Kuru dalları kesmek için bahçedeki eski elma ağacına merdiven dayamış çıkıyordum ki, köpeğim Karabaş birden havlamaya başladıama ne havlamak! Pantolonumdan çekiştirmeye başladı, ineyim diye tam bir ısrar. İlk başta, Herhalde kafayı yedi ya da bana oyun yapıyor, şimdi düşürecek beni bu merdivenden, diye içimden söylendim.
Uzaklaşsın diye elimle kovalar gibi oldum, kızdım bile ama tam o sırada aklıma hayalime gelmeyecek bir şey oldu
Merdivenin ortasındaydım, elma ağacının kuru dallarına budama makasımı uzatıyorum. Sabah da tuhaftı aslında Gökyüzü gri bulutlarla kaplı, hava durgun ve bir tuhaf nem, yağmur yağacak bildiğin. Zamana meydan okuyup işi bitireyim dedim; çünkü o kuru dallar yıllardır orada duruyordu, iyice sinir bozucu olmuştu.
Sabah erkenden merdiveni ağaca yasladım, sonra Acaba sağlam mı? diye kontrol ettim, iyice oturttum. Üç beş basamak çıktım, ilk dalı kesecekken birden pantolonumun arkadan çekildiğini hissettim.
Bir döndüm, vallahi bir dakika afalladım.
Karabaş, merdivene çıkmaya çalışıyor! Patileriyle basamaklarda dengesiz kayıyor, tırnakları metale sürtüyor, gözleri kocaman açılmış bana bakıyor.
Yahu Karabaş ne yapıyorsun sen orada, in aşağı! dedim gülerek ama gülmem de bir efsane, hafiften panikliyorum.
Elimle biraz uzaklaştırmak istedim, ama nerde! Karabaş inatla iki basamak daha çıktı, ön patilerini merdivene koydu ve hoop pantolonumu gırtlağıyla yakaladı.
İyi mi, bi de çekiştiriyor, hem de delice!
Dönüp bakınca az daha dengemi kaybediyordum.
Karabaş yeter! Bırak şunu deli misin, dedim. Sinirlendim de, ne olacak!
Ama Karabaş pes etmedi. Tuttuğum gibi çekiyor, patileriyle dayandı, havlıyor; resmen İn oradan! diye bağırıyor köpekçik.
Başta tam kızacaktım ama birkaç saniye sonra fark ettim: Bunun oyunun, dalganın falan alakası yok. Daha önce böyle yapmamıştı hiç. Gözlerinde bi başka bir şey vardı.
Resmen, Ya kızım bak benden söylemesi der gibiydi.
Biraz daha tırmanayım dedim ama Karabaş, pantolonu öyle hızlı çekti ki; elimle sıkı sıkı tutmasam merdivenden aşağı portatif şeklinde ineceğim.
Deriiin bir iç çekip indim aşağı.
Tamam kardeşim, yeter! dedim söylene söylene. Bu sefer de seni ahıra kapatacağım, aklın başına gelsin.
Karabaş başını eğdi, sanki suçluymuş gibiama bana mısın demiyor. Götürdüm onu tel örgünün arkasına kapattım, Rahat rahat işimi bitiririm, diye seviniyorum bir yandan.
Ama işte o anda, hayatımı kökünden sarsacak şeyi yaşadım ve Karabaşın niye foşur foşur havladığını anladım! Devamı ilk yorumda
Tekrar merdivene yaklaştım, tam ilk basamağa ayağımı koyacaktım ki, birden kafa üstümde şiddetli bir çat sesi yankılandı.
Duvar gibi bir ses, bildiğin biri odunu ikiye kırıyor sanki. İster istemez kafamı kaldırdım. Ve o an, koca kuru dalın ağır ağır ağacın tepesinden koptuğunu gördüm.
Dal, az önce kafam olan yere yıldırım gibi düştü. Yere çarptı, paramparça oldu, aramızda bir karış ya var ya yoko kadar yakın.
Dizlerim keklik gibi çözüldü. Merdivenin yanında kalakaldım; elim ayağım soğudu, kalbim ise fırlayacak gibi hızlı vuruyor.
Ve o anda asıl jeton düştü: Karabaş bana engel olmaya çalışmıyordu.
Beni kurtaracaktı!
Benden önce tehlikeyi sezmişti. Belki içten gelen bir çıtırtıyı duymuştur, belki oradaki tehlikeyi hissetmişti. Göz ucuyla tel örgüye baktım.
Karabaş bana telin öbür tarafından bakıyor. Gözleri sakin, kuyruk hafiften sağa sola sallanıyorsanki Akıllandın mı bakayım? der gibi.
Yaklaşayım dedim, kapıyı açtım, yanına diz çöktüm. Karabaş hemen yanıma sokuldu, kafasını kucağıma dayadı.
Boynuna sarıldım, usulca dedim ki:
Resmen hayatımı kurtardın.
O günden sonra Karabaşın içgüdülerine kulak vermemeyi bırak artık!
Karabaş bir şey sezdi mi, abla hemen orada!




