Sevda kanepede uzanmış, tavana dalgın dalgın bakıyordu. Endişeli düşünceler uykusunu kaçırıyordu. Zaten nasıl uyuyabilirdi ki, minicik yavrusu hastayken? Neden götürdüm ki onu o kreşe? Birkaç gün daha evde kalsaydı belki bu hastalığı kapmazdı…

Sevda koltuğa uzanmış, tavana bakıyor. Kafasında endişeli düşünceler dönüp duruyor, bir türlü uyuyamıyor. Kimi uyuyabilir ki, minicik yavrusu hastayken… Keşke Elayı kreşe göndermeseydim, diye içinden geçiriyor. Evde birkaç gün daha kalsaydı, belki de bu mikrobu kapmazdı… İçini bir sancı kaplıyor, nefes almakta zorlanıyor. Genç kadın ayağa kalkıp pencereye yaklaşıyor. Gri, bulutlarla kaplı gökyüzü, kasabanın üzerine çökmüş. Üç gündür aralıksız, sonbaharın kasvetli yağmuru yağıyor. Derin bir iç çekiyor. Yatakta Ela kıpırdanıyor, uykuda inliyor, ardından öksürmeye başlıyor. Annesi hemen yanına koşuyor, yanan alnına dokunuyor. Ateşin tekrar yükseldiği belli, termometreye de gerek yok aslında. Fısıltıyla gece lambasını açıyor, yine de termometreyi alıp kızının koltuğunun altına yerleştiriyor.

Kırk derece! Allahım, ne yapacağım?

Ela gözlerini açıyor.

Anne, sıcak oldu…

Evet tatlım, biliyorum. Hemen, bekle biraz…

Serkan uyanıp yanlarına geliyor. Sevda telaşla bir başka ateş düşürücü hazırlamaya başlıyor. Fakat ateş inmek bilmiyor. Sabahın ilk ışıklarında, bahçeyi mavi ışıklarla aydınlatarak bir ambulans yanaşıyor, anneyle kızını hastaneye götürüyorlar.

Hemşire, korkmuş ve yorgun Sevdaya acıyarak bakıyor, şefkatle elini tutuyor ve ustaca Elanın koluna serum takıyor.

Merak etmeyin, şimdi yardımcı olacağız. Her şey düzelecek.

Genç kadın sadece içini çekiyor. Biraz sonra Ela kendine geliyor, uykulu gözlerle su istiyor. Sevda başını çevirince, yan taraftaki yataktan ona bakan kocaman, masmavi gözlü, zayıf, şeffaf gibi görünen bir kız çocuğu fark ediyor. Saçları iyice karışmış, omuzlarına dağılmış, eski bir tayt ve yıkanmaktan rengi kaçmış bir tişört giymiş. Yatak altına, terlik yerine, mavi galoşlu spor ayakkabılar koymuş.

Merhaba.

Merhaba. Siz gece mi geldiniz?

Evet, gece geldik.

Adınız ne?

Ben Sevda, bu da Ela. Senin adın ne?

Benim adım Narin.

Ne zamandır buradasın, Narin?

Uzun zamandır. Cuma günü taburcu oluyorum.

Ama daha pazartesi bugün…

Evet…

Annen yanında mı?

Hayır… Annem uzun zaman önce vefat etti. Çok küçüktüm… Babam alkol alırdı, sonra o da gitti… Sonra beni çocuk yuvasına aldılar.

Küçücük bir iç çekiyor.

Orada yaşıyorum… Ama burada daha iyi, yemekleri güzel, abiler ablalar hiç üzmüyor…

Yatağından kalkıp ayakkabılarını giymeye koyuluyor.

Kahvaltı birazdan. Getireyim mi size?

Sağ ol canım, ben alırım, teşekkür ederim.

Sevda, uzaklaşan kıza bakarken kalbi sıkışıyor. Diğer yatakta bir kadın, Narinin arkasından bakıp başını sallarcasına fısıldıyor:

İyi kızdır o, sessiz, şefkatli… Yolu açık olsun…

Cevap vermeye fırsatı kalmadan, telefonunun melodisi çalıyor.

Alo?

Nasılsınız kızım, Ela nasıl?

Anne, hastanedeyiz.

Ah yavrum, ne oldu?

Elanın ateşi çıkınca korktuk. Şimdi biraz daha iyi, ateşi indi. Doktorlar bronşit olabilir diyorlar. Dinleniyor şu an.

Kadın hıçkırıyor:

Ah canım benim… Hangi hastanedesiniz, hemen gelirim. Ne getireyim?

Anne, benim terliklerimi ve Elaya pembe pijamasını getirir misin? Bir de bak, burada bir kız çocuğu var, çocuk yuvasından… Şampuan, sabun da getirir misin? Hatta, Sonatın eski giysileri sende mi?

Kim bu kız, yavrum?

Sonra anlatırım anne… Yanında bir iki atlet, küçük bir bornoz, tayt da getirir misin? Altı yaş civarı bir çocuğa uygun terlik… Unutma, olur mu?

Elbette getiririm.

Ertesi sabah Ela kendine geliyor, yeni arkadaşıyla oyunlara başlıyor. Sevda bir hemşireye yaklaşıyor.

Affedersiniz, Narinin hiç ziyareti oluyor mu?

Hayır, sadece taburcu olunca yurttan biri gelir alır.

Duş alabilir mi?

Hemşire buruk bir gülümsemeyle:

Sadece mümkün değil, gerekli de. Ama vakit bulamıyoruz maalesef.

O akşam tertemiz, güzel pijamasına ve yeni pembe terliklerine kavuşan Narin, adeta bambaşka biri olmuş; gülüşü yüzünü aydınlatıyor. Sevdanın getirdiği bütün eşyaları yastığının altına yerleştiriyor. Terlikleri ise matrasının altına saklıyor.

Narin, niye eşyalarını saklıyorsun? diye soruyor Sevda şaşırarak.

Çalmasınlar diye…

Kadıncağız sadece derin bir iç çekiyor.

Gece ışıkları söndürülünce, Narin gözlerini kapatıyor; hayal kurmaya başlıyor. Rengârenk ağaçlı bir sokakta, Ela’nın elinden tutmuş yürüyor, öbür yanında da Sevda var… Onun da annesi, babası olsun istiyor. Onu da biri başını okşasın, iyi geceler öpsün, banyo yaptırsın, güzel pijama giydirsin; babası onu tavana kadar havaya fırlatsın, o ise gülmekten yerlere yatsın… Herkes mutlu olsun… O da yardım etsin, tabak yıkasın, Ela’yla ilgilensin, harf sayılar öğrensin, yeter ki sevilmek nasip olsun… Bir annesi olsun…

İç geçiriyor. Yuvada ona vuran olmuyor, ama bakıcı Ayla Hanım sert bağırıyor, çocuklar eşyasını ve yiyeceğini çalıyor. Geçenlerde, kasedeki lapayı yere döktü diye, karanlık ardiye odasında, kilitli bıraktılar. Veysel, sinsi sinsi gülerek, Korkak, şimdi farelerle kalacaksın dedi. Narin, farelerden çok korkuyor. Her an kocaman bir farenin çıkacağını düşünüp duruyor. Kapıya sırtını yaslayıp ağladı, saatler hassas Akşama doğru yorulup soğuk zemine oturdu. O gün üşütmüş, öksürmeye başlayınca, bu hastaneye gelmiş…

Bu anı tekrar aklına geldikçe, minik gözlerinden yaşlar dökülüyor. Birden bir el başını okşuyor; gözlerini açıyor.

Sevda Teyze…

Ağlama güzel kızım… Geçecek bunlar, hepsi geçecek, söz. Her şey daha güzel olacak…

Sevda, minik kızı kollarına alıp şefkatle sarılıyor.

Ağlama artık…

Narin sessizce Sevda’nın kucağına sığınıyor; sanki annesi sarılıyormuş gibi…

Sevda Teyze…

Efendim güzelim?

Keşke sen benim annem olsan…

Sevda’nın gözlerinden yaşlar dökülüyor. Kararını hemen veriyor; mantığıyla değil, yüreğiyle… Sadece ailesiyle konuşmak kalıyor.

Annesi sevgiyle kucaklıyor, kayınvalidesi de destek veriyor, ben de öksüz büyüdüm diyor. Ama Serkan pek sıcak bakmıyor.

Sen aklını mı kaçırdın? Biliyor musun bunun ömür boyu bir sorumluluk olduğunu?

Biliyorum! Ama biliyor musun, bunu yapmazsam ömür boyu vicdanım sızlayacak…

Serkan gözlerini kaçırıyor.

Onu görmek istiyorum.

Tabii…

O akşam birlikte koridora çıkıyorlar. Serkan Elayı kucağına alıp öpüyor.

Hasret kaldım güzellik…

Sevda, kocasının gözlerine bakıyor:

Tanış, bu Narin. Bu da Serkan amca…

Narin, Serkanın gözlerine bakıyor.

Merhaba…

Merhaba, tanıştığımıza sevindim.

Serkan’ın içi burkuluyor, gözleri doluyor. Karısına bakıp başını sallıyor.

Aradan birkaç ay geçiyor. Yuvanın önüne bir araba yanaşıyor. İçinden Sevda ve Serkan iniyor. Pencerelere çocuklar üşüşüyor:

Narinnn! Seninkiler geldi!

Mutlu Narin, yeni annesiyle babasına koşuyor.

Hoş geldin Narin! Seni almaya geldik! Evimize gidelim mi?

Minik kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyor; sevinci gözlerinden okunuyor:

Evet anneciğim!

Rate article
Lifequest
Sevda kanepede uzanmış, tavana dalgın dalgın bakıyordu. Endişeli düşünceler uykusunu kaçırıyordu. Zaten nasıl uyuyabilirdi ki, minicik yavrusu hastayken? Neden götürdüm ki onu o kreşe? Birkaç gün daha evde kalsaydı belki bu hastalığı kapmazdı…