Viktor çantasını olduğu gibi kapının önüne fırlattı. İçinden ilaçlar yere saçıldı çünkü Meryem hemşireydi, yanında her zaman biraz ilaç bulundururdu.
Yeter! dedi Viktor sertçe. Toplan, defol git buradan!
Meryem koridorun ortasında öylece kaldı. Daha hala annesinin mevlidinden geliyordu, simsiyah elbisesi üstünde, nefes bile alamıyordu.
Bekle, Veysel Yapma
On iki yıl, Meryem. On iki yıl bekledim! Dedim ki, nasılsa senin babaannen bize de bir şey bırakır, artık şu viraneden kurtuluruz diye umdum. Peki ne yaptı? Senin abine şehir merkezinde kocaman bir daire bıraktı, yetmiş iki metrekare. Sana ise? Köyün dipsiz ucunda çürümüş bir ev! Ona kimse yüz vermez ki zaten!
Babaanne ne yaptığını bilirdi
Ne bilirdi?! duvara yumruğunu geçirdi Veysel, dolaptan nikâh fotoğrafları takılı çerçeve yere düştü. Cam gürültüyle çatladı. Kadın seni harcadı!
Kerem var ya, on yılda iki kez uğradı buraya. Sen ise her hafta sonu gidip kadına baktın, yerini temizledin! Buyur işte, karşılığı bu!
Meryem eğildi, fotoğrafı yerden aldı. Orada ikisi de gülümsüyordu. Yirmi dört ve yirmi altı yaşında, genç, toy…
Boşanma davası açacağım, dedi Viktor sesi titreyerek. Geleceği olmayan karı istemem. Git mirasına kavuş, ne halin varsa gör.
Çantasını topladı. Kapı suratına kapanırken çıkan ses kulaklarında acıyla yankılandı.
Ertesi sabah otogara gidip Kırçaya bilet aldı. En yakın arkadaşı Vildan karşı çıkmaya çalıştı:
Kafanı topla! O viraneyi bırak. Gel bende kal, merkezde sana oda da buluruz, iş de…
Ama Meryemin aklında yalnızca babaannesinin aylar önce söylediği cümle çınlıyordu: Acele etme hiçbir konuda, Meryemim. Her şey göründüğü gibi değil.
Otobüs saatlerce köy yolunda sallandı. Camdan köyler, ormanlar, tarlalar birer birer geçti. Kırçayda otobüs yol kenarındaki, paslı tabela önünde durdu. Hava nane ve rutubet kokuyordu.
Dudu Hanımın torunu musun? diye sordu üstü başı kirli bir adam, kamyondan inerken. Ben Mahmut. Gel, seni eve bırakayım.
Sessizliğe gömülmüş kamyonda Mahmut bir ara sordu:
Dudu hanım, Allah rahmet eylesin Gitti mi gerçekten?
Gitti.
Adam başını öne eğip dua etti.
Oğlumun canını kurtardı biliyor musun? Doktorlar ümidini kesmişti, Dudu Hanım tam üç hafta elini üzerinden çekmedi.
Köyün sonundaki, ormana dayalı, gri ve çatısı çökmüş eve geldi Meryem. Bahçede otları yara yara yürüdü, demirle kilitli kapıyı güçlükle açtı.
İçerisi toz, nem ve eskiyle kokuyordu. Camları eski ve kararmış tül perdelerle örtülüydü. Hiçbir sihri, ihtişamı yoktu. Sıradan, yıkık dökük bir köy evi
Kendini pencerenin dibindeki sandalyeye bırakıp elleriyle yüzünü kapattı. Veysel haklıydı. Dudu Babaannenin mirası bu harabe idi.
Abisi Kerem, merkezi daireyi şimdi çoktan değerlendirmiş, satış yasağından nasıl sıyrılacağını düşünüyordu kesin.
Kapı çalındı.
Sen Meryem misin? karşında başörtülü, zayıfça biri duruyordu. Ben Nazife, iki ev ötede oturuyorum.
Anahtarlar bende ama gelmeden toplayamaya fırsatım olmadı. Yarın gelirsin sandım.
Sağ olun, ilgilendiniz en azından Nazife abla.
Dudu rica etti. Ölmeden önce bana anahtarları verip dedi ki: Benim torunum buraya gelecek, Nazife. Yanında dur, aceleye getirme hiçbir şeyi. Mutfağın arkasındaki küçük odaya girsin, ona bir şey bıraktım Ben sordum ne bu diye, kadın gülümsedi. Her zaman garipti annen. Ama iyi kadındı.
Nazife gitti, Meryem mutfağın arkasını araştırdı. Gerçektende neredeyse görünmeyen bir kapı vardı. Omzuyla bastırınca aralandı.
Küçücük odada pencere bile yoktu. Telefonunun ışığını açtı. Raflarda reçel kavanozları, çuval, yıpranmış bezler Kavanozları çekince, arkasında bisküvi tenekesinden bir kutu buldu.
Kapakta evraklar, belgeler Ev için değil, arsa için tapu, tam on iki dönüm toprak kaydı.
Üç kere okudu. Evin çevresindeki toprak, on iki dönüm. Altında bir sözleşme. Geçen yıl köyün çiftçisi, Dudu Hanımdan tarlayı on beş yıllığına kiralamış. Her yıl ödenecek kira O rakamı görünce gözlerini kapadı. Kendi hemşire maaşının üç katı fazlası!
Ve mektup Dudu Hanımın yazısı; ciğerine işlemiş tanıdık satırlar:
Meryemim. Daire seni boğar. Kerem satacak veya içip bitirecek. Zaten eşi Saliha, avukatla dolanıyor. Dertleri hızlı para. Ben ise sana uzun soluklu bıraktım. Bu arazi benim dede yadigarımdı, şimdi senindir. Çiftçiler düzenli öder, tapusu, sözleşmesi var; yıllarca alırsın. Satmaya da, hemen dönmeye de çalışma. Ev, ancak istersen kabullenir seni. Ama sakın sakın toprağı satma.
Meryem kutunun başında yere çöktü, ağladı. Sevinç değil; planı baştan gören Dudu Hanım için. Veysel onu parası olmadığı için kovmuştu. Fakat meğer yıllardır serveti varmış; kendisi bilmiyormuş.
Bir hafta geçti. Evi silip süpürdü, camları yeniledi, temizledi. Nazife her gün gelir, süt, ekmek getirirdi. Dudu Hanımın bitkilerle insanları nasıl iyileştirdiğini anlatırdı.
Ona benziyorsun, dedi bir gün Nazife. İçin süt gibi ama onunki gibi çelik gibi olacak.
Meryem gülümsedi. Şimdilik pamuk gibi
Sekizinci gün Kerem aradı.
Bana acil para lazım, dediği gibi. Saliha daireyi satmak istiyor ama noter izin yok diyor. Sen mirastan vazgeçersen, satış yasağı kalkacak.
Hayır, dedim.
Ne yapacaksın orda? Orası taş yığını!
Ben burada iyiyim.
Delirdin mi? Otur bakalım köyde, ebecik! Burada çözümü buluruz, avukatları ayağa kaldırırız
Telefonu yüzüne kapattı. Meryem telefonu yana koyup temizlik işini sürdürdü.
Bir ay sonra Veysel geldi. Kapıdan bakınca onu fark etti. Arabadan inip, üstünü başını düzeltti. Kapıya yaklaştı ama içeri giremedi.
Meryem, konuşmamız lazım…
Konuş.
Ben hata yaptım, affet. İşlerim battı, inşaat yandı, borçlar var. Duydum ki eline para geçti. Hani belki eski günlere döneriz diye düşündüm. Ev onarılır, beraber yaşarız belki
Hayır, dedim.
Ne var hayırında? On iki yıl… Yanlış yaptım, insaflı ol. Kötü bir insan değilim!
Kötü değilsin. Ama artık saf da değilim, Veysel.
Ne demek bu?
Sen beni, annemin mevlidinde, simsiyah matem elbisemde kapıdan kovdun. Geleceksiz kadın istemem, dedin. Unutmadım o kelimeleri.
Veyselin yüzü bembeyaz kesildi.
O anda öfkeliydim…
Ve ben yastaydım. Yorgun ve paramparça. Şimdi defol git buradan, bir daha dönme.
Daha çok pişman olacaksın! arabasına yürüyüp gitti. Ortalıkta tek toz bulutu kaldı. Nazife de komşu kapısında başını salladı, hak verdim dercesine.
Altı ay geçti. Şehirdeki evi sattı, Veyselin eşyalarını kolileyip ona kargoladı. Boşanma kavgasız bitti. Topraktan gelen kira düzenli aktı; evi de tamir ettirdi, yeni cam taktı, suyu çekti. Yavaş, sakin yaşadı.
Bir süre sonra gerçekten köy halkı gelmeye başladı. İlk Nazife bel ağrısı olan komşusunu getirdi; Meryem, Dudu Hanımın eski defterinden karışım yaptı. İki hafta sonra, kadın tekrar geldi; ağrıları azalmıştı.
Sonra bir başkası, bir başkası. Para almadı, ihtiyacı yoktu. Herkes kendi ürettiğini getirdi; yumurta, süt, patates
Bir akşam, kışın, bilinmeyen bir numara aradı.
Merhaba, Meryem? Ben Saliha, Keremin eşi.
Dinliyorum.
Sana ihtiyacım var, Salihanın sesi kırıktı, ağlamamak için zor tutuyordu. Kerem, evi başkasının üstüne geçirerek sattı. Avukatlar yasağı deldirdi, parayı aldı ve gitti. Başka birine kaçtı. Beni de, çocukları da ortada bıraktı. Eve bile kalamadık. Hiçbir yere gidemiyoruz, ne olur…
Meryem sustu.
Hakkım yok istemeye, anlıyorum. Ama sen insaflısın Orada odan varsa evinde, çalışır öderim, ne dersen yaparım…
Hayır, dedim.
Ama…!
Sen, mevlitte benden dalga geçen sendin. Noter vasiyet okurken gülen… Evime kulübe dedin. Unutmam! Sosyal hizmetlere git, onlar yardımcı olur!
Telefonu kapattı, Dudu Hanımın defterlerine döndü. İçinde ne öfke, ne acı kaldı… Boşluk. Sadece huzur.
Bahar gelince Vildan geldi şehirden. Mutfağa yerleşip bakındı:
Bravo! Ben burada çürürsün sanıyordum, dergi evi gibi olmuş bak!
Meryem ona ıhlamur, reyhan çayı uzattı.
Bu arada, Veysel bir emlakçıya ikinci kez evlenmiş, dedi Vildan. Kadın sıkıştırıyormuş. Maaşını zor yetiştiriyormuş Veysel, borçla boğuşuyormuş. Zavallı hale bak.
Meryem sadece başını salladı. Umrunda değildi.
Burada mı kalacaksın hep? Hiç sıkılmadın mı?
Hayır, pencereyi gösterdi. Burada huzurluyum.
Bu defa gerçekti. Otuz yedi yıl sonra ilk defa, sadece kendi hayatını yaşıyordu.
Ne kocasının gözüne sermaye olarak bakmaya zorlandığı bir kadındı, ne birinin onayını bekliyordu. Sadece yaşıyordu.
Akşam, Vildan otobüsle dönünce, Meryem ön bahçeye çıktı. Ormanda güneş kaybolurken hava tertemiz ve serindi.
Yanında, kışın sahip çıktığı kedi mırıldıyordu. Nazife, çantasını sallayarak yol kenarından geçti:
Meryem, yarın merkezden bir hanım gelecek, dedi. Doktorlardan fayda görmemiş, senin şifalı bitkilerini duymuş. Bir bakarsın, olur mu?
Bakacağım, dedi Meryem.
Eve dönüp Dudu Hanımın defterini açtı. Tariflere göz gezdirdi, uygun olanı işaret etti. Yarın demler, dinler, konuşur. Tıpkı babaannesi gibi.
O sırada şehirde bir yerlerde Veysel ikinci eşinden para için azar işitiyor, Kerem borçtan kaçıp başka bir evde saklanıyor, Saliha ise çocuklarıyla sığınacak yer arıyordu
Dudu Hanım her şeyi biliyordu. Ve Meryem sonunda anladı; miras eşya ya da para değildir. Miras, hayat seni yere serse kimsin ve ne yapacaksın sorusunun cevabıdır.
İstersen kurban olursun. Ama istersen kalkar, seni bekleyene doğru yürürsün. Meryem seçimini yaptı.




