Bir zamanlar, yıllar önce İstanbulun eski bir mahallesinde, kızları Zeynepin defterinin sayfasına ilginç kahramanlar çizerken ödevlerin yüzüne bile bakmamasını izleyen aile, bir gün anladı ki huzurlu ve rahat bir gelecek yalnızca evin kedisini bekleyecek gibi. Onlarca özel ders hocası Zeynepe matematiği, fen bilimlerini sevdirmeye çalıştıysa da nafileydi; aksine her yeni hocadan sonra Zeynep daha çok felsefeye daldı. Kız, çevresindeki dünyayı tozdan, zamandan ibaret karmaşa görüyordu; asıl mutluluğu ise miskinlikte, çikolatalı eklerlerde ve telefondaki çizgi filmlerde buluyordu.
Ailesi umudu neredeyse tümden yitirmişken, bir akşam babası internette tuhaf bir ilanla karşılaştı: Dambıl satılır ve çocuğunuza ders ve sporu sevdiririm. Kendi geliştirdiğim yöntem. Matematik, tarih, Türkçe, İngilizce, biceps, triceps, bacak, omuz, edebiyat, göğüs. Adım Turgut.
Çaresizlik, anne babanın temkinini silip süpürmüştü. Baba ilanı aradı, birkaç çalmanın sonunda ahizeden kısık ve soluk soluğa bir ses geldi ve arka planda demirlerin çarpma sesi duyuluyordu:
Dinliyorum…
İyi günler, ilandaki hocayla mı görüşüyorum?
Dambılı sattım, dedi Turgut, telefonu kapatacaktı ki babası atıldı:
Yok, ben matematik, Türkçe, edebiyat dersi için aramıştım…
Yaş, kilo, öğrencinin seviyesi, dedi kısa kesip.
Turgutun telaşsızlığı hem garip bir güven hem egemen bir çekinme veriyordu insana. Yerde sürülen demir sesi birden ip atlama sesine döndü. Sanki hoparlörden ter kokusu duyulacak gibiydi.
Dokuz yaşında, yirmi beş kilo, toplama-çıkarması var da…
Kaç tane şınav çekiyor?
Pardon? dedi baba, iyice de garipseyerek.
Şınav diyorum, kaç tane çekiyor, bir de çekme kuvveti nasıldır?
Hiç bilmiyorum… Belki beş?
Ek ile kökü ayırabiliyor mu?
Ona da eşim daha iyi bilir, ben emin değilim.
Evde hangi aletler var?
Hangi aletler?
Pergel, iletki, direnç lastiği, dambıl?
Ah, tahta cetvel var.
Tamam, adresinizi gönderin, bir saat içinde gelirim, dedi Turgut ve gürledi: Daha geniş al, dik dur! Size demiyorum, burada tarih dersi var. Sonra da telefonu kapattı.
Baba bir süre kollarını sarkıtmış halde yerinde kaldı, ardından Zeynepin yanına gitti. Yeni bir özel ders hocasının geleceği haberine Zeynepin verdiği tepki çok netti: Televizyonun sesini açıp çayla sandviç istedi. Kız çocuğu ders adına hiçbir şeye ilgi duymuyordu.
O sırada kapı çaldı. Zeynepin annesi gözetleme deliğinden baktığında kaslı, atlet giymiş ve Hindistan cevizi şampuanı kokan bir dağ gibi biriyle karşılaştı.
İyi günler, hafifçe eğilerek içeriye girdi Turgut. Nerede sizin olimpiyatçınız?
V-v-var, dedi kadın tedirginlikle. Kocasına seslendi: Sanırım not bıraktığın o gözlüklü Opel sahibi bu! salondan bir ses: Yanlışlık oldu hanımefendi, ben göz doktoruyum Önceden.
Ben Turgut Bey, ders hocasıyım, şu an için, dedi Turgut.
Aa, siz misiniz? Buyurun, çantanız bana verin, dedi baba ve Turgutun büyük spor çantasını eline alıp taşıma hevesiyle anında yere çöktü, altından ezildi. Kedi ise korkudan iki odalı evi yıldırım gibi geçip kapalı odaya kaçtı.
Bu kadar ağır ne taşıyorsunuz? dedi baba, çantayı sürüklerken.
Eğitim malzemesi. İlkokul seviyesi için gereken her şey.
Zeynepin odasında ise kız her zamanki gibi koltuğa gömülmüş, telefona dalmıştı. Kapının açılması onun için sürpriz oldu.
Yardım et, yardım et! dedi baba, fakat Turgut çoktan duvara bakıyordu.
Matkap var mı?
Ne yapacaksınız? dedi baba.
Türkçeyi çalışmak için, dedi Turgut ve çantasından barfiks demiri, boks torbası ve halat çıkardı.
Komşudan sorarım, dedi babası, yorgun titrek sesiyle. Siz tanışın, bu Zeynep. Zeynepi zorla kaldırıp Turgutun yanına getirdi. Kız, adamın neredeyse dizine kadar zor yetişiyordu.
Bu kadar kası nereden yaptınız? dedi Zeynep, merhaba yerine.
Rakamlardan topladım, dedi Turgut ve çantasından çıkarıp dambıla ağırlık plakalarını bir bir üst üste koymaya başladı.
Hadi ben gidiyorum, kolay gelsin, dedi baba.
Spidermanden güçlü müsünüz?
Spiderman iki yüz kilo bench yapıyor mu ki?
Zeynep soruyu anlamadı ama galiba cevabın hayır olduğunu hissetti.
Ben dersleri sevmiyorum
Derslerle uğraşmak zavallılara kalmış, biz şimdi mekik çalışacağız.
Turgut yere uzanıp spor yapmaya başladı. Zeynep bir kenardan izledi, hocanın yorulup bırakmasını bekledi. Fakat Turgut ara vermedi, sadece hızını değiştirdi ve her defasında yeni bir ekipman ekledi: dambıl, direnç lastiği, sonra şınav… Sonunda başını kaldırıp dedi ki:
Hepsini öğrendin mi? Güçlü olmak ister misin, yoksa mutfakta ekler peşinde mi koşacaksın ömrünce?
Zeynep başını iki yana salladı.
Güzel, şimdi tüm hareketleri üç kez, kırk beşten otuz dokuz eksik sayıda yap bakalım.
O kaç yapıyor?
Onu da sen söyle bana.
Tam o sırada, elinde bir matkapla babası içeri girdi ve kızının şınav çekmesini görünce şaşırdı: Sonra uğrayacağım ben, dedi, sessizce geri çekildi ve kapıyı usulca kapattı.
***
Ertesi sabah, daha gün tam ağarmadan evin zili öttü. Gözleri kan çanağı babası kapıya gitti, ağzı küfürle doluydu fakat devasa Turgutu görünce elindeki laflarla Turgutun kafasını bile örtemeyeceğini anladı. Sanki Turgut gece boyu büyümüştü; gözaltı torbaları bile biceps olmuştu.
Bugün tarih ve coğrafya var. Kıyafet: spor ayakkabı, tişört ve şort. Mahallenin tarihiyle bir maraton.
Daha üçüncü sınıf, öyle dersleri yok ki, dedi baba, esneyerek.
Şiir de var. Sizinle mi koşuyoruz?
Yok, ben okulda iyiydim zaten.
İstanbul hangi tarihte kurtarıldı?
Ben işime yetişmem lazım, kızımı uyandırayım en iyisi, dedi baba ve Zeynepin odasına gitti.
Dönünce, Kız kalkmıyor, dedi.
Giydirin gelsin, yolda uyanır, dedi Turgut.
***
Sonra Turgut haftada üç gün kapıda belirir oldu; antrenman başlıyordu. Pazartesi: göğüs-triceps-omuz-matematik-Türkçe; çarşamba: sırt-biceps-edebiyat-İngilizce; cuma: bacak-coğrafya-tarih…
Üç hafta sonra Zeynep mutfağa atletsiz girdi, babası kızındaki karın kaslarını görünce göbeğini gizlice çaydanlıkla örttü. Kız, dik duruşlu ve güçlüydü; anne babasına oturup kaldıkları için laf etmeye başlamıştı bile.
Bir akşam, Bu iş hoşuma gitmiyor, dedi annesi. Biliyor musun, Zeynep benden doğum gününde ne istedi?
Biliyorum: tablet.
Hayır, tırmanma duvarı ve smoothie için blender! Ben Turgutun normal bir hoca olup olmadığından emin değilim. Tam spor manyağı, çocuğun sağlığını bozar diye korkuyorum.
İşte matematik de çalışıyorlar dediğin de mi yanlış? Bir tek kalori tablosu ellerinde gördüm.
Gördün mü, başka defter-melter var mıydı ellerinde? Sporcu milletin aklı yoktur hep böyle…
Senin dediğin gibi mi olacak kızımız da?
Ya kaslı saf olur, ya da cılız inek… Ben dersleri bırakmalarını istiyorum!
O sırada telefon çaldı.
Sınıf öğretmeni, dedi annesi ve açtı.
Alo, ne yaptı yine? Tamam, geliyorum…
Ne oldu?
Zeynep kavga çıkarmış. Gördün mü, dedim sana!
Ben de geleyim.
***
Taksiyle okula vardılar; hemen müdürün odasına çağrıldılar. Oda tıklım tıklım: veliler, çocuklar, rehber öğretmeni, sınıf öğretmeni… Gürültüden müzik odasında piyano bile telinden çıktı.
Burası spor salonu değil, eğitim ocağı, diye çıkıştı veliler.
Ama ne oldu ki, açıklayan var mı?
Sınıf öğretmeni söz aldı:
Zeynep teneffüste arkadaşlarına barfiks oynatarak puanlamayı kesirli bölmeyle tutturtmuş.
Neyle?
Sırayla barfiks çekmece, yük artacak…
Sessizlik! Çocuklar bunu istememiş, Zeynep zorlarken tehdit bile etmiş.
Onlar başladı, bana inek dediler. Cümleleri nasıl çekimleyebilirler diye anlatmak istedim. Kavga çıktığında mecburen savundum. Turgut Bey, fazla enerjin varsa barfikste harca, der, kavgayla değil, bölmeyle mücadele et de…
Bir daha yanımıza gelirsen kök çıkarırım, dedi bize! diye ağladı bir çocuk.
Böyleine aramızda yer yok! diye bağırdı bir anne.
Bir dakika, araya girdi baba. Yani kavga yok, öyle mi?
Karşı taraf kafasını salladı.
Yani çocuğum saldırıya karşı matematik ve barfiks kullandı?
Hem stadyumda koşturdu, hem şair şiiri ezberletti!
Gördün mü, hem akıllı hem kuvvetli… dedi baba, eşine ve kadın onayla başını salladı.
O anda müdür çıktı:
Sizden özür dilerim, dedi.
Zeynep özür dilesin! dedi biri.
Yok ondan değil, ailesinden özür diliyorum, dedi müdür ve babaya döndü: Sizin kızınız çok başarılı, ne yazık ki sınıfı aşmış…
Sevindiniz mi? Çocuğunuzdan kurtulduk! dedi veliler.
Dördüncü sınıfa alıyorum, programı geçti, dedi müdür.
Odada sessizlik çöktü. Kıskançlık ve öfke duvarlardan sızıyordu. Herkes kapıya yöneldi.
Baba hemen Turgutu aradı:
Turgut Bey, yeni sınıfa geçtik, programa yeni dersler eklendi…
***
Bir hafta içinde Zeynep dördüncü sınıfa geçti. İki hafta sonra çocuk crossfit yarışmasına katıldı ve ilk çocuk edebiyat olimpiyatına hazırlanmaya başladı. Bir ay sonra, kavga eden çocuklardan birinin velisi, Turgutun numarasını istedi.
Derken, mahallede çocuklara özel karma bir spor-edebiyat kulübü oluştu; fakat kulüpten sporda başarısız diye değil, karnesi zayıf olanlar çıkarılıyordu.
İşte, şimdi geriye dönüp baktığımda, her şeyin en umutsuz anlarda değişebileceğini, bir başka bakışın bazen insana çocuklarını tanımanın, birlikte yol yürümenin kapısını aralayabileceğini şimdi daha iyi anlıyorum.




