Ayşegül nefret ederdi yeni aile arayışındaki insanların çocuk yuvasına geldikleri günlerden! Yedi senedir burada kaldığını düşününce, bir kez bile seçilmediğini bilmek ağır geliyordu.
Eskiden, çok küçükken, o günleri dört gözle beklerdi. Bir köşede büyülenmiş gibi, güzel teyzelerle yakışıklı amcalara bakardı. Onlar ona sanki sihirli, bir gün yanına alacak kurtarıcılar gibi gelirdi! Yeni annesi ona geceleri sarılıp iyi geceler öpecekti.
Yeni babası ise onu kucağında gezdirecekti. Kendi odası olacaktı. Şu yaramaz Haluku da her gün görmek zorunda kalmayacaktı. Haluk sürekli gelip saçlarını çekip ona Saka diyordu.
Ayşegül bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordu ama çok kırıcı geliyordu. Haluk ise bildiğini okuyordu:
Saka! Saka!
Ayşegül beş yaşındayken yuva düşmüştü yolu. Annesiyle babasını bir trafik kazasında kaybetmişti. Ayşegül uzun süre onların niye gelmediğini ve kendisini neden bıraktıklarını anlayamamıştı.
Zamanla gerçeği kabullendi, onların bir daha gelmeyeceğini, yüzlerini yavaş yavaş unutmaya başladı. Sesleri, kokuları, paylaştıkları ev Hepsi silikleşti.
Ayşegül, bir gün kendisinin de seçileceğine çok inanıyordu. Ama o mucize hiç gerçekleşmedi ve yaş aldıkça anladı ki onu asla kimse istemeyecekti. Çünkü o öyle güzel bir kız değildi.
Hep saçlarında fiyonkları, yüzlerinde güller açan, nazik gülüşlü kızlar seçilirdi.
Haluk ise peşini bırakmadı. Şimdi Ayşegül artık sakanın bir kuş olduğunu biliyordu.
O gün yine yuva umut dolu ailelerle doluydu. Bütün kız çocuklarına güzel elbiseler giydirildi, saçlarına kurdeleler bağlandı. Ama Ayşegül daha fazla dayanamadı, saçlarını kısacık kesiverdi. Artık kimsenin kendisini seçmesini istemiyordu. Hayatında her şeyi kendisi seçmeye karar vermişti!
Onu öyle görünce öğretmenleri şoke oldu, Haluk ise her zamanki gibi ardından bağırdı:
Saka!
Ayşegül on iki yaşına girmişti. Haluk ise üç yaş büyüktü ondan.
O gün de seçilmedi. Kısa, dengesiz kesilmiş saçları, gözlerinde çaktığı şimşeklerle birini korkutmaya yetmişti.
Üç yıl sonra, çocuk yuvasından Haluk mezun oldu. Herkesle vedalaştıktan sonra, Ayşegülün yanına geldi.
Güle güle, Saka?
Güle güle, diye kayıtsızca karşılık verdi Ayşegül.
Az kaldı, dayan! Üç yıl sonra seni almaya geleceğim! dedi Haluk, kararlı bir sesle.
O kadar iyi! Kim demiş seni seçeceğimi? Saçmalama! diye tersledi onu.
Haluk ona uzun, tuhaf bir bakış attı ve bir daha arkasına bakmadan uzaklaştı.
Yuvanın kapısını kapattıktan sonra Ayşegül dışarı çıktı ve özgürlüğün, yetişkinliğin havasını içene çekti. Yıllar içinde çirkin ördek yavrusu gitmiş, yerine ince belli, uzun saçları, büyük zümrüt yeşili gözleriyle genç bir kadın gelmişti. Anne-babasının eski apartmanına yürüdü. O sırada biri seslendi:
Merhaba Saka!
Arkasını döndüğünde Haluk karşısındaydı.
Ne işin var burada? diye sordu Ayşegül.
Söz verdim ya seni almaya geleceğim diye. Geldim işte, dedi Haluk, yaklaşarak.
Ama ben artık her şeyi kendim seçeceğim! Ayşegül kafasını kaldırıp ona baktı. Haluk bu arada daha da boy atmış, omuzları genişlemişti.
O zaman beni seç, Ayşegül, dedi Haluk, yalvaran gözlerle.
Düşünürüm, deyip Ayşegül yeni evine yürüdü.
Haluk, apartmanın önünden içeri girmesini bekledi; ardından sessizce ayrıldı. O günden sonra her akşam, evinin penceresinin altındaki bankta oturup, Ayşegül ışıkları söndürmeden kalkmadı.
Yaz geçti, yağmurlu sonbahar geldi. Ardından kış. Haluk, her gün geldi. Bir gün Ayşegül yanına oturdu, sordu:
Hiç sıkılmadın mı? Soğuk, üşümüyor musun?
Olsun, dayanırım. Yeter ki sen beni seç, dedi Haluk, derin, sevgi dolu bakışıyla.
Ayşegül bir anda yerinden fırladı, koşup evine gitti. Tülün ardından Halukun pencerelere bakışını izledi.
31 Aralık günü, Ayşegül işten eve dönmek için acele ediyordu. Sofra hazırlayacak, yeni elbisesini giyecek, yılbaşı kutlanacaktı. Ama bankta Haluk yoktu. Kalbi sıkıştı Bir şey mi oldu?
Bir saat sonra Ayşegül bütün işleri bitirip kendine bir kadeh şampanya koydu. Pencereye geldi; Haluk yoktu. İlginç bir huzursuzluk göğsünde yuvalanmaya başladı Korku, karnında bir düğüm oldu
Ne yapacağım şimdi? Nerede arayacağım ki? Ne adresi var elimde, ne telefonu! Salak ben! Ne salakmışım! diye kendi kendine söylendi.
Tam o anda, camın önünde birden bir şey parladı!
Havai fişeklere başladılar, diye düşündü. Camdan dışarı baktı.
Karda, kocaman alevli harflerle şu yazıyordu:
BENİ SEÇ, AYŞEGÜL!
Ve Haluk bankta oturmuş, gözleri pencerede, el sallıyorduAyşegül, olduğu yerde kaldı, parmakları titreyerek cama dokundu. Dışarıda ise Haluk, elleriyle bir kalp yapıp ona bakıyordu. Kahkaha ile gözyaşı bir arada döküldü yüzünden. O an, yıllardır içini kemiren terk edilmişlik duygusu, yalnızlık ve kırgınlık bir barut gibi çatladı içinde ve yerini yepyeni bir umut, yumuşak bir sevinç aldı.
Ayşegül hızla montunu kaptı, ayakkabısının tekini zor geçirerek dışarı fırladı. Bembeyaz karın üzerinde, harflerin ışığında Haluk’a koştu. Ona sarılırken kar taneleri saçlarına düştü, Haluk başını eğip kulağına fısıldadı:
Artık seçmekten korkma, Ayşegül. Hep buradayım.
Ayşegül gözlerinde yılların biriktiği bir gülümsemeyle, başını Halukun omzuna yasladı.
Ben seni çoktan seçmiştim aslında, dedi. Sadece bunun aşk olduğunu anlamam biraz zaman aldı.
O gece şehir yeni yılı kutlarken, Ayşegül en nihayet kendi masalının kahramanı olduğunu fark etti. Kederle yoğrulan kalbi, ilk defa gerçekten hafifledi. Herkesin bir yuvaya ihtiyacı vardı bazen de o yuva, seni sabırla bekleyen bir kalpte büyürdü.




