Veysel arabasıyla bir köy yolunda ilerlerken, yol kenarında yalnız başına bekleyen genç bir kız fark etti. Hava kararmıştı ve etrafta kimseler yoktu. Arabasını durdurdu.
Götürebilir misiniz? diye sordu kız.
Tabii, buyur gel. Bu saatlerde yol da iyice sakin, neredeyse hiç araba geçmiyor. Sanırım uzun zamandır bekliyorsun?
Evet, dedi kız ve aniden gözyaşlarına boğuldu. Veysel şaşkın bir ifadeyle ona baktı.
Veysel kamyonunu yolun kenarına çekmişti. Kabinin içi sıcacık patatesli börek kokuyordu; annesinin sabah erken kalkıp hazırladıklarından, onun favorisi. Ne iyi etmiş de yanına almıştı.
O gün bayram günüydü ama Veysel yine de çalışıyordu; yükü teslim etmesi gerekiyordu.
Elini uzatıp bir böreği aldı, büyük bir keyifle yedi. Sonra radyoyu açıp neşeli bir Türk sanat müziği açtı, keyfi yerine geldi.
Karanlık çökmüştü ki, Veysel bir köyün yanından geçerken, otobüs durağının yanında el eden bir kız gördü. Farların ışığında belirginleşmişti yüzü. Kız epey üşümüştü, belli ki uzun zamandır birini bekliyordu.
Arabayı kenara çekti. Kız sevinçle koştu kamyona.
Götürebilir misiniz? dedi utangaçça.
Tabii ki, buyur otur. Artık hiç araba geçmiyor, geç saat oldu, uzun süredir mi buradasın?
Çok uzun süredir bekliyorum, dedi kız ve gözyaşlarına boğuldu.
Veysel bir yandan şaşkın, bir yandan meraklı gözlerle baktı:
Bir sorun mu oldu, iyi misin?
Hıçkırıklar arasında anlatmaya başladı:
Adım Nergis, bugün eski yılın bitişini kutluyoruz ya hani, arkadaşım beni köydeki evlerine davet etti. Hafta sonu da uzundu, biraz kafa dağılırız diye düşündüm çünkü kısa süre önce sevgilimden ayrıldım. Arkadaşım, abisi mangal yapacak, güzel bir masa kuracaklar dedi. Otobüsle Fındıklıya gideceksin, köy girişindeki bakkalın orada beni ara, hemen gelip alırım dedi.
Otobüse bindim, Fındıklıya geldiğimi sandım, inip onu aradım. Ama bana, “Bakkala gir, birazdan orada olurum,” dedi. Etrafa baktım, aslında hiçbir yer yok. Köye ise aşağı yukarı üç yüz metre vardı.
O sırada otobüsün arkasında büyük bir tabela gördüm: Kestanelik yazıyordu. Meğer ben yanlış otobüse binmişim, Fındıklı yerine Kestanelike gelmişim. Fındıklı tamamen ters yöndeymiş. Otobüs de gitmişti. Peşinden seslendim ama şoför duymadı. Ve yaklaşık iki saat sonra anladım ki, giden o araç son otobüsmüş.
Şehre doğru geçen tek bir araba bile olmadı. Köye yürümeyi düşündüm ama korktum. Belki biri durur umuduyla bekledim. Üç saattir aşağı yukarı buradayım.
Siz olmasanız ne yapardım bilmiyorum. Çok teşekkür ederim…
Artık senli benli konuşalım, diye gülümsedi Veysel.
Kız başını salladı, o da gülümsedi.
Veysel, Nergisi çok beğenmişti. Sade, alçakgönüllü ve kendi ayakları üzerinde duran biriydi. Arabayı bir daha kenara çekti:
Biraz ısındıysan, hadi bir şeyler atıştıralım. Annem patatesli böreklerini efsane yapar.
Birlikte ufak bir akşam yemeği yediler. Nergisin çantasında da ev yapımı pastırma, peynir ve bitter çikolata vardı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde arabada dinlenmeye çekildiler; Nergis üst yatağa, Veysel ise koltuklara uzandı. Kısa bir sessizlikten sonra Nergis sordu:
Veysel, evli misin?
Hayır.
Neden?
Pek fırsat olmadı, ama bugün hoşuma giden birisiyle tanıştım… Ona da henüz bunu söyleyemedim.
Hmmm, anladım.
Hadi, biraz uyuyalım, sabah yükü zamanında yetiştirmem lazım.
Yolculuk keyifli geçti. Nergis de, “İlk defa böyle bir macera yaşıyorum, iyi ki de böyle olmuş,” dedi gülerek.
Veysel, yolda bir yandan da Nergisin aslında kaderin bir armağanı olduğuna daha çok inanıyordu.
Şehre dönüp yaklaşırken, Veysel Nergisten telefon numarasını istedi.
Peki ya o hoşlandığın kız? diye sordu Nergis şakayla.
Aslında ondan sana bahsediyordum, dedi Veysel gülerek. Gerçekten seni çok beğendim. Eğer sen de istersen, bu beklenmedik dostluğumuzu ilerletmek isterim.
Benim de senden çok hoşlandım. Gerçek bir adamsın, hem zor durumumda yanımda oldun hem de yol boyunca çok naziktin.
Veysel ve Nergis, nisan ayında evlendiler. Kim bilir, hayat hangi köşede ne güzellikler saklar… Bazen küçük bir kayboluş, bizleri gerçek yolumuza çıkarır. Önemli olan, iyilikten ve insanlıktan vazgeçmemek. İşte bu, hayatın en güzel hediyesidir.




