Sanal bir evlilik.
Benim ve Vasfinin evliliği tamamıyla sanal.
Şöyle oldu: Vasfinin yükselmesi için evli olması şarttı. O, İstanbulun köklü holdinglerinden birinde çalışıyor; başında ise Yekta Bey var aileye adanmışlığıyla meşhur, koca bir sülalenin başı. Kendisi beş yetişkin kız babası, haliyle beş damadın ve dokuz torunun dedesi. Ve bu dev ailesiyle öyle bir övünüyor ki, sanki soyun devamı onun kişisel başarısıymış gibi. Ona göre “bekâr” sözü, hakaret gibi bir şey. Evlilik cüzdanı olmayan personel ise, ne kadar çalışkan ve yetenekli olursa olsun, sanki toplumun çöplüğüymüş.
Vasfi, bunun ayırdına vardığı an, koltuğa giden yolun nikâh masasından geçtiğini kavradı. Uzun uzun düşünüp tarttıktan sonra bana sanal evlilik teklif etti. Aslında en küçük bir risk görmüyordu çünkü çocukluktan beri arkadaşız, annelerimiz hâlâ birlikte çay içer, bizim okul yollarımız, sırada yan yana not defterlerimiz birlikte geçti. O, bana matematiğe yardım etti, ben de onun kompozisyonlarına virgül ve noktalama koydum.
Yani beni avucunun içi gibi bildiğinden, bende zerre kadar çıkarcılık olmadığından emindi. Malına, evine, birikimine asla göz dikmeyeceğimi çok iyi bilir. Benim de bu işe razı olmam kolay oldu; çünkü o günlerde üç yıllık ilişkim henüz fiyaskoyla bitmişti. Kafamı dağıtmazsam, depresyonun dibini göreceğim kesindi. Hem eski sevgilime de nispet yapmak istiyordum: Bak ben, İstanbulun göbeğinde dairesi, şahane arabası olan, akıllı ve gelecek vaat eden biriyle evlendim. Senin gibi değil! Arkadaşlarımın yanında da havamdan geçilmiyordu! Sonuçta hepimizin çıkarı uyuştu; basit, sessiz ve alelade bir cuma günü, Fatih Nikâh Dairesine uğrayıp nikahtan çıktık. Ne beyaz limuzin, ne konfetiler, ne gelinlik, ne de takım elbise Sadece işten erken çıkıp birkaç imza attık. Ama birbirimize yüzük taktık tabii. Soyadımı da değiştirdim: Turhan daha havalı duruyor, değil mi?
Beklentilerimiz fazlasıyla karşılandı. Bir ay geçmeden Vasfi, departman müdürü oldu. Hem de fazlasıyla hak ederek! Benim evli kadın statüm ise, ailemde ve çevremde beni yıldız yaptı. En büyük zevkim, eski sevgilimden gelen mesajdı: Mutluluklar, umuyordum ki belki yeniden deneriz… Ee, eldeyken kıymet bilinmiyor işte, sonra başını taşlara vurursun! Yani, evlilikten yana her şey dört dörtlüktü.
Hatta bir süreliğine Vasfinin evine taşındım, öyle gerekiyordu.
Cumartesi sabahıydı.
Mutfakta kahvaltı hazırlıyorum: Menemen, peynirli börek, sütlü Türk kahvesi Vasfi sabahları güzel kahvaltı etmeye bayılır. Camdan dışarı bakıyorum. Nisan günü, güneş ışıkları perdelere vuruyor. Bütün İstanbul usulca uyanıyor. Bahar, en sevdiğim mevsim.
Bugün doluyum. Anne-babamı ziyaret etmeli, evi temizlemeli, çamaşırlar yıkanmalı. Hafta sonu klasiği; kızartmalar, içli köfte, pizza, cevizli salata… Aklımda bin bir ev işi, her zamanki gibi yetişmeye çalışıyorum.
Ve işte, Vasfiyle sanal evliliğimiz on üçüncü yılını doldurdu. Kızımız Melis bu yıl ilkokula başlıyor. Oğlumuz Emre ise beşinci sınıfı bitiriyor ve iftiharla söylüyorum, son iki senedir takdir belgesi topluyor! Annesine çekmemiş belli ki, babasının aklını almış. Sonuçta Vasfi hem zeki, hem de gerçek bir baba.
Öyle ya, kocam sanal… Ama hayat bu: rüyalar gerçeklerden, gerçekler rüyalardan dokunmuş.



