Kızım İçin Yatılı Okul Seçimi

Kızına Yatılı Okul

Zeynep dört yıl önce Muratla evlenmişti, tam da huzurlu liman denen cinsten bir evlilik oldu bu. İlk kocasından çektiklerinden, geceleri yalnız başına döktüğü gözyaşlarından ve adamın sürekli kahvede kaybolmasından sonra, sonunda kendini bataklıktan çıkıp sağlam bir toprağa basmış gibi hissetmişti.

Murat sağlamcı, gereksiz lafa girmeyen bir adamdı. Bir firmanın şube müdürüydü ve evde kafasına göre bir düzen isterdi: çorap nerede, reçel hangi rafta, çamaşır sırası bile belliydi.

Daha flört dönemindeyken Zeynep, kızı Eliften bahsetmişti tabii ama o sıralar Elif babası Tuncay ve onun yeni eşiyle kalıyordu, konu hep biraz arkada kalan, filmin fon müziği gibi uzak bir detay olmuştu. Murat da Evet, Zeynepin bir çocuğu varı biyografi satırı gibi kabul etmişti. Ne para istiyordu çocuk, ne sabahları banyoyu kaplıyordu, ne de akşam yemeklerinde sofraya oturuyordu; yani, adam için Elif, biyografiden ibaret kalmıştı.

Hayatları rayına oturmuştu işte: Ortak krediyle alınan bir apartman dairesi, bir salon, bir yatak odası, mutfak ve yuvamız diye böbürlendikleri mini ev. Zeynep bir diş polikliniğinde yönetici, Murat işin parasal külfetini taşır ama Zeynep de krediye harcayabildiği kadar maaşından koyar, bu ona sahte de olsa bir biz de insanız hissi verirdi. Hatta bir ara Belki bir bebek yaparız, iyice bağlanırız diye konuşmaya başlamışlardı.

Ama bütün planlar, sıradan bir akşamda, Zeynepin telefonuna Tuncaydan gelen mesajla tuzla buz oldu. Genelde kısa, işle ilgili yazışırlardı nafaka, okul, sigorta… Bu defa Tuncayın mesajı uzun ve telaşlıydı: Zeynep, Elifi kesin al. Bizim bebek yeni doğdu, Betül bitik durumda. Elif tam bir ergen, ilgi bekliyor, idare edemiyoruz. Kusura bakma, ama artık annesi sensin, yanında daha iyi olur. Vallahi baş edemem.

Zeynep mesajı beş kere okudu, içi buz kesti. Mutfağa gidip telefonunu Murata uzattı, adam o sırada balık temizliyordu.

Murat, acil bir durum var, dedi usulca. Tuncay diyor ki, Elifi buraya alalım. Onların bebek olmuş, başa çıkamıyorlarmış.

Murat bıçağı bırakıp, ellerini havluyla sildi ve Zeynepe dik dik baktı.

Nasıl yani, buraya mı gelsin? dedi kaşlarını çatıp. Yani, bizim evde mi yaşasın?

Yani, evet Murat, nereye sığdıracağız ki? Benim kızım, on altı yaşında.

Zeynep, bir dur hele bak, dedi ve masasından kalktı. Mutfak birden denizaltı kabini gibi daraldı. Ben zaten kızın varı baştan kabul ettim ama başka birinin neredeyse yetişkin kızını evime almak… Benim için yabancı biri o! Etrafa yayılır, ekmeğimi yer, duşumu kullanır, bana ekstra dert açar!

Yabancı değil ki… dedi Zeynepin sesi titreyerek. Benim kızım! Sen benden evlenirken biliyordun zaten…

Ben seninle evlendim! dedi Murat, sesi yükselerek. Seninle! Çocuğunun babasında kalıyor olması herkesin işine geldi. Şimdi babası sıkıldı diye sorumluluk bana mı kaldı? Yok öyle yağma! Benim hayallerim var!

Ne hayaliymiş onlar? Zeynepin sabrı taşmak üzereydi. İkimizin ortak kredisi var, ben de ödüyorum! Burası bizim evimiz! Benim de söz hakkım var…

Söz hakkı! dedi Murat alaycı bir tebessümle. Sen burada benimle yaşama hakkına sahipsin. Kız isterdin, boşanmazdın, Tuncayla kalırdın o zaman!

Bu sözler Zeynepin alnına tokat gibi çarptı. Muratın sert olabileceğini biliyordu da, bu kadar yabancılaşacağını ilk defa görmüştü.

Ee, şimdi ne yapayım? Zeynepin sesi artık fısıltıya dönmüştü. Kızımı bana babası geri yolluyor, buraya getiremiyorum, sokağa mı atayım?

O senin problemin, dedi Murat tekrar bıçağı eline alıp balığı temizlemeye devam ederek. Gelsin diyorsan, ben giderim. Krediyi de tek başına ödersin, ödediğim taksitleri bana geri verirsin. Ben başkasının çocuğunu beslemek niyetinde değilim!

Adam bunu öyle ruhsuz ve kararlı söyledi ki, Zeynepin nefesi tıkandı. Omuzları çökerek mutfaktan çıktı.

Çıkmazdaydı. Tuncaya ağladı, biraz vakit istedi, adamın cevabı net oldu: Bittik artık. Betül ağlamaktan helak, uykusuzuz, Elif de kapıları çarpıyor, müzik dinliyor. Sen annesin, sen ilgilen. Ben elimden geleni yaptım.

Tuncayın tadilat işleri iyi para kazandırıyordu ama kızına bir kuruş teklif etmedi. Sanki Elif hayatından fişlendi, yeni ailesinden bir daha başını çıkaramayacak gibiydi. Bir hafta izin aldı ve kızını getireceğini söyledi.

Zeynep, Murata tekrar tekrar derdini açmaya çalıştı, yemeğe, kahveye, uygun sandığı her ana sarkarak. Ama Muratın cevabı her defasında Burası taş duvar.

Bak dinle, dedi bir akşam, yataktaydılar ve sesi neredeyse yalvarıyordu. Stresini anlıyorum, Elif yetişkin sayılır, 10. sınıfta okuyor, eve yük olmaz. Salonda kanepeye yatar, biz bir çare buluruz. Sana bir zararı olmaz ki.

Bunu bana sorma, dedi Murat memesizce. Ergenle aynı ev? Eve gelirken huzur isterken biri mutfağıma yayılacak, telefonuna gömülecek, saç teli bırakacak banyoda… Ben huzur istiyorum, yurt odası karmaşası değil!

Ne yurt odası canım… dedi Zeynep elleriyle gözlerini ovuşturup. Ben onun annesiyim! Elimle büyüttüm, şimdi de kapı dışarı mı edeceğim?

O kadar büyüdü de, anasının yeni hayatına saygı duysaydı, dedi Murat soğukça. Ama işte, anneden-babadan hep bir şey beklerler

Zeynep usulca ağladı, omuzları titredi ama Murat sırtını dönüp Yeterli çocuk numarası diye mırıldandı.

Ama işin uzmanı çözümlüydü: İki gün sonra eve, elinde bir kağıtla geldi.

Çözüm buldum, dedi eve girerken. Şehrin kenarında bir devlet yatılı okulu var, kız lisesi. Dilekçeyle hallolur. Haftaiçi okulda, haftasonu bizde olur. Kafamız rahat, o da düzenli okur.

Zeynep ceketini çıkardı, hurdaya dönercesine yavaş hareketlerle askılığa astı.

Yatılı okul mu? dedi, anlamak istemeyerek. Yani sen benim kızıma… yetim muamelesi mi çekeceksin?

Yetimlik ne alaka? dedi Murat çatık kaşla. Devletin kurumu, yemeği, yatacak yeri, eğitimi düzenli. Kimse kimseye yük olmaz, uygarca çözüm.

Uygarca çözüm, diye tekrarladı Zeynep, kararlı ama kırgın bir bakışla. Yani sen etliye sütlüye karıştırmayın beni diyorsun, balığını rahatça ye, televizyonunu izle, banyonun saçlarıyla uğraşma, hayatın huzurlu geçsin…

Konuyu saptırma, dedi Murat kağıdı vestiyere atıp. Çözüm önerdim işte. Daire tutmaya paramız yok, baktım iki maaşın üçte ikisi. Benim de ekmek parası birikmiyor, Tuncay kaçtı gitti. Ya burada kalır kızıyla, ben giderim, ya yatılı okul.

Ya burada kalır, biz aile oluruz, dedi Zeynep kısık sesle.

Ben böyle aile istemiyorum, dedi Murat başını sallayarak. Baştan söyledim. Tercihini yap.

Zeynep hayatında ilk defa gerçekten ortada kaldı. Bir yanda yıllar evvel bırakmak zorunda kaldığı kızının vicdan azabı, bir yanda Muratı ve yuvamızı kaybetme korkusu. Kız arkadaşlarını aradı, kimisi Eve al, sonradan alışır, dedi, kimisi Büyüdü artık, kendi başının çaresine bakmalı, dedi. Elifi aramak istese de ne diyeceğini bilemedi: Gel ama üvey baban seni istemiyor mu desin, Biraz bekle, bir yolunu bulacağım, mı? Elif zaten hiç aramıyordu.

Günler geçerken Tuncaydan son bir ültimatom geldi: Cuma gününe kadar almazsan, çocuk hizmetlerine bildiririm, almak istemiyor derim. Zeynep biliyordu ki bomboş bir tehdit ama içinde gerçeklik payı da vardı. Dile kolay, on altı yaşında, telefonu elinde, fotoğraftaki bakışıyla Ne olacak bana? der gibi bakan bir kız…

Cumaya üç gün kala, o gece kavga patladı. Olağanüstü gerilimin sonucunda, Zeynep ilk defa geri adım atmadan patladı:

Sen tam bir bencilsin Murat, dedi mutfağın ortasında, sesi cam gibi tiz. Benim çocuğum olduğunu daha baştan biliyordun. Olduğun gibi kabul ettin sandım, şimdiyse resmen pazara çıkarılmış mal muamelesi! Sana ben değil, hayatına ek olarak pratik bir aksesuar lazımmış!

Bana mı lazım? Murat masadan kalkıp sandalye yokmuşçasına sıkıştırdı. Kızını, dört sene boyu gelmeyen anneyi, sırf iç huzurun için kucağıma bırakmak istiyorsun! Sonra da bana ana-evlat dersi veriyorsun! Vicdan azabınla beni yakma!

Ne yaktığımdan bahsediyorsun? Bir insan! Kızım! Canım ciğerim! Sırf senin huzurun bozulmasın diye kapıdan mı kovacağım?

Buyur, kovmuşsun zaten! Beni seçtin, afiyetle yeni hayatına daldın! Şimdi benim sırtıma yük etmek istiyorsun! Yok öyle!

Yatılı okul ha? Bir çöp kadar kıymetim yok mu? Nereye atsan gidecek miyim?

Zaten iki ebeveyni de bıraktı Elifi! Evde barındırmakla bazı şeyleri düzelteceğini sanıyorsan, çok yanılıyorsun! Kız başının çaresine bakmayı, özgür olmayı öğrenecek! Kafanı şiştirecek dert olmayacak!

Bir anda, ince bir hıçkırıktan olsa gerek, ikisinin de dikkatini kapıdan bir gölge çekti. Zeynep hızla koştu, açtı, Elifle karşılaştı. Kız çanta omzunda, kapı eşiğinde sıvasına yapışmış, gözleri yaş dolu… Anahtar elindeydi, Zeynep ona yıllar önce yanına gelir de sıkışırsan kullan diye vermişti. Demek ki bugün ona ihtiyaç duymuş…

Elif… dedi Zeynep yanına giderken; kız iki adım geri çekildi.

Sakın dokunma, dedi Elif dişlerinin arasından. Her şeyi duydum. Yatılı okul dediniz. Senin için de yabancıymışım. Babam istemedi, sen istemedin. Kim kime paslayacak?

Kızım bak, yanlış anladın, dedi Zeynep ama onun sesi de sıradan bir açıklamadan ibaretti. Sadece konuşuyorduk…

Konuşuyorduk, Bunu kimden kurtarırız diye! anladım, dedi Elif, gözyaşı yanaklarından boşalırken. Siz beni istemiyorsunuz! Babam istemiyor, sen de. Bakıyorsunuz, acaba kim üstüne vazife alsa!

Elif kes, dedi Murat mutfaktan çıkarken, komutan edasında. Kimse seni bir yere göndermiyor, ama her ailenin kuralları olur. Biz aile kuruyoruz, sana yer vermek için mücadele veriyoruz.

Elifin gözlerinde ateş parladı:

Siz kararınızı çoktan vermişsiniz! Yatılı okul, arada haftasonu uğrar gibi ailecilik oynamak… Ben bir problemim sizin için. Size ağırlık olmamı istemiyorsunuz.

Hayır kızım, öyle değil, dedi Zeynep ileri adım atıp. Ama Elif kapıyı açıyordu çoktan.

Kal, dedi Zeynep apar topar, kolundan tuttu. Ne olursa olsun, burada kal. Seni hiçbir yere göndermem.

Cidden mi? dedi Elif. Ya Murat? O ne diyor? Benim gibi çocuk istemiyor, duydum zaten. Her kelimenizi duydum anne, hepsini…

Murat taş gibi bakarken bir kelime çıksın diye Zeynep onu gözleriyle yalvardı.

Adam yüzünde azıcık suçluluk olmadan, sadece sinirlilikle dikildi:

Elif, dedi öğretmen azarıyla. Kimse seni kovmuyor. Ama sen de büyüdün. Herkesin ayrı hayatı, kuralları olur. Biz annenle aile olmaya çalışıyoruz; bizim kurallarımıza saygı göstereceksin. Yatılı okul bence çok mantıklı.

Murat! dedi Zeynep, geç kalmış bir öfkeyle.

Elif kolunu kurtarıp, kapıdan çıktı. Beni aramayın, dedi sessizce. Kendime kimseye yük olmayacağım bir yer bulurum.

Zeynep merdivene fırladı ama kız hemen kaybolmuştu. Binaya indiğinde sokak aydınlatmaları haricinde kimse yoktu. Elif yok olmuştu.

Elif! diye bağırdı Zeynep, sesi apartmanlar arasında yankılandı. Dön geri!

Cevap gelmedi.

Bekçi, apartman önünde sigara içen birkaç adama sordu, kimse bir şey görmemişti. Defalarca Elifin telefonunu aradı, ya kapalı ya da ulaşılamıyordu.

Eve döndüğünde Murat koltuğunda oturup haber izliyordu, sanki hiç bir şey olmamış gibi.

Neyle meşgulsün? diye hırladı Zeynep. Kızım kayboldu! Hiçbir şey hissetmiyor musun?

Murat onu kollarından tutup hafifçe salladı.

Sakin ol, dedi buz gibi. Ergen işte, iki gün kızar, arkadaşında kalır, döner. Hadi drama yapma.

Dönmezse? dedi Zeynep sayıklayacak gibi. Sen aklını mı yitirdin?

Ya, ne yapayım, bağır, çağır, sonra kıza haksızlık edildi diye sitem et, dedi Murat. Sen bana böyle davranmasan, Elif de kaçmazdı. Sende kabahat.

Zeynep çoktan tanıdığı, birlikte huzur bulduğunu sandığı adamın yabancılığında dehşetle dondu kaldı.

Mantığı kalmamıştı o geceden sonra. Tek başına sokak sokak Elifi aradı. Parklarda, alışveriş merkezlerinde, 24 saat açık marketlerde sordu, kimse gören olmamıştı.

Sabaha eve döndü, tir tir titriyordu. Masada Murattan bir not vardı: Yatılı okulun adresi masanın üstünde, araman lazım. O kağıda bakınca içi öyle bir kalktı ki, kendini banyoya zor attı.

Elif ne ertesi gün, ne öbür gün eve dönmedi.

Zeynep ve Tuncay birlikte polise kayıp başvurusu yaptılar. Kaçtı diyorsunuz ha? On altı yaşında? Olur öyle… Bizde vaka çok. Bulunur, gelir, dediler. Pek ciddiyet de yoktu zaten.

Ama Elif gelmedi.

Bir hafta geçti. Zeynep yemek yemedi, uyumadı, kızının arkadaşlarını aradı, otogarlara poster astı Elif güneşe gözlerini kırpıştırarak gülümsediği fotoğraflardan binlerce bastırmıştı. Murat ilk başta toparlanır gibi yaptı. Sonra Zeynepin işe gitmeyi, evi toplamayı aksatmasına sinir oldu.

Kaç gün oldu, dedi onuncu gün, Zeynepten cevap bile beklemiyordu. Dönmek istemiyorsa döndürülmez.

İstemiyorsa diye homurdandı Zeynep. Belki istemiyor değil, gelemiyor. Belki…

Yeter yahu! dedi Murat. Paran, telefonu vardı. Yeni arkadaş bulduysa şaşmam, ben açıkçası hak da veririm. Böyle anneyi kim ister? Hep sinir, hep asabiyet…

Cümleyi bitiremeden Zeynepin gözlerindeki bakışı gördü, birkaç adım geriledi.

Git dedi Zeynep sessizce. Hemen şimdi evden çık.

Ne? Beni mi gönderiyorsun? Bu benim evim!

Bizimdi, dedi Zeynep. Ama artık umurumda değil. Tek yaşam sebebim kızımmış. Hemen çık, görmek istemiyorum.

Murat bozuldu, ama bir şey demedi. Kıyafetlerini attı çantasına, çekip gitti. Zeynep hareketsizce onu izledi.

Sonra her gün polise gitti, yeni fotoğraflar, bilgiler Çalışıyoruz, hanımefendi, sabredin,le geçiştirdiler. Elindeki tatil birikimini özel dedektife verdi, adam bir ay, iki ay aradı, sonra Hanımefendi, her yeri didik didik ettim, sosyal medya dahil, yurtta yok, arkadaşlarında yok, ya iyi saklanıyor ya da… diye sustu.

Zeynep niye bittiğini anlamak istemedi.

Üç ay sonra polisten aradılar: Yalnızca eşyasını bulduk, gelir misiniz? dediler. Yıkıldı. Sadece Elifin çantası ve ceketi, şehir kenarındaki terk biçimde bir yerde. Kız ise yok, gören duyan da yoktu.

Sinir haplarına sarıldı, işe gitmesi gerektiği için autopilotta takıldı. Murat birkaç kere aradı, Belki barışırız, olur ya, Elif bulunursa kabullenirim, falan dedi. Ama Zeynep telefonu suratına kapattı.

Her gece rüyasında bazen küçükken, bazen gençliğinde Elifi görüyor, kulağında Beni arama yankılanıyordu. Kocaman yalnız bir sabaha uyanıyordu.

Altı ay sonra Elif Türkiye genel kayıplar listesine geçti. Bir ay sonra dosya rafa kaldırıldı. Zeynep evde, kayıp yazılı formları imzalarken, yok hükmünde damgasını içinden atamıyordu.

Sekiz ay böyle geçti. Zeynep bir gün karnındaki ağrıyla hastaneye kaldırıldı. Doktorlar ameliyat yapmak zorunda kaldı; artık asla çocuk sahibi olamayacaktı.

Bir hastane odasında, bembeyaz tavana bakarken anladı. Hayatı boyunca neyi tuttuysa, bir şekilde elinden kaçırmıştı. Sığındığı sandığı Murata, yuvamız dediği eve bu kadar sarılıp, asıl başından kayıp gidenin Elif olduğunu çok geç anladı. Yan odada kavga edilen, bir valiz gibi ağızlarda dolaşan, o yabancı çocuk

Şimdi ne kızı vardı, ne adamı, ne de anne olma umudu. Sadece o eski fotoğraf ve arkasında Elifin çocuk el yazısıyla yazılmış satır: Seni çok seviyorum anne.

Bazen geceleri, koridordan anahtarlık sesi duyar gibi oluyordu. Anne, geldim! Hayaliyle kapıya fırlıyor, ama ev hep boş, askıdaki ceket hep yalnız kalıyordu.

Elife ne olduğunu, hayatta mı, kendine bir ev mi bulduğunu, yoksa adını hiç duymadığı bir yere mi kaybolduğunu asla öğrenemedi Zeynep. Bilmemenin, umut da vermeyen bu cehennem bekleyişin bir ömür boyu süreceğini de…

Bir yıl sonra Murat, çocuksuz, bagajsız yeni bir kadınla yeni bir hayat kurdu ve onlara bir bebekleri doğdu.

Rate article
Lifequest
Kızım İçin Yatılı Okul Seçimi