Metin çantasını olduğu gibi kapının önüne fırlattı. Çantadan ilaçlar saçıldı Zeynep hemşireydi, her zaman yanında yedek taşırdı.
Yeter artık, dedi Metin. Topla kendini, çık git buradan.
Zeynep, hâlâ cenazeden giydiği siyah elbiseyle antrede donup kalmıştı, nefes bile alamıyordu.
Bir dakika, Metin
On iki yıl Zeynep! On iki yıl bekledim. Belki senin babaannen bize de bir şey bırakır, bu delikten kurtuluruz sandım. Ama ne yaptı? Senin kardeşine şehrin tam göbeğinde daire bıraktı, yetmiş iki metrekare. Sana ne kaldı? Dağın başında, kimsenin uğramayacağı bir harabe!
Metin çantasını kapının önüne fırlattı, içindeki ilaçlar döküldü. Zeynep hızlıca eğilip ilaçları topladı.
Bitti bu iş, dedi tekrar Metin. Topla pılını pırtını, defol git.
Zeynep cenaze gününden kalan siyah elbisesiyle, duygularına hâkim olamadan sessizce ağladı.
Metin, lütfen biraz dur…
On iki yıldır sabrettim Zeynep. Babaannen gözünü bile açamadı, onca yıl ona baktın, elini sıcak sudan soğuk suya sokmadın, umudunu bana bağladın. Kardeşin ise iki kere uğradı.
Babaannen ona merkezi yerde kocaman bir daire, sana ise yıkık dökük bir ev bıraktı. Buna adalet mi denir?
Babaannemin bir bildiği vardı…
Neymiş o? Metin hiddetle duvara yumruk attı. Dolaptan, üzerindeki düğün fotoğraflarının olduğu çerçeve yere düşüp parçalandı. Seninle resmen alay etti!
Kardeşin yılda bir gelirdi, sen ise sürekli koştururdun. Bak şimdi, olanlara bak!
Zeynep fotoğrafı yerden alıp baktı. İkisinin genç, saf ve mutlu halleri O zamanlar yirmi dört ve yirmi altı yaşındaydılar.
Boşanacağım senden, diye fısıldadı Metin. Bana gereksiz bir eş lazım değil. Git, babaanne yadigarını sahiplen, orada ne yapıyorsan yap.
Zeynep yanına sadece çantasını aldı, kapıdan çıktı. Kapının çarpması kulaklarını acıttı, içi buz kesmişti.
Ertesi sabah, köy olan Çiçekli’ye otobüs bileti aldı. Arkadaşı Figen ısrarla vazgeçirmeye çalıştı:
Bırak şu evi! Bırak fareler yesin. Ben de kalırsın, sana oda buluruz
Ama Zeynepin kulağında babaannesinin son sözleri çınlıyordu: “Acele etme Zeynepçiğim, her şey göründüğü gibi değil.”
Otobüs beş saat boyunca köy yollarında, tarlalar ve ormanlar arasında seyretti. Çiçeklide, yıkık dökük bir durağın önünde indiler. Toprak, taze ot ve nem kokuyordu.
Sen Kader Hanımın torunu musun? dedi eski bir ceketiyle iri yarı bir adam, kamyonetin içinden. Ben Mahir. Seni eve bırakayım.
Zeynep kabine geçti. Mahir bir süre sustuktan sonra sordu:
Kader Hanım doğru mu? Gitti artık?
Doğru.
Mahir başını öne eğip dua etti.
Benim oğlanı ölümden aldı. Hâkimler vazgeçmişti ama o üç hafta uğraştı, kurtardı çocuğu.
Ev, köyün sonunda, ormanın hemen kıyısındaydı. Eski, gri, kapısı sallanan, zemin çökmüş bir evdi.
Zeynep bahçe kapısını itip otlarla örtülmüş patikadan geçti. Anahtar zor döndü.
İçerisi rutubet kokuyordu. Pencerelerde eskimiş, gri tüller vardı. Hiçbir sihri yoktu buranın. Bildiğin harabe.
Köşe başındaki bankta oturup elleriyle yüzünü kapadı. Metin haklıydı. Babaannesi ona gerçekten yıkık dökük bir ev bırakmıştı.
O sırada kapı çaldı.
Sen Zeynepsin, değil mi? Karşıda, başında yazmasıyla zayıf bir teyze durdu. Ben Leman, iki ev ötede oturuyorum.
Bende anahtar vardı. Geleceğini yarın sanmıştım, toparlanmadım. Kusura bakma.
Olsun, gözyaşını sildi Zeynep. Ev için ilgilendiğine teşekkür ederim.
Kader Hanım rica etmişti. Gitmeden önce anahtarı bıraktı, Torunum gelecek, Leman, karşıla onu. Acele etmesin, ara bakacak komşunun olduğu yere girsin. Orada ona bıraktığım bir şey var. dedi. Sordum, ne var diye, sadece gülümsedi. Senin babaannen de çok başkaydı. Ama iyi kadındı.
Leman gittikten sonra, Zeynep sobanın arkasındaki komşunun olduğu yere baktı. Neredeyse görünmeyecek kadar dar bir kapı vardı. Omzuyla itti, açıldı.
Komşunun olduğu yer karanlıktı. Telefonunun fenerini açtı. Raflarda reçel kavanozları, içinde ne olduğu bilinmeyen çuvallar, eski bezler… Zeynep kavanozları çekince arkadan bir bisküvi kutusu çıktı.
Kutunun içinden kağıtlar çıktı. Tapu. Eve değil, arsaya ait. On iki dönüm.
Zeynep defalarca okudu. Tam evin arkasında on iki dönüm toprak. Yanında başka belgeler de vardı.
Geçen seneden kira sözleşmesi: “Başaklar” çiftliği, Kader S. adına arsayı on beş yıllığına kiralamış.
Her yıl ödenecek meblağ… Gözleri karardı Zeynepin. Miktar neredeyse üç yıllık maaşından yüksekti.
Bir de mektup vardı. Babaannesinin el yazısıyla, tanıdığı o harflerle.
“Zeynepçiğim. Daire tuzaktır. Kardeşin onu satacak ya da heba edecek. Onun karısı Asuman şimdiden avukat bulmuş, satmaya çalışacaklar. Bırak yapsınlar. Onların paraya hızlı ihtiyacı var. Sana ise uzun vadeli bir gelir bıraktım. Bu toprak bizim aileden kalma, dedemden. Çiftlik sahibi her yıl muntazam öder. Sözleşme devam ettiği sürece sen de alırsın. Hayatının geri kalanı için yeterli olur. Sadece aceleyle satma, acele etme. Ev seni kabul eder, istersen. İstemezsen de sat, yak, ne istersen yap. Ama toprağı asla satma.”
Zeynep komşunun olduğu yere oturup ağladı. Neşeden değil, babaannesinin her şeyi öngördüğünü anladığı için…
Metin onu para yüzünden kovmuştuo para aslında ortadaydı, ama Zeynepin bundan haberi yoktu.
Bir hafta geçti. Zeynep evi temizledi, camları değiştirdi, her yeri yıkadı pakladı.
Leman her gün geldi; kimi zaman süt, kimi zaman ekmek getirdi. Babaannesi Kaderin şifalı otlarla insanları iyileştirdiğini, köyde hemen herkesin ondan yardım aldığını anlattı.
Sen de ona çekmişsin, dedi Leman bir gün. Aynı sakinlik, ama onun içi demir gibiydi, seninki hâlâ pamuk.
Zeynep hafifçe gülümsedi. Pamuk, evet…
Sekizinci gün, kardeşi aradı.
Bana acil para lazım, dedi kaba saba sesiyle. Asuman evi satmak istiyor. Noter de izin vermiyor. Sen mirastan vazgeçsen olur; yasak kalkar.
Hayır, dedi Zeynep.
Delirdin mi? Orası çürümüş bir yer, sana ne lazım?
Ben burada mutluyum.
İyi, sen bilirsin. Köyde yaşa bakalım! Avukat bulur, hallederiz, bizim de çevremiz var.
Sonra telefon yüzüne kapandı. Zeynep telefonu kenara koyup temizlik işine devam etti.
Bir ay sonra Metin çıkageldi. Arabayla gelip evin önünde durdu.
Zeynep kapının önüne çıktı. Metin tel örgünün ardında durup gelmedi.
Konuşmam lazım seninle
Söyle.
Hata yaptım, bağışla. Benim işler battı, inşaat işi yattı, krediye de borçlandım. Figenden duydum, senin maddi durumun düzelmiş…
Zeynep kollarını kavuşturup sustu.
Yeniden başlayalım mı? dedi Metin yaklaşarak. Hatalıydım, anladım şimdi. Evi beraber onarır, burada yaşarız
Hayır, dedi Zeynep kısık sesle, ama net.
Ne demek hayır? dedi Metin, kaşlarını çatıp. On iki yılımız var! Hata yaptım, herkes hata yapar. Sen affedersin, değil mi?
Sana kızgın değilim, bir adım attı Zeynep, Metin ise istemsizce geri çekildi. Artık aptal değilim.
Ne demek?
Cenaze günü kapı önüne koydun beni. Bana işlevsiz eş lazım değil dedin. Bu senin cümlendi, hiç unutmadım.
Metinin yüzü bembeyaz oldu.
Sadece o an sinirliydim
Ben ise siyah elbisemle acıdan ölmüştüm, Zeynep sakince, hissiz bir şekilde konuştu. Hadi git, bir daha da gelme.
Pişman olursun! Metin bağırarak arabasına yürüdü. Orada tek başına çürürsün!
Araba arkasında toz bulutu bırakarak uzaklaştı. Leman komşu bahçesinden kovalarını tutarak başını salladı.
İyi yaptın Zeynep. Böylelerine ikinci şans verilmez.
Altı ay geçti. Zeynep ve Metin resmî olarak boşandı, ortak eve dair hakkını satıp parasını aldı, Metinin eşyalarını kargo ile yolladı.
Arsa kirası her yıl tıkır tıkır banka hesabına yatıyordu. Çatı onarıldı, yeni pencereler takıldı, eve su döşettirildi. Zeynep zamanla, huzurlu ve yavaş yaşamaya başladı.
Gerçekten de, köyde insanlar ona gelmeye başladı. İlk olarak Leman, romatizmalı komşusunu getirdi. Zeynep, babaannesinin defterinden hazırladığı karışımı verdi. Birkaç hafta sonra komşunun ağrıları hafiflemişti.
Sonra başkası, ardından bir başkası geldi. Zeynep para almadı, insanlar kimi yumurta, kimi süt, kimi bahçeden sebze getirdi.
Kışın bir akşamı, yabancı bir numaradan telefon geldi.
Zeynep? Ben Asuman, Yasinin (kardeşinin) eşi.
Dinliyorum.
Yardımına ihtiyacım var, sesi titriyordu. Yasin evi, yasağı atlatarak sattı. Avukatlar yolu bulmuşlar. Parayı aldı ve başka bir kadına kaçtı. Bir yıldır ilişkisi varmış zaten. Beni de, çocukları da terk etti, bütün parayı aldı. Şu an sokakta kaldık, kimsemiz yok.
Zeynep sustu.
Biliyorum, senden istemeye hakkım yok, dedi Asuman hıçkırarak. Ama sen akrabasın, iyisin… O evde boş oda var mı? Temizlik yaparım, öderim, ne dersen yaparım
Hayır, sana yardım edemem Asuman, dedi Zeynep.
Ama…!
Cenazede bana gülmüştün. Noter vasiyeti okurken yerinden kalkıp alay etmiştin. Evime kulübe demiştin. Unutmadım. Devletin sosyal yardımlarına başvur, onlar sana yardımcı olur.
Telefonu kapatıp babaannesinin defterlerine döndü Zeynep. Ne öfke ne pişmanlık vardı, sadece bir boşluk.
Bahar geldiğinde, Figen köyde onu ziyarete geldi.
Hayret, sandım ki burada bir başına mahvolursun; evin dergi gibi olmuş, dedi mutfağa bakıp.
Zeynep, ona sıcak bir şifalı ot çayı getirdi.
Metin, bu arada tekrar evlenmiş, Figen dedi. Bir emlakçıyla. Kadın adamı canından bezdirmiş derler. Paraya kıymanı istemiş, adam perişan.
Zeynep sadece başını salladı. Onun için fark etmezdi.
Sen iyice burada mı kaldın? Hiç sıkılmıyor musun?
Hayır, dedi Zeynep, pencerenin ardına bakarak. Orada kendi toprağı vardı, kendi evi, kendi huzuru. Ben burada mutluyum.
Ve bu ilk defa otuz yedi yaşında kendisi için yaşadığını hissettiği andı.
Artık kimsenin günah keçisi değildi. Yatırım olarak görülmüyordu, kimseye yaranmaya çalışmak zorunda değildi. Sadece yaşıyordu.
O akşam Figen’i uğurladıktan sonra, kapı önünde güneşin batışını izledi. Yanında kıştan kalan kedisi mırıldanıyordu. Leman çantasını sallayarak geçti:
Zeynep, yarın il merkezinden bir kadın gelecek. Doktorlar artık çözüm bulamamış, senin adını duymuş. Kalbiyle ilgili bir şeysi var. Bakabilir misin?
Bakabilirim, dedi Zeynep.
İçeri girdi, babaannesinin defterinden tarif buldu. Yarın ona bir karışım hazırlar, dinler, konuşur. Aynen babaannesi gibi.
O sırada şehirde Metin yeni karısı ile para yüzünden tartışıyordu, Yasin borç içindeydi, Asuman ise çocuklarıyla sığınacak bir yer bulamıyordu.
Babaannesi Kader Hanım her şeyi bilmişti. Zeynep şimdi anladı ki; miras, eşya ya da para değildi. Asıl miras, hayat seni yere serdiğinde kim olacağına karar vermekti.
İstersen kurban olurdun. Ya da ayağa kalkıp sana kucak açan yere giderdin. Zeynep bunu seçti.




