Affet Beni, Oğlum

Affet beni, oğlum.

Bu hikâye, toplumda “problemli” olarak nitelendirilen bir ailenin hikâyesi. Anne, oğlunu tek başına büyütüyor; kocasıyla oğulları henüz bir yaşındayken boşanmışlar. Oğlu artık 14 yaşında, kendisi ise 34; küçük bir kamu kurumunda muhasebeci olarak çalışıyor.

Son bir yıl, hayatı adeta bir kâbusa döndü. Oğlu önceki yıllarda derslerinde iyiyken, beşinci sınıftan sonra notları düşmeye başladı. Ardından daha da kötüye gitti; annesi sadece şunu istiyordu: Baran dokuzuncu sınıfı bitirsin, hiç yoktan bir meslek edinsin!

Sürekli okula çağrılıyordu: Sınıf öğretmeni konuşurken hiç nazik davranmıyor, onun gözünün önünde diğer öğretmenlerle birlikte Baranın yaramazlıklarını ve başarısızlığını anlatıp duruyorlardı. Anne, çaresiz ve yorgun bir halde evin yolunu tutuyor, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini düşünüyor, öfkesini, üzüntüsünü içine atıyordu. Baran ise annesinin eleştirilerini ve nasihatlerini sessizce, suratı asık bir şekilde dinliyor; ne derslerine çalışıyor ne de evde yardımcı oluyordu.

Yine o gün eve geldiğinde, odası her zamanki gibi darmadağındı. Oysa sabah işe giderken kesin bir şekilde tembihlemişti: “Okuldan gelince evi toparla!”

Çayı ocağa koyup, isteksizce toparlanmaya başladı. Toz alırken birden fark etti: Evin en değerli eşyası, arkadaşlarının doğum gününde hediye ettiği tek kristal vazo yoktu ortada. Olduğu yerde kaldı. Yoksa Baran alıp götürdü mü? Sattı mı?

Zihnine korkunç düşünceler üşüştü. Evet, daha geçenlerde Baran’ı bazı tuhaf çocuklarla görmüştü. Sorduğunda, “Kim bu çocuklar?” diye, Baran ağzının içinde bir şeyler gevelemiş, yüzü de açıkça “Sana ne!” diyordu.

“Kesin kötü bir arkadaş çevresi!” diye içi sıkılarak düşündü. Aman Allahım! Ya onu onlar zorladıysa? Kendi yapmaz, yapamazdı! Ya sigara ya da başka kötü şeylere de bulaştıysa Merdivenleri hızla inip sokağa koştu. Hava kararmış, sokakta az sayıda insan kalmıştı.

Yavaşça eve döndü. “Benim yüzümden! Benim! Bu evde ona huzur kalmadı. Sabahları onu bağırarak kaldırıyorum. Akşamları ise sürekli üzerine yürüyüp kızıyorum. Barancığım, yavrum, sana ne biçim anne oldum ben!” diye içini çekerek, uzun uzun ağladı. Sonra sinirlerini yatıştırmak için evini iyice toplamaya koyuldu.

Buzdolabının arkasını silerken, bir gazete buldu. Çekince, cam sesi geldi; gazeteye sarılmış, kırık kristal vazonun parçalarını gördü

“Kırmış Kırmış!” dedi bir anda ve gözyaşlarına boğuldu. Ama artık bu seferki gözyaşları sevinçten dökülüyordu. Demek ki vazo kırılmış, oğlan ne satmış ne de başka birine vermiş; gizlemiş yalnızca. Şimdi, zavallı, eve gelmeye korkuyor! Birden dondu kaldı yok, hiç de aptal değil o! Eğer vazoyu orada görseydi, annesinin öfkesini nasıl göğüsleyeceğini düşündü ve derin bir ah çekerek, akşam yemeğine girişti, sofra hazırladı, peçeteleri serdi, tabakları özenle dizdi.

Baran gece on birden sonra eve geldi. Kapıdan girip sessizce durdu. Anne hemen ona koştu: Baranım! Neredesin sen böyle, çok bekledim seni, içim içimi yedi! Üşüdün mü? dedi. Oğlunun soğuk ellerini kendi ellerinde ısıttı, yanağından öptü ve Hadi, ellerini yıka, senin sevdiğin yemeği hazırladım dedi. Ne olduğunu anlamayan Baran ellerini yıkamaya gitti.

Sonra mutfağa doğru yürüdü, ama annesi, Salonda sofra kurdum deyince, odaya geçti. Oda her zamankinden derli toplu, özenli ve sıcaktı. Usulca sandalyeye oturdu. Ye oğlum! dedi annesi yumuşak bir sesle. Hatırlamıyordu bile annesinden en son ne zaman böyle bir ilgi gördüğünü. Başını eğip, hiçbir şeye el sürmeden, oturuyordu.

Hadi oğlum, neden yemiyorsun?
Başını kaldırıp titreyen bir sesle dedi ki:
Vazoyu ben kırdım.
Biliyorum oğlum, dedi annesi. Boş ver. Her şey zamanla kırılır, yerine yenisi gelir.

Birden masaya eğilip oğlan ağlamaya başladı. Anne hemen gelip ona sarıldı ve onunla beraber sessizce ağladı. Baran sakinleşince, annesi konuştu:
Affet beni, oğlum. Sürekli sana bağırıyorum, kızıyorum. Çok yoruldum, yavrum. Sanma ki görmüyorum; arkadaşların gibi giyinemediğini, eksiklerini fark etmiyorum. İşten yorgun argın geliyorum, bazen evde bile çalışmak zorunda kalıyorum. Bağırmayacağım bir daha, söz veriyorum!

O akşam sessizce yemek yediler, usulca yatıp uyudular. Ertesi sabah Baranı uyandırmaya gerek kalmadı; kendi kalktı. Okula uğurlarken, annesi ilk defa Dikkat et kendine, olur mu? deyip yanağından öptü.

Akşam işten dönünce, evi temiz buldu; mutfakta da Baranın hazırladığı patates kızartması onu bekliyordu.

O günden sonra anne, okulla, sınavlarla ilgili konuşmamayı kendine kural koydu. Çünkü okuldan çağırmak, kendisi için ne kadar acıysa, Baran için kim bilir nasıldı?

Bir gün Baran, liseye devam etmek istediğini söyledi; annesi şüphelerini belli etmedi. Arada gizlice notlarını gözden geçirdi, zayıf yoktu.

Ama en unutulmaz anı, bir akşam yemeğinden sonra geldi. Anne faturalarını yaymış, hesap yapıyordu. Baran geldi, yanına oturup ona yardım etmek istediğini söyledi. Bir saat kadar birlikte uğraştılar. Sonra anne hissetti ki, Baran başını onun omzuna yasladı.

O an dona kaldı. Baran küçücükken sıkça yanına sokulur, yorulunca annesinin kolunda uyuyakalırdı. Şimdi ise, oğlunu kalbinde yeniden bulduğunu anladı.

Hayatta bazen eşyalar kırılır, bazen ilişkiler. Ama sevgiyle, anlayış ve sabırla, bir anne ile oğul arasındaki bağlar yeniden güçlenir. Her şeyin telafisi olmasa da, gerçek bağışlama ve sevgi her yarayı sarar.

Rate article
Lifequest
Affet Beni, Oğlum