Yıllar önce gerçekleşen, hâlâ hatırladıkça içimi yakan bir olayı anlatmak istiyorum.
O zamanlar adım Elifti, otuz iki yaşında, evli ve bir kız çocuğu annesiydim. Eşim Mertle evlendiğimizden beri, ailesiyle birlikte İstanbulda yaşıyorduk. Kayınvalidem Gülseren Hanımla aram hep iyiydi. Beni kendi kızı gibi görür, alışverişe, kuaföre beraber giderdik. Saatlerce çayımızı yudumlayıp sohbet ederdik. Aramızdaki yakınlığı görenler, bazen beni öz kızı sanırlardı.
Ama kayınvalidemle kayınpederim arasında bambaşka bir ilişki vardı.
Sürekli birbirlerine laf sokar, kavgalarını sessiz ama gerilim dolu yaşarlardı. Kayınvalidem bazen kapıyı çarpar, yatak odasına kapanır; kayınpederim Cemal Bey ise salondaki koltukta sabahlar, sessizliğine gömülürdü. Nadiren konuşurdu; çoğunlukla içene kapanık, zamana yenik bir adamdı. Latife yapar gibi, İnsan yıllar geçtikçe karşılık vermez oluyor, derdi bazen kederle.
Ama zayıf bir yanı vardı. Sıklıkla içki içer, kimi zaman geç vakitlere, hatta sabaha kadar dışarıda kalırdı. Her seferinde kayınvalidem sinirlenir, evde huzursuzluk daha da artardı. Ben, uzun evliliğin ve alışkanlıkların yükü sanırdım.
Küçük kızım Asu dört yaşını yeni doldurmuştu. Mertle ikimiz de çalıştığımız için, başta kayınvalidem ilgilenmişti Asuyla ama onu da sürekli yormak istemedim.
Bir arkadaşım, Kadıköyde evinde üç çocuğa bakan bir kadın tanıdığını söyledi; adı Zeynep Hanımdı. Evinde kamera vardı, her gün taze yemekler pişirirdi. Gidip gözlemledim, içim rahatladı. Asuyu ona emanet ettim.
İlk günler rahattım. Sık sık kameradan kontrol ediyor, Zeynep Hanımın çocuklara ne kadar sabırlı ve şefkatli davrandığını görüyordum. Akşamları geç kaldığımda bile sorun yapmaz, Asuyu doyurur, güler yüzle teslim ederdi.
Bir gün, arabayla eve dönerken, Asu arka koltuktan şöyle dedi:
Anne, öğretmenimin evinde bana benzeyen bir kız var.
Gülümsedim. Gerçekten mi? Nasıl yani?
Gözlerim, burnum, her şeyim onun gibiymiş. Öğretmenim de öyle dedi.
Çocukça bir hayal sandım. Gülüp geçtim.
Ama Asu ciddi ciddi anlatmaya devam etti:
O öğretmenin kızıymış. Hiç ayrılmak istemiyor annesinden, hep onun kucağında oturuyor.
Nedense içime bir huzursuzluk çöktü.
O akşam Merte anlattım; o da Çocuklar hayal gücüyle uydurur böyle şeyleri, deyip geçti.
Ama Asu, o kızdan tekrar tekrar bahsetti.
Bir gün şöyle dedi: Şimdi ben onunla oynamıyorum. Öğretmenim artık izin vermiyor.
O an içimdeki huzursuzluk korkuya dönüştü.
Bir süre sonra işten erken çıkıp Asuyu kendim almaya karar verdim. Eve yaklaşınca, kapının önünde bir kız çocuğu oynuyordu.
Gözlerime inanamadım.
Asunun kopyası; aynı gözler, aynı yüz, aynı gülüş.
O an gerçek mi rüya mı olduğumu anlamadım.
Zeynep Hanım kapıya çıkınca, beni görünce bir anlığına dona kaldı, ardından zorlama bir tebessümle Buyurun? dedi.
Bu kız da sizin mi? dedim.
Tereddüt etti, ardından Evet, o da benim kızım, diyebildi.
Gözlerinde bir anlık korku hissettim.
O gece sabaha dek uyuyamadım. Asunun yanına kıvrılıp titreyen kalbimi susturmaya çalıştım. Sonraki günlerde erken gidip almak istedim, ama o kız her seferinde ortalarda yoktu. Zeynep Hanım hep başka bir bahane buluyordu.
Bir gün, çok yakın bir arkadaşımdan rica ettim. O Asuyu alacaktı, ben ise evin civarında, arabada bekleyecektim.
Ve orada, her şeyin cevabını buldum.
Tanıdık bir araba yanaştı. İçinden kayınpederim Cemal Bey indi.
Daha şaşkınlığımı atlatamadan, evin kapısı açıldı; o küçük kız, sevinçle Baba! diyerek ona koştu.
Cemal Bey onu kucağına aldı; öylesine doğal, öylesine sıcacık Sanki binlerce kez yapmış gibi.
Dünya başıma yıkıldı o anda.
Acı gerçek güneş kadar aydınlıktı artık.
Aldatan eşim değil kayınpederimdi.
Meğerse çocuğu varmış, hem de Asuyla yaşıt bir kızı Ve bizden saklanmış koca bir hayat.
Bütün taşlar o an yerine oturdu; geç saatler, kavgalı akşamlar, aradaki mesafe
O akşam mutfakta yemek hazırlayan kayınvalidemi izlerken, göğsüme bir ağrı saplandı. Kadıncağız hiçbir şeyden habersiz, her zamanki gibi yemeklerini pişiriyordu. Gerçekleri söylemeli miyim, yoksa bu sırrı sonsuza dek saklamalı mıydım?
Kendimi çok yalnız, çaresiz hissettim.
O gece Asunun yanında, gözlerim tavanda, kararlar ve vicdanım arasında savruldum. Hangisini seçsem hayatımız bir daha eskisi gibi olmayacaktı.
Gözümü her kapadığımda o küçük kızın Asuya tıpatıp benzeyen yüzünü, babasına koşuşunu, Cemal Beyin şefkatli bakışını gördüm.
Yanımda yatan Merte baktım; nefesi sakindi. O da gerçeği biliyor muydu, yoksa her şeyden habersiz miydi? Yoksa o da benim gibi susmayı mı tercih ediyordu?
Sabah kahvaltıda kayınvalidem her zamanki gibi huzurlu, melodik bir sesle sofrayı hazırlıyordu. Bense sanki boğuluyordum. Açık etmek istedim gerçeği. Fakat bana sıcacık bir gülümsemeyle İyi uyudun mu kızım? dediğinde bütün cesaretim yok oldu; sadece başımla onaylayabildim.
Onun dünyasını parçalayacak biri olmak gelmedi elimden. Ama bu yükle ne kadar yaşayabilirdim?
O akşam nihayet Mertle konuşmaya karar verdim.
Mert, dedim usulca, Babanın bir süredir o kadınla görüştüğünü biliyor muydun?
Bir an dondu kaldı.
Ne diyorsun sen? diyebildi zorlanarak.
Gözlerinin içine bakıp şöyle dedim: Gözlerimle gördüm. Küçük bir kız babasına koştu. Cemal Beye Baba dedi.
Mertin yüzü bembeyaz kesildi. O an her şey çözüldü.
Uzun süren sessizlikten sonra, Bunu böyle öğrenmeni istemezdik, dedi.
İşte o cümle içimde bir şeyleri sonsuza dek kırdı.
Ve geriye sadece acı kaldı.




