Yolun kenarında, donmuş ve neredeyse hareket edemeyecek hale gelmiş küçük bir varlık hareketsiz yatıyordu
Murat arabanın direksiyonunu yavaşça çeviriyordu buzlanma yolu adeta kaygan bir pist hâline getirmiş, normalde kırk dakikalık yol iki saate uzamıştı. Ayakları uyuşmuş, tabanlarını hissedemiyor, sırtıysa uzun süre aynı pozisyonda oturmaktan ağrıyordu.
Yeter artık, diye mırıldandı kendine. Usulca sağa çekip durdu.
Etraf alabildiğine karla kaplı tarlalarla çevriliydi. Ne bir ev ne de bir insan izi yalnızca ufka kadar uzanan bembeyaz bir örtü. Murat arabadan indi, esnedi, kaslarını gevşetmek için etrafında kısa bir tur attı. Soğuk hava ciğerlerini yakıyordu ama arabanın boğucu havasından sonra dışarısı adeta ferahlatıcıydı.
Arabaya geri dönecekken, bir şey gözüne takıldı. Yolun on beş metre kadar ilerisinde, tarla kenarında koyu küçük bir leke vardı.
Herhalde toprak birikintisi, diye düşündü, fakat içindeki merak daha yakından bakmak için adımlarını hızlandırdı.
Karda yürürken neredeyse bileğine kadar gömülüyordu. Yaklaştıkça bunun toprak olmadığı anlaşılıyordu. Şekli canlı gibi görünüyordu ve Muratın kalbi hızlı atmaya başladı; bunun ne olduğunu fark etmişti.
Küçücük bir gövde, iyice kenara kıvrılmış ve neredeyse tamamen karla örtülmüş haldeydi. Bıyıklarına buz sarkmıştı. Ufacık bir kedi yavrusu bir yandan tir tir titriyor, bir yandan da hâlâ inlemeye çalışıyordu.
Allahım diye nefesini tuttu Murat, dizlerinin üstüne çökerken.
Elini uzattı minik vücut buz gibi soğuktu. Böyle bir yerde, en yakın köye kilometrelerce uzaklıkta, bu zavallı yavru nasıl kalmıştı? Düşünmeye fırsat bulamadan içgüdüleriyle hareket etti.
Murat minicik kediyi kucakladı, buzda kaymasına aldırmadan hızlıca arabaya döndü. Bagajdan eski bir havlu bulup yavruyu dikkatlice sardı. Arabayı çalıştırıp kaloriferi sonuna kadar açacaktı, ısıyı yolcu koltuğuna doğru yönlendirdi, çünkü orada minik kedi yatıyordu artık.
Dayan güzelim, dayan, lütfen, diye fısıldadı Murat, yola tekrar koyulurken. Gaza nazikçe basıyor, kaygan yolda en ufak bir hataya yer olmadığını biliyordu.
Virajlarda araba yana kayıyor ama Muratın aklında tek bir şey vardı: bu minik canı, bir an önce sıcak bir yere ulaştırmak.
Yirmi dakika sonra, kedicik ilk belirtilerini gösterdi. Önce yavaşça bir patisini oynattı, sonra gözlerini araladı ve az sonra zayıf bir şekilde mırlamaya başladı, başını Muratın bacağına yasladı.
Aferin sana, dedi Murat gülümseyerek, yüreğine tatlı bir sıcaklık dolarken. Akıllı kızım benim.
Eve vardıklarında yere birkaç battaniye serdi, garajdan eski bir ısıtıcı getirdi; minik kedisi için yumuşacık bir yuva hazırladı. Yavru ısınırken Murat süt ısıttı soğuk katiyen verilmezdi. Kedi aceleyle ama dikkatlice içti sütünü, sonrasında tekrar kıvrılıp uyudu.
Adam, yavrunun başında oturmuş, bu minik hayatın huzur dolu uykusunu izliyordu. İçinde, adeta evrenin oyunlarından biriymiş gibi tuhaf, neredeyse sihirli bir his belirdi sanki tüm ömrü boyunca bu karşılaşmayı beklemişti, isim bile düşünmeden.
Ada, dedi Murat bir anda. Senin adın Ada olsun.
Sabah kalkar kalkmaz ilk işi, minik dostunu kontrol etmek oldu. Ada mışıl mışıl uyuyordu, huzurlu mırlaması ortamın sıcak ve güvenli olduğunu gösteriyordu. Ama Murat bir an tereddüt etmedi; veterinere gitmek şarttı. Onca zaman soğukta kalmasının etkilerini kimse bilemezdi.
Klinikte onları genç bir veteriner, Doktor Elif Hanım karşıladı. Kediciği inceledi, kalbini dinledi, reflekslerine ve patilerine baktı.
Yaklaşık altı aylık, dedi Elif Hanım düşünceli bir şekilde. Genel durumu iyi, genç ve dirençli. Ama
Ama ne? diye sordu Murat, endişeyle.
Kuyruğunun ucu bakın, kararmış. Bu donma belirtisi. O kısmı almazsak kangren ve enfeksiyon riski doğar. Bugün hemen müdahale etmemiz gerek.
Murat istemese de başıyla onayladı. Minik yavru onca acı yaşamışken şimdi bir de ameliyat geçirecekti.
Lütfen, gerekli ne varsa yapın, dedi kararlı bir sesle.
Ameliyat lokal anesteziyle oldu. Murat yanında kalmak istediğini söyledi, izin verildi. Kedisine başını okşayarak, sakinleştirici sözler fısıldadı.
Ve Ada O hiç sesini çıkarmadı. Kıpırdamadan yattı, Murata minnet ve güvenle bakıyordu, mırlaması ise içini titreten bir melodiydi; sanki her şeyi anlıyor, her şeyin kendisi için yapıldığını biliyordu.
Daha önce böyle sakin bir kedi görmedim, dedi Elif Hanım, son dikişi atarken. Normalde kediler çığlık çığlığa olur, hatta anestezide bile kaçmaya çalışırlar. Ama o gerçekten cesur bir kız.
Muratın gözleri dolmuştu. Ne kadar güçlüydün sen, ne kadar özel
O akşam tekrar eve döndüler. Ada, yumuşacık battaniyeye sarılmış, Muratın kollarında mırlıyordu biraz yorgun, ama hala umut dolu.
Burası senin evin, küçük dostum, dedi Murat, kapıdan girerken. Artık burası sonsuza kadar senin.
Bir hafta geçti. Ada tamamen iyileşti; iştahla yiyor, evde koşturuyor (başlarda kuyruğu olmadığı için dengesi biraz şaşıyordu), Muratın aldığı küçük toplarla ve iplerle oynuyordu. Ama en çok sevdiği şey, Muratın yanı başında olmaktı. O nereye gitse peşini bırakmıyor, mutfakta, banyoda, balkonda; her an yanındaydı. Geceleri de mutlaka yastığının kenarında uyuyordu.
Benim minik gölgem, diye gülüyordu Murat, Adanın kulak arkasını kaşırken.
Ada ise öylesine yüksek mırlıyordu ki, tüm ev sanki onun sesiyle titrer gibiydi.
Bir akşam Murat koltukta oturuyordu, Ada ise dizlerinde uyukluyordu. Onun yumuşak tüylerini okşarken, o günleri düşünüp içini sıcak bir huzur sardı; tarlada duran araba, karda seçilen koyu leke, oradan geçip gitme olasılığı
Biliyor musun Adacığım, diye fısıldadı, herhalde bu kaderdi. Başka yerde de durabilirdim, ya da hiç durmaz yoluma devam edebilirdim. Ama orada ve o anda durdum.
Ada bir gözünü aralayıp baktı, sonra mutlulukla tekrar uykuya daldı, hafifçe mırıldanarak.
Teşekkür ederim, diye devam etti Murat. Yanımda, hayatımda olduğun için. Seni ben mi buldum bilmiyorum, yoksa sen mi beni.
Dışarıda kar yağıyordu o soğuk günkü gibi. Ama artık Murat soğuktan korkmuyordu. Çünkü evinde, onu bekleyen minik sıcacık bir mucize vardı; bir zamanlar yol kenarında neredeyse donmuş olan can.
Şimdi Ada, onun anlamı olmuştu; evi, ailesi, huzuru. Esniyor, geriniyor ve Muratın dizinde kendine yer açıyordu o adamın, yol kenarında durup hayatını değiştiren insanının.
Murat anladı ki; bazen tek bir an, bir karar, kısa bir duruş hayatını tamamen değiştirebilir. Hem kurtardığın bir can için, hem de senin için.
Hayat bazen küçük bir dokunuş, bir şefkatle anlam kazanır; çünkü kimi zaman birini kurtarmak, aslında kendini bulmaktır.




