Kardiyolog Bırazhanov, dinlenmek için kaplıcaya geldi. Akşam yemeği öncesi tıraş olup bir güzel hazırlanmak istedi. Hani şu 40’ı geçenler için olan klasik ritüeller var ya… Gerçi onun yaşı 60’ı geçti ama kim fark edecek ki?

Kardiyolog Bayramoğlu, Boludaki bir kaplıca oteline kafa dinlemeye gelmişti. Malum, artık elli yaşını da çoktan geçmiş insanlara kendine vakit ayırmak lazım diyorlar ya Gerçi Bayramoğlu altmışı devirip tüy dikmişti ama aynadaki şu adamı kim sayacak? Hazırlanıp akşama çıkacaktı, tıraş oluyordu. Tam da bıyık kenarını düzeltecekken kapı bir anda pat diye açıldı.

İçeriye bir kadın girdi ki, Zeki Alasya yaşasa heykelini dikerdi. Üstünde eğitim amaçlı kullanılabilecek, parmakla gösterip Bakınız, bu bir kadındır, bu da ikinci katı, denilecek türden bir fizik. Karizmasıyla odada yer açtı. Kadının yüzünde öyle bir kırmızı ruj var ki, sanki Karagümrük yangınından kalma damga. Kadın anında lafa daldı: Çok şükür ki meşhur kardiyolog Bayramoğlu tam da bizim termale gelmiş! dedi. Çünkü az önce idari işler müdürü, birazdan proceduraya getirilecek hasta için panik halindeydi ve otelin kadrolu kardiyoloğu, tam o anda Eskişehire diş kontrolüne gitmişti. Tabii kalp krizi gece vakti randevu almaz! İşte şimdi herkesin gözdesi Bayramoğlu, eller üstünde.

Bayramoğlu bir kez daha anladı, bugünkü olaylardan kaçış yok. Kadının kilosu bir buçuk kentner eski tabirle ortada, kobralar gelse yılmaz. Haliyle, Ben sadece konuk kardiyoloğum, mucizeler listemde temizlik görevlisi asistan, bir de Kardan Adam kılığında hemşire yok, hanımefendi deyip yol alamazsın onlarla.

Neyse, Bayramoğlu pes edip prosedür odasına geçti. İçeri girdiğinde, idari işler müdürü terlemiş bir halde, yanında bir sedye. Sedyenin üstünde, tıp dosyasıyla ezilmiş, sakallı bir adam yatıyordu ortaokul öğrencisinin kafasını oduncuya takmış hali gibi biri. Zaten bu vücut yapısı, akademisyenlerde boldur.

Sayıklıyor, dedi müdür. Sürekli nazlı çiçeğim diyor. Herhalde çiçekçideyiz sanıyor.

Hemşire tansiyonu ölçtü, surat allak bullak. 70e 50, dedi. Ama inişte… Yani bu rakamlar, hemşirenin kol-bacak çevresiyle aynıymış, moduna girip gülmeye başladı. Bütün vücutta gıdıklanma gezdi Bayramoğlunun. Oysa hasta dosyasında, adamın 180e 100 benim için çay keyfi yazıyordu.

Bayramoğlu ortamı kolaçan ederken odadan ağlama sesi yükseldi. Hemşire ağlıyor! Ne oldu? diye sordu Bayramoğlu. Çok üzüldüm adama, dedi hemşire, duvara başını yaslayıp hıçkırdı.

Bayramoğlu ufak çaplı bir endişe hissetti.
Adrenalin getir, dedi, ellerini kolonya ile silerken. Biliyor musun adrenalin nedir? Nereden çekiyorsun şırıngaya?

Ayyy, adamcağızıı ağlattılar! diye ökseyi bastı hemşire.

Bayramoğlu dayanamadı, şırıngayı kendi hazırladı. Bu arada idari müdürün canına dikkat etti; hayatında böyle bir iğne görmemişti adam. Öyle bir şırınga ki, Osmanlı korsanına kafa tutar. Müdürün göz bebekleri içeri kaçtı; rengi kül gibi. Hemşire köşede ağlamaya devam… Bayramoğlu düşünmeden edemedi: Şimdi bu kadına tokatı basarsam, refleksle birlikte üçüncü kattan aşağı Mobilya Mahallesine uçmasın?

Bayramoğlu Bırakın şimdi! dedi, göğsünde uygun noktayı bulup iğneyi bastı. O da ne, müdür devrildi koca bir kiriş gibi sedyenin yanına yığıldı.

Müdüüüürrr, ayyy yazıkkkk! diye inledi hemşire.

Yeter artık! Nerede amonyak? diye öfkelendi Bayramoğlu.

Şimdi ölürler mi? Gözüm görmesin böyle şeyi!

Masada, dökümden masif lambalı bir başlık vardı: Davud Aslanı anjinadan kurtarıyor gibisinden, beş kilo var. Bayramoğlu önce bunu fırlatıp ortamı susturmayı düşündü. Sonra vazgeçti Tertip disiplin! diye masaya vurdu.

Tam o anda, hasta sedyede gözleri kapalı doğrulup oturdu.

Siz burada taşkınlık yapmayın lütfen, bey amca, dedi hemşire. Elini adamın başına koydu, beton gibi bastırdı sedyeye. Tabii ki amonyak dolapta…

İdari işler müdürü, öyle ilerilere gitmiş ki nabzı yok. Sedyedeki sakallı adamın kolu bir daha düştü yine bayıldı. Bayramoğlu, Noluyoruz ya? diye düşündü.

Kalp masajı başlatın! diye bağırdı. Bu sırada idareciyi ayağından tutup kuru temizlemeye götürür gibi sedyenin altından çıkardı.

Hemşire, baygın adamı ters çevirip eteğini yukarı çekti, sedyeyi atlamak için hazırlanıyor. Bayramoğlu bastı fırçayı:
Kalp masajı, kızım! Karate kid gösterisi değil!

Hemşire hastayı tekrar döndürüp üstüne oturdu. Sedyeden ahşap gıcırtısı duyuldu. Bayramoğlu bir tarafta müdüre amonyak koklatıyor adam yılan gibi kayıyor. Hemşire ise adamı sıkıştırmış, delirmiş halde. Bayramoğlu dayanamadı, hemşireyi çekip aldı, burnuna amonyak sürdü, yanına müdürü oturttu. Şimdi ikisi kanadı kırık tavuk gibi, biri pantolonu dizde, birinin eteği belde. Ambulans ekibi desen bu kadar hayal gücüne sahip değil!

O arada hasta yine doğruldu, gözleri hâlâ kapalı, kafasını yavaşça sedyenin yanına çevirdi. Müdür manzarayı görünce yeniden baygın pozisyona geçti. Kafasını seramik zemine öyle bir vurdu ki, yerden yıldız kaydı.

Yoldaşlar, dedi hasta, gözünü açmadan. Rica ediyorum, bir daha beni muayene etmeyin

Ve hikayesini anlatmaya başladı:
Ben, soyumdan gelen hipotoni hastasıyım. Kar soğuğu gelince pırpır gibi sönüyorum, gök gürledi mi cereyan beni yerden yere savuruyor. Doğuştan böyleyim, suçum yok. Nabzım normalde 80e 50. Bazen biraz daha düşer, o zaman bir fincan Türk kahvesi yeter bana. Ama üstüme bir daha bu bilezikli hanım ablaları oturursa sorun çözülmez. Bir an sandım ki, bende kalp masajı değil, tramvay makası değişiyor. Hanımım kefir alıp geliyorum dedi, ben buradayım, gözü açsa mezarlığa gidecek hâlim yok!

Bayramoğlu saçlarının bir anda beyazladığını hissetti. Hasta dosyasını eline aldı, baktı: Yarçın Rüveyda Hanım yazıyor. Ne tesadüf, otobüste Burada yerli biriyle tanışırım, kafalar oturur… demişti. Şu an içinden geçen: Aman abla, sağ ol, düşünmüyorum.

Bu ne ya? dedi ve dosyayı hemşireye uzattı.

Hasta dosyası hocam, dedi hemşire, burnundan pamuk sarkıyor hâlâ.

Ama bu Rüveyda Hanım değil, bu daha çok Remzi Bey!

Takip eden doktor olarak dikkat etmeliydiniz.

Anlayana sivrisinek saz

Yoldaşlar, açıklayayım, dedi hasta. Burada hanımım var. Ben de ona kefir getirmiştim Tuvalete girdi, dosyasını sedyede bıraktı. Birden başım döndü, titremeye başladım. Bu arkadaşlar beni sedyeye alıp buraya kadar getirdi. Kötüydüm ama şimdi, oh, çok iyiyim! Tabii etraftaki yüzler mor, suratlar pancar gibi olmasa, bayramlık havası yaşardım. Artık kan basıncım değil, roketim fırlamak üzere. Hani şimdi bana tabandan çakmak tutsanız, turnuvaya çıkarım, Marsa yolculuk. Son on yılda hiç bu kadar hareketli olmamıştım.

Adam kefirini aldı, gittikten sonra hemşire sorar:
Siz buradaydınız demeyelim, hocam.

Bayramoğlu nihayet anlamış: Burada kimseyle tanışmak kolay değil. Özellikle acil durum ekibi, kolları pantolonda, etekleri yanda, elleri amonyakta

Böylece Bayramoğlu, Bolu Kaplıcalarında yılların kardiyoloğu olarak bol bol stres attı, ama aradığı dost sohbetini yine bulamadı.

Rate article
Lifequest
Kardiyolog Bırazhanov, dinlenmek için kaplıcaya geldi. Akşam yemeği öncesi tıraş olup bir güzel hazırlanmak istedi. Hani şu 40’ı geçenler için olan klasik ritüeller var ya… Gerçi onun yaşı 60’ı geçti ama kim fark edecek ki?