“Sürpriz!” dedi akrabalarım, davetiyesiz olarak benim doğum günüme geldiklerinde. “Aynen öyle,” dedim ben de. “Sürprizlerin masraflarını onları yapanlar karşılar.”

Ne sürprizi! diye haykırdı akrabalarım, davet edilmeden ellinci yaş günüme geldiklerinde. Aynen, dedim. Sürprizlerin ücretini, sürprizi yapan öder.

Omzumdaki zümrüt renkli elbisenin askısını aynada düzelttim, kendimi eleştirel bir bakışla süzdüm ve sonuçtan memnun kaldım. Kırk yaş. Kimilerine korkutucu gelir, bana ise özgürlük, maddi bağımsızlık ve sonunda hayır diyebilme cesareti anlamına geliyordu.

Yasemin, taksi geldi hazır, dedi Bora, antreden seslenirken hayranlıkla bana bakarak. Bugün alev gibisin. Emin misin kimseyi davet etmiyoruz?

Bora, bunu kaç kez konuştuk, dedim, çantamı aldım. Ne misafir, ne yemek hazırlığı, ne bir salata doğra lafı, ne de terliğimi bulamadım muhabbeti. Sadece sen, ben, şık bir restoran ve huzurlu bir akşam istiyorum. Eti yerken annenin çiğneme tavsiyelerini dinlemeyeceğim bir gece

Bora güldü. Onun annesiyle aramdaki ilişki, soğuk savaş gibiydi: Sessizlik ve ani çıkışlar, istenmeyen öğütlerle dolu.

Tamam, bugün senin günün, kuralları sen koyarsın, dedi kabul ederek.

Restoran olarak Altın Laleyi seçmiştim: Gösterişi bol, kadife perdeli, alçı süslemeli ve fiyatları göreni terleten türden bir yer. Tam bir prenses gibi hissetmek istemiştim.

İçeri girdiğimizde pencere kenarında sakin bir masa bekliyorduk. Görevli gülümseyerek içeri buyur etti ama cam önüne değil.

Masalarınız hazır, lütfen buyurun, dedi ve bizi salonun ortasındaki büyük bir masaya götürdü.

Donup kaldım: İki kişilik köşe yerine, tam ortaya on iki kişilik bir masa hazırlanmıştı. Boş da değildi.

Başı çeken koltukta simli elbiseyle oturan kayınvalidem Nevin Hanımdı. Yanında, ikram edilen balığı ağızda kaybeden uzak akraba Sadık Amca. Diğer yanda elinde peçeteyle oğlu Ağahanın yüzünü silen elti Fadime Yedi yaşındaki küçük yaramaz ise antika sandalyenin döşemesini çatalıyla yokluyordu.

Sürpriiz! diye haykırdı Nevin Hanım, bizi görünce. Onun sesi yıllarca mahalle muhtarında çalışmanın etkisini yansıtıyordu.

Bütün salon bize döndü. Boranın yüzü bembeyaz oldu, bana baktı. Hiçbir şey söylemedim; bakışlarımda fırtına öncesi sessizlik vardı.

Anne? Ne işiniz var burada? dedi Bora kısık sesle.

Olur mu öyle şey? Nevin Hanım elleriyle su bardağını az kalsın devirdi. Senin değerli eşinin doğum günü! Kızcağızı yalnız mı bırakacaktık? Hepimiz buradayız, haydi buyurun, masayı açtırdık, sizi beklerken başladık bile!

Yavaşça masaya gittim. Masada balıklar, etler, pahalı Türk rakısı, hatta midye dolmalar diziliydi. Sadık Amca midyeye şüpheli gözlerle bakıyor ama iştahla yiyordu.

Nevin Hanım, dedim sakinlikle, İki kişiye rezervasyon yapmıştık.

Aman, surat asma, dedi Fadime, kendi kadehini doldururken. Annem restorana önce telefon açtı, daha kalabalığız dedi, biraz olay çıksa da en iyi yere oturttular. Yasemin, o elbisenin sırtı fazlasıyla açık olmuş mu ne? Kırk yaşından sonra dikkatli giyinmeli, bak cildin de yaş almış

Fadime, mayonez çenene bulaşmış, dedim buz gibi bir ifadeyle. Bir de oğlun sos kabını antika halıya dökmek üzere.

Tam o sırada halıda çiçek vazosu yere düştü, kırılan cam taneleri ortalığı doldurdu.

Ne var bunda canım! diye yükseldi Nevin Hanım. Cam kırılması uğur getirir! Garson, bize yengeçli salata ve ana yemek de getirin!

Oturuyorum masada; Bora yanımda küçücük kaldı. Kararlı, serseri bir bakışla olan biteni izliyordu.

Yani bana sürpriz yapmak istediniz? Teşekkürler, dedim peçeteyi açarken.

Elbette! dedi Nevin Hanım, bir dilim kereviti daha tabağına koyarken. Çok tutumlusun Yasemin, ne varsa kendin yaparsın ama bugün bayram! Hepimiz toplandık. Sadık Amca ilçeden kalktı geldi.

Gübreciyim ben, dedi Sadık; belim koptu, biraz rahat edeyim dedim. Rakı da nefismiş, Yasemin. Yılbaşında getirdiklerinden iyi vallahi.

Yavaşça sınır aşmaya başladılar. Fadime yüksek sesle çocuk yaptıramayışımı, bir kadında kariyer olmaz, kadın evde olur gibi laflar etti. Nevin Hanım destekledi, sürekli yeni ve pahalı yemekler sipariş etti.

Ben levrek alayım, hiç tatmadım, dedi kayınvalidem. Fadimeye de Çocuklara ise en büyük pastayı!

Anne bu çok pahalı, dedi Bora sessizce.

Tısss! dedi annesi. Kızının doğum günü, aç cüzdanını!

Her şey zirveye, Nevin Hanımın iki büyük kadehten sonra kalkıp kısa bir konuşma yapacağım dediği anda çıktı.

Bak Yasemin, dedi kinayeli şekilde, Kırk oldun. Kadın ömrü kısa. Dilerim artık bencil olmayı bırakır, biraz çoluğa çocuğa bakarsın. Fadimeyi gör; üç çocuğu ile uğraşıyor! Sen? Ofis, spor salonu Bencillik bu, ama seni çok seviyoruz canım. Aile her şeydir!

Aileye! dedi Sadık Amca kadehi kaldırdı.

Fadime güldü. Bora müdahale edecekken elini tuttum. Yavaşça ayağa kalktım, herkes sustu. Garson bile durakladı.

Teşekkürler Nevin Hanım, dedim. Gözümü açtınız. Gerçekten de bencildim. Bunu hep kendim için sandım. Meğer esas mesele aileymiş.

O, başını gururla salladı.

Madem cömertlik ve sürprizlerden bahsettik diye devam ettim. Garson!

Hemen geldi.

Hesapları alabilir miyiz?

Şimdiden mi? dedi Fadime şaşkınlıkla, levreğini bitirirken. Daha tatlıyı getirmemişler!

Afiyet olsun, buyurun devam edin, dedim yumuşakça.

Hesap geldi, açtım; neredeyse bir arabanın yarı fiyatı. İki saatte, küçük bir işletmenin senelik bütçesi kadar yediler.

Ooo! dedi Nevin Hanım. Bora, kartı çıkar!

Dosyayı aldım, garsona iade ettim.

Bakın, biz ayrı bütçelerle yaşıyoruz. Lütfen iki kişilik salata, iki bonfile ve maden suyu olarak hesaplayın. Diğerleri onların siparişi.

Salonda uğultu oldu. Sinek vızıltısı bile duyuluyordu.

Ne? Şaka mı bu? Nevin Hanımın yüzü mosmor oldu.

Şaka yok, dedim, kartı okuttum. Tık, ödendi.

Böyle yapamazsın! diye Fadime bağırdı. Sen çağırdın bizi doğum gününe!

Ben mi? Kaşlarımı kaldırdım. Beni davet eden sizdiniz; sürpriz! diyerek.

Elbisemi düzelttim, kayınvalideme yukarıdan bakarak:

Beni davet etmeden, sipariş vermeden, benim günümde bana laf edip durdunuz. Sürpriz harika şeydir ama bir temel kuralı vardır: Sürprizin ücretini, sürprizi yapan öder.

Bora! Nevin Hanım kalbini tutarak ayağa fırladı. Eşin kafayı yedi! Bir şeyler yap! Tansiyonum çıktı!

Bora sakince göz gezdirdi, önce annesine, sonra tabanın altına rakı şişesini saklamaya çalışan Sadıka, sonra da çocuklarıyla boğuşan Fadimeye

Anne, dedi huzurla. Yasemin haklı. Siz kutlama istediniz, kutladınız. Şimdi tadını çıkarın. Bizim daha keyifli planlarımız var.

Koluma girdi, kapıya yöneldik.

Nankörler! Hepinizi mahvedeceğim, eliniz darda kalsın! diye bağırdı Nevin Hanım, kalp çarpıntısını unutarak. Fadime polisi ara!

Polisi aramanıza gerek yok, dedi yönetici, arkasında iki iri güvenlikle. Ama hesabı eksiksiz ödemek zorundasınız, hemen.

Salondan çıkarken arkamızdan tartışma ve kavga sesleri yükseliyordu.

Bende o kadar para yok! diye ağıt yaktı Fadime. Sadık ödesin, o yedi.

Ben mi?! Sadece biraz pilav yedim! Asıl siparişi anneniz verdi! dedi Sadık.

Kim o?! diye bağırdı Nevin Hanım, çaresizce.

Dışarıda, serin akşam havası bana huzur verdi.

Nasılsın? Bora omzumu sardı.

Biliyor musun? dedim içten bir gülümsemeyle. Hayatımın en güzel doğum günü hediyesi oldu. Sanki on yıldır taşıdığım yüklü sırt çantasını bırakmış gibiyim.

Bunu asla unutmayacaklar, dedi hafif bir tebessümle Bora.

Ben de tam bunu umuyorum, dedim. Artık anladılar ki, sürpriz bazen geri teper.

Bir hafta sonra

Nevin Hanımın telefonu çoktan engellenmişti, ama haberler elbette kulağıma geliyordu. Tabii ki kimsenin parası yanında yokmuş; restoran çıkışı tartışması iki saat sürmüş.

Yönetici ise tavizsizmiş. Sonunda Sadık Amca kolundaki emektar saatini rehin bırakıp imza atmış. Fadime ise, sinirli eşi gece acil şekilde çağırmak zorunda kalmış, adam borç için bir yıl para biriktirmişti, şimdi lastik ve tamir için uzun süre birikim yapamayacaktı.

Nevin Hanımın ise numarası başka: Rol icabı kalp krizi geçirdi, fakat gelen ambulanstan sebebi sadece aşırı alkol ve tıka basa yemek çıkmış. Biriktirdiği kürk parası da elinden gitmiş.

Verilen en güzel ders ise, aralarındaki birlik çatır çatır bozulmuştu. Fadime anneyi suçlamış, Nevin Hanım Sadıkı suçlamış, Sadık da saatini geri istemişti. Yasemin karşıtı ittifak kendi kendini bitirmişti.

Ben mi? Mutfağımda huzurla kahvemi içerken, kitap okuyordum. Sessizlik ve ferahlık. Kimseden para isteyen yok, nasihat veren yok.

Adalet bazen soğuk bir yemektir… Tabii hesabı ayrı getirilirse.

Rate article
Lifequest
“Sürpriz!” dedi akrabalarım, davetiyesiz olarak benim doğum günüme geldiklerinde. “Aynen öyle,” dedim ben de. “Sürprizlerin masraflarını onları yapanlar karşılar.”