Kocam on yıl boyunca “anneme patates toplamaya gidiyorum” diye evden ayrıldı. Oraya gittiğimde şok oldum: “Annesi” beş yıl önce vefat etmiş, evde ise üçüz bebekli genç bir kadın yaşıyor…

Bir adam on yıldır “annemin yanına patates toplamaya gidiyorum” diyordu. Ben de bir gün oraya gittim: “anne” beş yıl önce vefat etmiş, evde ise üçüzleriyle genç bir kadın yaşıyor…

Cumartesi sabahları artık yıllardır alışagelmiş bir törendi.

Murat, arazi aracının açık bagajı başında durmuş, boş bez torbaları alet kutusunun üstüne dikkatle yerleştiriyordu. Yaşlı, solmuş montunun içinde kamburlaşıp dünyadaki bütün dertleri sırtlanmış gibi görünüyordu.

Elif, ben gidiyorum, buralarda sıkılma sakın. Arkasına bile bakmadan spor çantasının fermuarını kontrol etti. Annemin bahçe çiti komple devrilmiş, direkleri değiştireceğim. Bir de patateslerin toplanma vakti geldi, yağmurlar başlamadan iş bitecek.

Ben pencere önünde, elimdeki sıcak kahve bardağını öyle sıktım ki parmaklarım acıdı.

Tabii, git, büyük iş. Sözlerim, buzdolabının monoton uğultusu kadar soğuktu. Anneme de selam söyle, kendine dikkat etsin.

Kafasıyla onayladı, bagajı kapattı; arabası bir dakika sonra sokağın köşesinden gözden kayboldu. Son beş yıldır her hafta sonu “patates toplamaya” annesinin Kuzguncuktaki evine gidiyordu. Mevsimi, havası fark etmeksizin oradaydı, güya örnek evlat.

Telefon, koridorda acı acı çaldığında kahvemi masaya bırakıp cevapladım. Ekranda pasaport işlerinde çalışan eski arkadaşım Şulenin adı çıktı.

Elif, kayınvalidene yönelik yardım başvurunda bana kimlik bilgisi soracaktın ya, hatırladın mı? Şulenin sesi tuhaf geliyordu, aceleci ve tedirgindi. Sistem üstünden üç kez baktım, kayıtlar yalan söylemez.

Ne oldu, borç falan mı çıktı? Elektrik faturalarını karıştırarak sorunun büyümesini beklemiyordum.

Elif Kayınvaliden Zeynep Hanım, beş yıl önce vefat etmiş; ölüm belgesi Mayıs 2019da düzenlenmiş.

Ayaklarımın altındaki zemin bir anda sallanmış gibi hissettim, sandalyeye tutunmasam düşecektim.

Ne zaman öldü? Dalgınca sordum. Murat şimdi oraya gidiyor, ilaç götürüyor, yiyecek götürüyor.

Nereye ne götürdüğünü bilmiyorum, canım. Şule net bir sesle devam etti, hayallerimi yıktı. Şu an Kuzguncukta kayıtta olan Melek Yaman isimli 25 yaşında bir kadın ve üç küçük çocuk.

Kulaklarımda uğuldamalar, kan yüzüme fırladı. 25 yaşında bir kadın ve yanında üç küçük çocuk mu? Murat beş yıldır annesinin ölümünü gizleyip başka bir aileyi mi destekliyor?

Koridordaki bir köşedeki araba anahtarlarıma baktım. İçimde öfke yoktu; sanki buz gibi bir kuyuya düşmüş gibiydim.

Kuzguncuka iki saatte vardım. Radyo açmadım, sürekli aynı sahneyi hayal ettim: Bakımlı bir ev, bahçede hamak, uzun boylu bir kadın Muratın eline buz gibi bir içecek tutuşturuyor Müthiş bir aşk yuvası bekliyordum, sinirlerim ve aile bütçem üzerine kurulmuş sıcak bir ortam.

Gerçek, arabadan inip tanıdık yeşil demir kapının önüne vardığımda acı bir tokat gibi çarptı. Burası bir aşk yuvası değil, aksine bir akıl hastanesi şubesini andırıyordu.

Çit gerçekten yenilenmişti, yüksek ve pahalı malzemeden yapılmıştı. Ama içeriden kuş sesi, rüzgar sesi yoktu; sadece kulak tırmalayan, bir türlü susmayan bir çocuk ağlaması duyuluyordu.

Kapıyı zorladım, içeriden kilitliydi. Yağmurdan buğulanmış camların arasından eski meyve bahçesinin olduğu taraftan dolandım; ortada patates, bahçe, sera hiçbir şey kalmamıştı. Her yerde ezilmiş çimler, kırık oyuncaklar ve plastik leğenler…

Veranda penceresinden içeri baktım. Camlar sesle hopluyordu. İçeride göz alıcı bir ışık yanıyordu ve odada neredeyse hiç boşluk yoktu. Bir kadın, eski sabahlığıyla, gözleri mor halkalardan oluşmuş, saçı iyice karışmış, yorgun ve bitkin bir gölge gibi ortada duruyordu.

Yanında ise sanki minik piranhalar gibi üç küçük bebek emekliyor ve durmaksızın ağlıyorlardı.

Kadın, kulağında telefon, sesi bastırmak için bağırıyordu:

Baba! Neredesin? Bir saat önce gelecektin! Üçü de aynı anda altını kirletti, gerçekten dayanamıyorum! Mama ve ıslak mendil bitmiş, baba hadi!

“Baba mı?”

Kafamda tüm taşlar yerini yeni bir resme bıraktı. Meğer sevgili, romantizm hiç yokmuş; demek ki, Murat istemeden de olsa birilerinin günahının yükünü sırtlanıyordu.

Tanıdık arazi aracı yan kapının önüne yanaştı. Ben, yaklaşmasınlar diye bahçenin kenarındaki büyük yasemin çalısının ardına saklandım. Elim çürümüş bir kürek sapına geldi.

Murat arabadan indi, hali perişandı. İki kolunda devasa birer bez bebek bezi kutusu vardı. Omzunda ise konserveden mamalarla dolu bir çanta…

Çiti açtı, avluya girdi ve neredeyse bir üç tekerlekli oyuncak arabanın üstüne basıyordu.

Melek, geldim! dedi, sesi yorgun, bitkin.

Saklandığım yerden çıktım, küreği elimle daha iyi tuttum.

Merhaba, sözde tarım uzmanı.

Murat bütün vücuduyla irkildi, çocuk bezi paketleri ıslak toprağa düştü.

Elif?! Gözleri kocaman açıldı.

Benim! Geldim, sana yardım edeceğim. Ne güzel mahsul vermiş bu sene; üç katı birden olmuş? Camdaki çocuk çığlığını göstererek başımla işaret ettim. Annen de gençleşmiş, tipi de değişmiş sanki.

Elif, yanlış anladın, bak açıklayabilirim! Geri çekiliyordu, elleriyle panik yaptı. Lütfen, küreği bırak!

Beş yıldır yüzüme baka baka yalan söyledin, Murat. Sesim çocuk çığlığını bile bastırıyordu. Beş yıldır ölmüş anneyi bahane edip buraya mı geliyordun?

Kapıda o kadın, Melek, bir kolunda bebek, diğer elinde kirli bir bezle çıktı.

Baba! Kim bu?! neredeyse çığlık atıyordu. Bu senin karın mı? Şu bahsettiğin cadaloz mu?!

Cadaloz mu dedin?

Yavaşça bir adım daha attım, içimden bir kahkaha yükseldi. Murat sırtını metal çite dayamıştı, kaçacak yeri yoktu.

Güzelim, şimdi size bir “bahçe bakımı” gösteririm…

Elif dur, ona dokunma! Murat kıza siper oldu. Melek benim kızım!

Olduğum yerde kaskatı kesildim, kürek avucumda soğuk bir şimşek gibi.

Kızın mı? Bizim bir oğlumuz var, Doruk ve 20 yaşında.

O… senle evlenmeden önceydi, gençlik hatasıydı. Murat ağzı dolu dolu anlatıyordu, yüzünden terler süzülüyordu. Annem ölmeden önce itiraf etti, bana adres verdi.

Derin bir nefes aldı, alnını montunun koluyla sildi.

Beş yıl önce ilk kez geldim, annem ölmüştü. Melek yalnızdı, annesi de ölmüş, yıkık dökük bir evdeydi. Zavallıya üzüldüm, yardım ettim. Evi, bahçeyi ben yaptım, okula gidiyor diye yanında oldum.

Melek bir anda susup hıçkırarak ağlamaya başladı.

Geçen yıl sevgilisi, üçüz olduğunu öğrenince terk etti. Murat eliyle evi gösterdi. Elif, onları yalnız bırakamazdım. Üçüz bakmak felaket… Ben geliyorum ki en azından birkaç saat uyuyabilsin.

Onsuz yaşayamam! diye ağladı Melek, bebeği sımsıkı tuttu. O, burada boş beleş yatmıyor! Yerleri siliyor, bez değiştiriyor, geceleri yatağa çekiliyor…

Muratın yüzüne, çökmüş gözlerine, titreyen ellerine baktım.

Demek… Küreği yere bıraktım. Bütün hafta sonlarını bir sevgiliyle değil, üç bebeğin altını değiştirerek geçiriyorsun?

Evet! Muratın sesi çatladı. Elif, bu tam bir eziyet. Pazartesi ofise gitmek için can atıyorum! Ama bunlar benim kanımdan, torunlarım.

Başını öne eğip sessizce yanıt bekledi.

Ağlayan çocuklara, yorgun Meleke baktım. İçimdeki ihanete dair şüphe dağıldı, yerini garip bir açıklık aldı.

O, sandığım gibi kirli bir hain değildi. Sadece sessizce taşıdığı ağır bir sorumluluğun kurbanıydı.

Yani ben, dominant karın; bana gerçekleri anlatılmaz ha? Sesim tomurcuk gibiydi.

Korkmuş Melekin yanına yaklaşıp çığlık atan bebeği aldım; şişman, sıcacık bir erkek çocuğuydu.

Omzuma dayayıp pışpışladım, çocuk şaşkınlıkla sustu.

Evet, dede Murat. Hayırlı olsun, büyük batağa battın.

Ne yani? Murat umutsuzca sordu. Boşanacak mısın?

Yok artık. Hafifçe güldüm. Boşanmak hem sana fazla kolay, hem bana çok masraflı olurdu.

Melekin gözlerinin içine baktım.

Kızım, bu çocuğu parka koy. Sen hemen banyoya, sonra en az dört saat uyku. Seni hiçbir şey uyandıramaz.

Kız, mutluluğuna inanamayarak göz kırptı.

Ya siz?

Geçici olarak “büyükanne vekili” görevine başlıyorum.

Kocasına döndüm, hâlâ donakalmış haldeydi:

Hadi bakalım mutfağa, Murat. Mamayı hazırla. Su tam otuz yedi derece olacak.

Ya sen? Korkakça sordu.

Şimdi oğlumuz Doruku arayacağım. Yeni oyun bilgisayarı için para istiyordu. Gelsin, patates toplamayı seninle yapsın; motor becerisi gelişir.

Murat, bu sahneyi hayal edip iyice bembeyaz oldu.

Elif, Doruku karıştırmasak mı?

Karışacak Murat, hem de fena karışacak! dedim kararlılıkla. Ve şimdi iyi dinle.

Ne?

Şimdi sen resmen çok torunlu bir dede oldun. Maaş kartını tamamen bana vereceksin.

Neden? İncecik ses çıkardı.

Çocuklara düzgün yataklar, üçlü bebek arabası lazım! Ve bana da manevi tazminat. Zaten uzun zamandır bir kürk ve bir haftalık tatil istiyordum, tamamen huzur ve yalnızlık içinde.

Uyumak üzere olan bebeği hafifçe salladım:

Siz burayı kazmaya devam edin. Dönüşümde gerçekten bahçe kazılmış olacak, yoksa bütün arkadaşlarına hamamda nasıl Torun Dadısı olduğunu anlatırım.

Murat usulca torbaları kaptı, ağır adımlarla eve yürüdü. Sırtında, iki hayatın yüküyle kamburlaşmıştı.

Sonbahar havasını içime çektim; artık burada ateş ve yaprak değil, bebek pudrası ve ekşimiş süt kokuyordu.

Artık bu kaos kontrolümdeydi; kumanda elimdeydi.

Bir ay sonra, verandalı evimizin önünde sımsıcak yeni vizon kürkümle oturuyordum. Telefon yine mesaj verdi: Muratın kartından para yatmıştı.

Hemen ardından fotoğraf: Murat ve Doruk, üstü başı toprak içinde, kocaman üçlü bir bebek arabası sürüyorlar.

Gülümsedim, kahvemden bir yudum aldım. Hayatta herkesin taşıyacağı bir yükü vardır. Görünüşe göre Murat, artık kendi yükünü sevmeyi öğrenmişti.

Siz bu hikaye hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum…

Rate article
Lifequest
Kocam on yıl boyunca “anneme patates toplamaya gidiyorum” diye evden ayrıldı. Oraya gittiğimde şok oldum: “Annesi” beş yıl önce vefat etmiş, evde ise üçüz bebekli genç bir kadın yaşıyor…