Evinde krep pişiriyordu ki, birden içeri tanımadığı bir adam girdi, şimdi bunu herkese anlatıyor: Evdokya Hanım’ın ilginç hikayesi

Evvel zaman içinde, uzun yıllar önceydi, kendi evimde krep pişiriyordum, diye anlatmaya başlar şimdi herkeslere Emine Hanım. O zamanlar, doğrusu pek gülünecek bir durum değildi. Bir hayal edin, yalnızsınız. Evde başka hiç kimse yok, olamaz da. Sonra birdenbire karşınıza çıkıyor işte! Emine Hanımın başına aynen bu geldi.

Eşi Hüseyin Beyden beş yıl önce ayrılmıştı. Kendi başına neredeyse 60 yaşına gelmişti. Yeniden bir ilişkiye hiç niyeti yoktu. Çocukları da uzakta yaşıyordu.

Kendi halinde güzelce geçinip gidiyordu. Komşularıyla arası iyiydi. O sebepten, o zamanki karışık dönemlere rağmen, arada bir alışkanlığı vardı; giriş kapısını kilitlemeden bırakırdı. Kim bilir, komşusu Ayşe Hanım belki bir şeye uğrar diye. O gün, tabii, Ayşeden haber yoktu. Ama Emine Hanım çöpü dışarı çıkarmıştı. Sonra ellerini yıkadı, kedisi Safiyeyi besledi kapıyı kilitlemeyi unutuverdi. Hem kimseden de korkmuyordu. Gündüzdü neticede. Site apartmanı. Orman karanlığında yalnız yürümek gibi değildi.

Krep yapmak istedi birden canı. Sıradaki krepin altını yeni çevirmişti ki, birden yabancı bir adamı gördü mutfağın içinde. Sanki yerden bitmiş gibi!

O an tüm hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti, dedi sonra hep anlatırken Emine Hanım. Anaokulundan başladım düşünmeye. Olur ya bazen insana. Dedim eyvah, kesin bir şey olacak. Alıp götürecek bir şeyim yok, ama büyük bir televizyon almıştım yeni, bir de bilgisayar, maaşı da daha yeni çekmiştim. Cüzdan da koridorda. Eminim aldı parayı, şimdi başka ne bulurum diye bakıyor. Korkudan fısıldadım: Ne varsa alın, bana dokunmayın, torunlarım var, biraz daha onlarla zaman geçirmem lazım. Kimseye sizden söz etmeyeceğim! O anda adam özür dilemeye başladı. Bir şeyler açıklamaya çalıştı. Kafamda sanki pamuk gibi bir sersemlik vardı, yarı duyar gibi oldum. Ocağı kapatmamı söyledi. Otomatik olarak dediklerini yaptım. Sandalyeye çöktüm. O da karşıma geçti. Anlatmaya başladı. Dışarıdan geliyormuş, kimseye karışmıyormuş. Bir grup biraz sarhoş genç ilişmiş ona. Para istemişler. O telaştan kaçmaya karar vermiş. Tam bu sırada bizim apartmandan biri çıkıyormuş. O arada içer girmiş, peşindekiler de ardından. Yardım istemeye fırsatı olmamış. Önce birkaç kapıyı tıklatmış, ama açan olmamış. Kapı kollarını yoklarken, benimki açılmış. Tabii, ben kilitlememiştim ya Sonra pencereye bakmamı rica etti. Gerçekten bakınca dışarıda birkaç serseri toplanmış, dikilip durmuşlar, sonra dağılmışlar, diye anlatır Emine Hanım.

Adam adını Mustafa Bey diye tanıttı. Korkusu geçince, daha dikkatli baktı. İri yarı, pek beceriksizce duruyor ama gözleri anlayışlı. Şalvar giysin, aynen Nasreddin Hoca gibi.

Afedersiniz, bir krep ikram etseniz olmaz mı? Yıllardır yememiştim. Eşim vefat edince diye çekingen sordu Mustafa Bey.

Ayakkabılarını çoktan çıkarmış, ceketle oturuyordu.

Yani sen gerçekten ikram ettin mi? Aman, diye hayretle sordu sonra komşusu Ayşe Hanım. Ben olsam öyle adamı hemen dışarı atardım!

Ama Emine Hanım, o gün büyük bir cesaretle davrandı. Sadece ellerini yıkamasını istedi. Adam hızla banyoya yöneldi. Uzun uzun çay içip sohbet ettiler. Mustafa Bey de kendinden söz etti. Dulmuş, çocukları olmamış. Öylece yalnız başına yaşıyormuş.

Sonra vedalaşıp ayrıldılar. Bir kez daha af dileyerek çıktı gitti.

Emine Hanım o gece, bütün dizilerdeki kadın karakterler gibi hissetti kendini. İçini tarifsiz bir heyecan kapladı. Bütün dostlarına anlatıp telefonda anlatınca birden bir boşluk hissetti. Belki belki bu tanışıklık devam etmeli miydi? Tekrar davet etmeli miydi, bir gün mantı yapıp? Mantar ve şekerli börekleri mesela, güzel olurdu.

Fakat olan olmuştu. Tren gitmişti artık. Ertesi gün yine de börek yapmaya niyetlendi. Tam o sırada bir tıkırtı duydu. Hem de ürkek bir tıkırtı. Kapı gözetleme deliğinden baktı. Sadece komşusudur sanmıştı. Saçlarını hızla taradı, eski sabahlığını çıkarıp eşofmanını geçirdi üstüne. Dolapta unutulan bir parfümü sürdü. Kapıyı açtı.

Karşısında Mustafa Bey, ellerinde bir demet çiçek.

Şey ben geldim. Korkuttum sizi, çok özür dilerim. Bunları getirdim, alın da ben gideyim, dedi sıkılarak.

Ne gitmesi? Börek yaptım ben, buyurun, afiyetle yiyelim! dedi Emine Hanım gülümseyerek.

Alt kattayken bile duydum, mis gibi kokuyordu! Biri böyle güzel börek yapmış, dedim kendi kendime. Şanslı kocası kimdir dedim, diye mırıldandı Mustafa Bey.

Aman, ben evli değilim. Buyurun, içeri geçin! dedi Emine Hanım.

O günden sonra beraber yaşamaya başladılar. Mustafa Bey, Emine Hanımın bahçesinde en büyük yardımcısı oldu. Çocukları kabul etti, torunlar ise artık Dede Mustafa diyordu ona. Kendi çocukları gibi ilgileniyordu onlarla.

Onca yıl yalnız yaşayan Mustafa Bey, yeni bir ailede hayata tekrar tutundu. O gün bir yabancı olarak giren Mustafa artık onların en özeli, kendi ailelerinin bir parçası oldu.

Emine Hanımın arkadaşları ise ona hayranlıkla bakıyor:

Şans işte, bu yaşta böyle düzgün bir adam bulmak! Hem de evine kendi gelmiş, yazgının işi! diyorlar.

Emine Hanım başını sallıyor, hak veriyor; ama kapısını o günden sonra hep sağlam kilitliyor!

Rate article
Lifequest
Evinde krep pişiriyordu ki, birden içeri tanımadığı bir adam girdi, şimdi bunu herkese anlatıyor: Evdokya Hanım’ın ilginç hikayesi