Yol Kenarında Buz Tutmuş Küçük Yavru Donmuştu ve Kıpırdayamıyordu…

Yol kenarında donmuş, hareketsiz küçücük bir varlık vardı…

Ali ağır ağır aracını sürüyorduyollardaki buz tabakası yolu bir buz pistine çevirmiş, normalde kırk dakikalık yol neredeyse iki saate uzamıştı. Bacakları tamamen uyuşmuş, ayaklarının altında toprağın varlığını hissetmez olmuştu. Aynı pozisyonda uzun süre oturmak sırtını fena hâlde ağrıtmıştı.

Yeter, diye mırıldandı kendi kendine ve direksiyonu yavaşça sağa kırarak aracını yolun kenarına çekti.

Etrafı bembeyaz karla örtülmüş, uçsuz bucaksız tarlalar çevreliyordu. Ne bir ev, ne bir insansadece bembeyaz bir boşlukta, gökyüzüne kadar uzanan sessizlik. Ali arabadan inip gerindi, uyuşan kaslarını açmaya çalıştı, sonra yavaşça aracın etrafını dolaştı. Soğuk hava ciğerlerini yakıyordu ama arabanın kapalı havasından sonra bu serinlik ona neredeyse iyi geldi.

Aracın arkasına doğru dolanırken, tam tekrar arabasına binecekken gözü ileride bir şeye takıldı. Yolun kenarından on beş metre kadar uzakta karın ortasında koyu bir leke vardı.

Muhtemelen bir toprak topağıdır, diye düşündü. Yine de içindeki merak ağır bastı ve oraya doğru yürümeye karar verdi.

Karda her adımında ayak bileğine kadar gömülüyor, ilerledikçe bunun toprak ya da taş olmadığını anlamaya başlıyordu. O koyu lekenin canlı olduğunu hissedince kalbi hızla atmaya başladı.

Küçücük, kıvrılıp top olmuş bir varlık neredeyse tamamen kara gömülmüş haldeydi. Bıyıklarından buz sarkıyordu. Minicik bir kedi yavrusu; titriyor ve nerdeyse hiç duyulmayan bir iniltiyle miyavlıyordu.

Allahım… diye fısıldadı Ali, eğilerek yanına çömeldi.

Eline aldığında yavru adeta buz gibiydi. Bu ıssız tarlada, en yakın köyden bu kadar uzak bir yerde, bu yavru nasıl burada kalmıştı? O anda aklından onlarca soru geçti ama içgüdüleri baskın çıktı.

Ali minik kediyi kucağına alıp araca doğru hızlı adımlarla yürüdü, buzda kaymasına aldırmadan kapıyı açtı. Bagajdan eski bir havlu çıkartıp yavruyu ona sardı. Arabanın kaloriferini sonuna kadar açıp sıcak havayı ön koltuğa doğru yönlendirdi; yavruyu dikkatle oraya yatırdı.

Dayan, olur mu? Ne olur dayan… diye fısıldayarak tekrar yola koyuldu ve buzlu yolda tehlikeli hareketler yapmaktan çekinerek yavaşça hızlandı.

Araba virajlarda kayıyordu ama Alinin aklında tek bir şey vardı: Şu küçücük canı zamanında sıcak bir yere, güvene ulaştırmak.

Yirmi dakika kadar yol aldıktan sonra minik yavrudan ilk hareketli işaretler geldi. Önce hafifçe bir patisini oynattı, sonra gözlerini araladı; birkaç dakika sonra ise usulca mırladı ve başını Alinin bacağına dayadı.

Aferin sana, diye gülümsedi Ali, içine tatlı bir huzur dolarak. Çok güçlüsün sen, aslan parçası…

Evine vardığında yere birkaç tane battaniye serdi, garajdan eski bir elektrikli ısıtıcıyı getirdi ve minik yavru için sıcak bir yuva hazırladı. Kedi biraz ısınınca Ali hemen sütü ocakta ılıttı, çünkü soğuk süt verilmezdi. Yavru kedicik önce ürkek ama çok iştahla sütü içti, sonra tekrar kıvrılıp uyudu.

Ali yanında oturup onu izlerken, tuhaf bir huzur ve derin bir anlam arayışı hissettisanki hayatı boyunca bu karşılaşmayı beklemiş ama aslında hiç farkında olmamıştı.

Ada, dedi kendi kendine, o an aklına gelen isim. Senin adın Ada olsun.

Ertesi sabah Alinin ilk işi Adanın nasıl olduğunu kontrol etmek oldu. Minik kedi derin uykusundaydı; mırıltıları ve burundan gelen uysal hırıltılar mis gibi huzur verirken, Ali yine de hemen veterinerin yolunu tutmaya karar verdi. Sonuçta onun ne kadar bir süredir bu soğuğa maruz kaldığını ya da bir zararı olup olmadığını kimse bilmiyordu.

Klinikte onları genç bir veteriner, Derya Hanım karşıladı. Adayı dikkatlice muayene etti, kalp atışlarını dinledi, patilerini ve tepkilerini kontrol etti.

Aşağı yukarı altı aylık… dedi doktor düşünceli bir sesle. Genel olarak sağlığı yerinde ama…

Ama? diye sordu Ali, endişeyle.

Kuyruğuna bakın, ucunda kararma başlamış. Donmuş. Hemen müdahale etmezsek kangren olur, enfeksiyon yayılabilir. Bugün ufak bir operasyon şart.

Ali içten içe sarsılsa da başını salladı. Zavallı yavru zaten neler atlatmıştı, şimdi de ameliyat gerekiyordu.

Gerekliyse, ne gerekiyorsa yapın, dedi kararlı bir sesle.

Ameliyat lokal anesteziyle yapıldı. Ali yanına oturmak için izin istedi, doktor da kabul etti. Ameliyat boyunca Ali Adayı sakinleştirecek şekilde başını okşadı, yumuşakça konuştu.

Ve o… O küçücük kız, tek ses çıkarmadan, kocaman gözleriyle dikkatlice bakarak orada yattı, sanki her şeyin kendi iyiliği için yapıldığını biliyor gibi tatlı tatlı mırıldandı.

Hayatımda ilk defa böyle sakin bir hasta görüyorum, dedi Derya Hanım, son dikişi koyarken. Kendini hiç kasmadı, hiç bağırmadı, hiç korkmadı. Gerçekten cesur ve asil bir yavru.

Alinin gözleri nemlendi. Rabbim, ne kadar güçlü bir hayvan bu, ne kadar muhteşem…

O akşam eve dönerken Adayı yumuşak bir battaniyeye sardı; minik dostu başını Alinin kucağına koymuş, biraz yorgun ama artık evinde, huzur içinde tatlı tatlı mırıldanıyordu.

Bak işte, burası artık senin yuvan, güzel kızım, dedi Ali eve girerken. Burası senin evin, hep burada olacaksın.

Bir hafta geçti. Ada tamamen iyileşti: iştahla yemek yiyor, evin dört bir yanında koşturuyor (başta kuyruksuz koordinasyon biraz zorladı) ve Alinin ona aldığı toplarla, iplerle oynuyordu. Ama en çok sevdiği şey Ali ile birlikte olmak, ona her yerde eşlik etmekti. Ali mutfağa gitse arkasından, balkona çıksa da peşinden… Yatarken de yastığında, ayak ucunda her daim yanında yatar oldu.

Küçük gölge, diye gülüyordu Ali, kulağının arkasını kaşıyarak.

Ada ise öyle gür, derin mırlıyordu ki bütün ev sanki titriyordu.

Bir akşam Ali kanepede otururken, Ada onun kucağında uyuyakaldı. Yumuşacık tüylerini okşadı; aklına yol kenarında onu bulduğu o gün geldi. O ıssız tarlada arabanı park edip inmeseydin, belki de görmeyecektin…

Biliyor musun Ada, dedi sessizce, belki de kaderdi bu. Farklı bir yerde durabilirdim, hiç durmayabilirdim de… Ama işte tam orada, o an indiğim için birbirimizi bulduk.

Ada bir gözünü hafifçe açıp ona baktı, sonra tekrar gözünü kapayıp mırıldana mırıldana uykuya daldı.

Teşekkür ederim, dedi Ali elini minik başında gezdirerek. Seni bulduğum için teşekkür ederim. Belki de aslında sen beni buldun. Artık bilmiyorum.

Dışarıda kar yağmakta; tam da o dondurucu günkü gibi. Ama bu defa Ali için kışın hiçbir korkusu yoktu. Çünkü evinde artık, yol kenarında bulduğu o donmuş yavru yerine hayatının anlamı, minik ve sıcak bir mucize onu bekliyordu.

Ada artık Alinin hayatının değeri, yuvası, ailesi olmuştu. Miskin miskin esnedi, gerindi ve evinin adamının kucağına yerleşti; onu bulup kurtaran, yanından geçmeyip duran adamın kucağında huzurla uyumaya devam etti.

Ali ise bir kez daha anladı: Bazen bir an, bir karar, bir duruş insanın hem kendisinin hem başkasının hayatını değiştirebilir.

Ve artık Ada ile hayat çok başka ve her daim umut dolu olmuştu.

Rate article
Lifequest
Yol Kenarında Buz Tutmuş Küçük Yavru Donmuştu ve Kıpırdayamıyordu…