
Sen asla Fatma değilsin! Ayşe yüksek sesle bağırınca hemşire kapıdan bakmıştı. Kusura bakmayın
Olur mu öyle şey Bir şeye ihtiyacın var mı, Elif?
Hayır, çok teşekkürler! Her şey güzel olacak, değil mi anne?
Tabii kızım!
Ve aradan geçen yılların ardından Ankarada, bir parkta hafif aksayan genç bir kadın pusetten minik oğlunu indirip:
Yürü bakalım, seni neler bekliyor! Sadece biraz yavaş ol, tamam mı? Annen yetişemiyor. Hadi elini ver!
Çocuk annesinin yanında yavaşça yürüyüp, uzaktaki büyükannesini görünce kollarını açıp ona koştu:
Canlarım benim! Ne kadar özledim sizi!
Elif annesini sarıldı:
Seyahatin nasıldı, dinlendin mi?
İyiydi canım! Kimi gördüm, inanamazsın!
Kim?
Fatoşu.
Nasılmış?
Üzgün. Her şeyden şikâyetçi. Burak evlenmemiş, torunu yok, yaşlandığını düşünüyor.
Ne dedin?
Bir şey demedim Elif. Sakin olsun, yeni hayatını bilmesine gerek yok. Senin tekrar evlendiğini ya da yakında ikinci torununun olacağını söylemedim. Artık bana üzüntüden başka bir şey vermiyor.
Ben de üzülüyorum aslında. Ne tuhaf insanlar var, öyle değil mi anneciğim?
Hepimiz farklıyız kızım. Haydi, üzülmeyelim. Şu güzel çocuğa bak, yeni dişini bana gösterecek misin? Oo, Elif, fazla bile var!
Anne! Ne güldürüyorsun! Tam yerinde işte!
Elif annesinin elini karnına koydu ve gülümsedi:
Bir haberim var!
Güzel mi?
Hem de nasıl! Bu sefer iki torunun olacak anneciğim, ne dersin?
Ayy!
Sevinmedin mi?
Kızım, şaşırdım biraz Çok mutlu oldum Hiç sence fazla mutluluk olur mu?
Bilmiyorum Ama biliyorum ki, hakkımızdı bu. Hem de en çok senin! Anne
Efendim?
Ben Fatma bebek değilim…
Tabii ki değilsin. Sana söz vermiştim…
İnsanın gerçek mutluluğu, bazen en derin kırgınlıklardan bile yeniden yeşerebilir; yeter ki, yanında sevgiyi paylaşacak birileri olsun. Her kayıptan bir umut doğar. Her kırık bebek, bir gün yeniden sevilir.




