Bugün yaşadıklarımı defterime dökmem gerek, çünkü içimde birikenleri başka türlü taşıyamıyorum. Son zamanlarda gecelerim ağır geçiyor. Karnım öyle büyüdü ki, adeta bir torba un taşıyorum gibi. Saat henüz üçü bile göstermemişti, ev sessizdi. Sadece Halilin burnundan çıkan hırıltılar ve koridordaki eski saatimizin tıkırtısı eşlik ediyordu geceye.
Sırtım ağrıyordu, yan dönmeye çalışırken eski kanepenin yayı cıyakladı. Halil, duvara dönük uyuyordu, aniden kıpırdanıp öfkeyle söylendi:
Elif, acaba biraz durabilir misin? Dört saat sonra kalkacağım, biraz insaf
Kıpırdamadan kalakaldım, zor nefes aldım. Halilin son altı aydır yeni favori cümlesi bu. Sanki beklediğimiz ikiz bebekler sadece benim fantezimmiş gibi davranıyor. Kendiyle ilgili, bambaşka biri gibi. Marketten gelince fişleri didik didik eder, her bir lirayı sayar, Elif şu meyveler ne lüzum yok, derken suratı ekşir. Elma mevsimlik, onu ye. Şeftali almışsın, o neyin lüksü? Ben tek başıma çalışıyorum, sen evde avare.
Kanepeden sessizce kalkıp mutfağa geçtim, elim belimde Ayaklarım o kadar şiş ki, terliklerim ucu ucuna oluyor. Pencere kenarına oturup boş sokağı izledim. İçim kaygıyla dolu: Hem bebeklerle ilk karşılaşmam, hem o soğuk eve, Halilin bitmeyen sitemlerine dönmek korkutuyor.
Sabah olunca Halil iş için hazırlanırken adeta patlayacak gibiydi. Eşyaları savuruyor, ikinci çorabını arıyor, dolap kapaklarını asabîce kapatıyordu.
Gömleğimi ütüledin mi?
Sandalyenin arkasında, Halil.
Bi de şurasını dikseydin, düğme sallanıyor. Neyse, ben kaçtım. Geç döneceğim; genel müdürle toplantı var. Sakın arama, şefim çok ciddi, telefonumu elimden alıyorlar.
Daha kapıdan çıkarken arkasına bakmadan gitti, kapının sürgüsünü de çekti. Kilit zaten problemliydi, ancak içerden iki kolla asılınca açılırdı.
Gün içinde koridorda temizlik yapmak istedim. Kızkardeşimin bıraktığı bebek eşyalarının kutusunu yukardan almam gerekiyordu. Bir tabure yanaştırdım, Sadece kenara basacağım, diye kendimi avutuyordum.
Üzerine çıktım, kutuya uzanırken bir anda başım döndü Ayağım kaydı, tabureden düştüm. Halının üstüne yan düştüm, kalçam incindi. Acıdan çığlık attım, anında karnımın altı bıçak gibi sızladı.
Hayır, henüz erken diye mırıldandım, doğrulmaya çalışırken. Ama vücudumu yeni acı dolu bir kasılma sardı; zaman gelmişti.
Telefonum komodinin üstündeydi, bir metre ötemde. Sürüne sürüne gittim, ıslak bir iz bırakarak Ellerim titriyor, gözlerimin önünde renkli halkalar dans ediyordu. Rehberde H harfiyle başlayan iki kişi vardı: Halil ve Halil Bey (Genel Müdür). Bir ay önce izin kağıdı için numarasını kaydetmiştim, çünkü Halil o gün telefona hiç bakmamıştı.
Halili aradım. Uzun uzun çaldı, kimse açmadı. Bir daha aradım; Aboneye şu anda ulaşılamıyor yanıtı Panik içimi kavurdu. Evde yalnızım, kapı içeriden sürgülü, yardım gelse açamam!
Kendimi kaybedecek gibiydim. Son çare, mesajlaşma uygulamasını açtım. Ekran ikiye bölünmüş gibi, kendimi zorladım, mesajı yanlışlıkla Halil Beye gönderdim sanırım!
Doğum başladı, kapı kilitli! Düştüm, hareket edemiyorum, ne olur hemen gel! yazdım. Gönder tuşuna bastım ve telefondan ellerim kaydı, ekran söndü.
Halil Bey asıl adı Halil Demir büyük bir inşaat şirketinin yöneticisi. Herkes ondan çekinir, işini çok ciddi yapar. O sırada toplantıdaymış. Telefonu titredi, masada baktı. Numaramı tanıdı: Elif, tedarik bölümündeki Halilin eşi. Kısa süre önce belgeler için şirkete gitmiştim.
Mesajı okuyunca yüzü değişti.
Toplantı bitti! diye bağırdı. Muhasebe müdürü itiraz edecek oldu, tersledi: Herkes çıksın!
Masasından fırladı, asistanına talimat verdi: Hemen Halilin telefonunu bul ve bana konumunu gönder. Arabayı çek aşağıya, ben kullanacağım.
Gelen mesajda Halilin telefonunun bir iş şantiyesinde değil, Ümraniyenin dışındaki Yeşil Vadi Spada olduğu belliydi.
Halil Beyin çenesi kilitlendi. Arabasına atladı ve Şahin sokaklarına akıp gitti. Beş yıl önce kalp krizinden eşini kaybetmişti, bunun acısıyla yardım edilemeyen çaresizliği çok iyi biliyordu.
Eve vardı. Üçüncü kata, bizdeki kilitli kapının önüne dikildi ve içeriden cılız bir ses işitti.
Kurtarma ekibini beklemeden, duvara yaslanıp tüm gücüyle kapıya yüklendi. İlk denemede açılmadı, ikinci hamlede kırıldı.
Koridorda yerde kıvrılmış halde buldu beni.
Elif!
Gözümü araladım, onu görünce şaşırarak sordum:
Halil Bey? Peki Halil nerede?
Yerine ben geldim. Sakin ol.
Beni kucakladı, arabaya koydu, hızla hastaneye sürdü. Arkada titrek nefesler alıyordum.
Dayan, çok az kaldı, dedi aynadan bakarak.
Hastaneye haber vermiş; sirenlerle karşıladılar.
Beyefendi, siz kimsiniz? diye sordu hemşire.
Babasıyım ben, diye kükredi. Hem anneye, hem ikizlere sahip çıkacaksınız, başınıza gelecek var.
Beklemede üç saat geçti. Doktor, maskesini çıkararak yanıma geldi.
Derin bir nefes alın. İki sağlıklı oğlunuz oldu. Zorlu bir doğumdu, ufaklar bir süre gözlemde kalacak ama iyi olacaklar. Anne çok yorgun, fakat durumları stabil.
Halil Bey cam kenarına başını dayayıp bir süre sessizce teşekkür etti.
Sonra Halili tekrar aradı. Bu kez Halil açtı. Arka planda gürültü, kahkahalar ve kadın sesleri geliyordu. Halilin sesi de berbat.
Efendim, Halil Bey? Çekmiyordu da, toplantıdaydım işte
Halil Beyin sesi soğuk ve keskindi:
Toplantıdaydın ha? Ümraniye spada inşaat var da bizim mi haberimiz yok?
Uzun bir suskunluk oldu.
Halil Bey, ben şey
Yarın sabah şirketten çıkıyorsun Halil. Hiçbir referans yok. Yarın şehirde de görünmeyeceksin. Dua et sadece eşin seni affetsin Ben olsam affetmezdim, bilesin.
Kendime ertesi gün geldim. Sessiz, tek kişilik bir odadayım. Komodinin üstünde soda ve meyve suyu var.
Kapı açıldı, Halil Bey yorgun ama kravatı yok, ceketli haliyle geldi içeri.
Nasıl hissediyorsun?
Halil Bey diye kalkmaya yeltendim, ama ağrılarım şiddetlendi. Çok mahcup oldum. Sanırım karıştırıp size mesaj attım.
Şükret ki öyle oldu, dedi hüzünle gülümseyip yanında sandalye çekerek. Sana tamamen açık konuşmam lazım.
Her şeyi anlattı; Halilin spadaki durumu, işten çıkarıldığını, olayı saklamadı.
O şimdi arayıp yalvaracak. Ev de sanırım onun üstüne?
Onun ailesinin diye fısıldadım, gözyaşımı zor tuttum. Gidecek hiçbir yerim yok. Sadece uzak bir köyde bir halam var.
Halil Bey, bir süre parmaklarını dizinde oynattı, düşündü.
E bak Benim iki katlı büyük bir evim var. Genelde sadece geceleri uğruyorum. Misafirhanede çocuklarla kalırsın, toparlanana kadar. Hem yardımcım olursun, hem de evine sahip çıkan biri olur. Bu iş, hayır işi değil, bana lazım.
İki yeni doğanla ne yaparım ben orada, nasıl yardım edeyim?
Hallederiz. Ekstra bir yardımcı daha tutarım. Bana da yalnızlık zor geliyor. Hem evin içi yaşam dolu olursa bana huzur verir.
Taburculuk kolay oldu. Halil kapıda bekledi ama içeri alınmadı. Dışarıda bağırıp çağırdı, alkollüydü. Pencereden bakarken içimde ne acı kaldı ne de öfke; sadece boşluk.
Halil Bey eşyalarımı ve bebekleri arabasına yerleştirdi.
Hadi, evimize gidiyoruz, dedi.
Evin içine yeni bir hayat hakim oldu. Koca villada mis kokulu çamaşır ve bebek bakım ürünleri havayı değiştirdi. Halil Bey akşam işten döndüğünde, beceriksizce de olsa çocukları kucağına alıp huysuzlanan birini sallamaya çalışıyordu.
Nasılsınız bakalım delikanlılar? diye gür sesiyle soruyordu.
Miniklerin adı Yiğit ve Barandı, bana bakarlarken gözleri parlıyordu.
Eski kocam ise ortadan kayboldu. Duydum ki Halil Bey onu sektördeki tüm işlerden sildirmiş, anne evine dönmek zorunda kalmış. Gönderdiği üçbeş kuruşluk nafaka umurumda bile değildi. Uzun zaman sonra ilk defa kendimi korunaklı hissettim.
İki yıl geçti aradan.
Bugün yaz temmuzunda, bahçedeki kamelyada sofra kuruyorum. Halil Bey mangal başında bir şeyler hazırlarken, çocuklar çimenlerde koca bir böceğin peşinde koşuyordu.
Baba, bak! Kocaman böcek yakaladım! diye bağırdı Baran, elindeki dalı kaldırarak.
Elimde tabakla donakaldım. Halil Bey de öyle. Baran ilk kez ona baba dedi. Öncesinde her zaman Halil amcaydı.
Halil Bey çocuklardan birini havaya fırlattı, gülümseyerek:
O böcek değil oğlum, arı. Faydalı hayvan.
Sonra bana döndü. Gözlerinde hep korktuğum o resmiyet yoktu, başka bir sıcaklık vardı.
Elif, oturur musun?
Bankta oturdum.
Bilirsin, duygusal biri değilim, güzel laf da bilmem. Ama çocuklar haklı. Artık onlar bana yabancı değil. Sen de değilsin.
Cebinden küçük bir kutu çıkardı, kartondan, sade.
Biz aslında iki yıldır aileyiz. Resmi hale getirelim: Çocuklarımla resmen de babaoğul olayım, sana da soyadımı, ailemi vereyim. Herkese karşı dimdik duralım, kimse kötü laf edemesin! Ne dersin?
Ağlamak istemedim ama gözyaşlarım süzüldü. Ama eski acıdan değil; güven duygusuyla.
Kabul ediyorum, Halil Bey, dedim gülerek.
Artık bana Halil Bey deme, seni ne çok uyardım!
O gece verandada çaylarımızı soğuttuk. Uzakta, başka bir şehirde, eski kocam kim bilir hangi köşede dertleniyordu. Ama burada, bu evde, iki küçük oğlum yeni babalarının yanında huzurla uyudu.
Bazen yanlış tuşa basmak, bir hayatı değiştirecek kadar mucizevi olabilir. Asıl önemli olan, insanda hata yapmamaktır.



