Bir zamanlar, uzun yıllar evvel, Elif ve kayınvalidesi Fatma Hanım, eski bir karyolanın üzerinde yan yana oturuyorlardı. Her ikisi de kalın yün paltolarına sarınmıştı. Kar dışarıda geceyi bembeyaz boyamıştı ve evdeki soba henüz yeni tutuşmuştu, içerde azıcık bir sıcaklık vardı.
Merak etme annem, dedi Elif usulca, her şey güzel olacak. Bir yolunu buluruz. Şimdi sana ilacını vereyim.
Elif, Fatma Hanımı teselli etmeye çalışıyordu; annesi değildi aslında, eski kayınvalidesiydi artık neredeyse bağı kalmamıştı, fakat hayat onları yine bir arada bırakmıştı.
Bundan yıllar önce, Fatma, oğlu Murat ve Muratın eşi Elif, aynı çatının altında yaşıyorlardı.
Elif kırkına yaklaşırken evlenmişti; Muratın ikinci eşiydi. Elif, daha önceki evliliği bitirdikten, ortada kimseyi üzmeden hayatlarını birleştirmişlerdi. Kayınvalidesi Fatma Hanım, Elifi ilk günden sevmişti. Elif de ona hemen ısınmıştı. Çünkü Elif, ailesini çok küçük yaşta kaybetmişti, yalnız kalmıştı. Fatma Hanım ona bir ana şefkatiyle sahip çıkmıştı; aralarında gerçek bir bağ oluşmuştu.
“Başlarını birleştirip bana karşı birleştiler,” diye takılırdı Murat.
Evlilikleri beş yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Ancak zamanla Murat değişti; hırçın, sabırsız biri oldu. Elife ve annesine bağırır çağırır olmuştu. Sebep ise sonradan ortaya çıkmıştı; başka bir kadın, Muratın hayatına girmişti. Akşamları geç geliyor, sık sık sarhoş oluyordu.
Bir gün Murat, Elife boşanacağını söyledi. İki gün içinde evi terk etmesini şart koştu. Elif daha neye uğradığını anlayamadan, Murat yeni sevgilisiyle eve geldi.
Büyük ihtimalle yeni gelen kadın, bilerek eski eşiyle yüzleşmek istemişti ama beklediğini bulamadı. Sarışın, uzun bacaklı, gösterişli makyajlı, suni bir bakış vardı gözlerinde. Elif ona bakıp tutamadı kendini, güldü.
Demek beni bu akadama değiştin? İyi şanslar, ama hiç pişman değilim, dedi.
O en azından eğlenceli. Siz annenizle yaşlı kadınlara benziyorsunuz, iki kuluçka tavuğu gibi, diye Murat cevapladı.
Benim için bir şey demen umurumda değil de, annene haksızlık ediyorsun, dedi Elif.
O anda, kadın nazik bir sesle sordu:
Hayatım, annesi de burada mı kalacak şimdi? Götürsün onu, bizim anneden ne işimiz olur! Hadi, hayatım
Evet, sen de git annem. Çok kaldın zaten, diyen oğlunun sesiyle Fatma Hanımın kalbi kırıktı.
Nereye gideyim oğlum? Ben bu ev için, tüm birikimimi verdim sana satılan dairemin parasıyla burayı yaptırdık, dedi Fatma Hanım ellerini göğsüne bastırarak.
Tamam bana sahne yapma, yaşa burada, ama odandan dışarı çıkmak yok. Artık buranın hanımefendisi bu hanım.
Hadi canım, ikiniz de toparlanın, dedi sarışın kadın Muratın omzuna sokularak.
Murat bir şey diyemeden bakakaldı. Elif pes etti.
Anne, benimle köye gelir misin?
Böyle evladın olacağına köyde yaşarım daha iyi, dedi Fatma Hanım.
Elif hemen hazırlıklara koyuldu. İlacı, sandığı, çantasını, birkaç parça giysi ve evrakı topladı.
Her şeyinizi alın. Bizde başkasının hakkı yok, dedi yeni kadın.
Bir yarım saat sonra Elif arabayı hazır etti. Fatma Hanım arka koltukta gözyaşlarını sessizce sildi. Bir kez bile Murata bakmadı, sadece derin bir iç çekti.
İnsanın her şeyini oğluna verip hiç istenmemesi Gerçekten çok ağırdı.
Şimdi ne yapacağız yavrum, dedi Fatma Hanım.
Merak etme. Biraz birikmiş param var, iş bulana kadar idare ederiz. Bir de senin emekli maaşın var, geçinip gideriz. Yeter ki sağlığımız yerinde olsun.
Elifin doğup büyüdüğü köye vardılar. Neyse ki hava henüz kararmamıştı. Evi hızla ısıtmak için sobayı yaktı, çeşmeden su taşıdı, hemen bir çay demledi.
Her işe elin yatkın kızım, dedi Fatma Hanım, sanki hep köylüymüşsün gibi.
Dedemden öğrendim her şeyi. Şansımıza aldığımız erzaklar var, markete gitmeye gerek yok, ben pek köy dedikodusunu sevmem, dedi Elif.
Ev yavaş yavaş ısındı. Ertesi gün temizlik yapılacaktı.
O akşam kapı çalındı. Komşu Abdullah Amcaydı.
Bakıyorum kim geldi? Araba tanıdık geldi. Kış günü ne işin var buralarda, bir mesele mi var, dedi.
Her şey yolunda, Abdullah Amca. Sonra anlatırım. Çaya bekleriz, dedi Elif.
Sizi çağıracaktım asıl, dedi Abdullah Amca, sonra yanındaki hanımı fark etti.
Bu Fatma Hanım, annem; bu da komşumuz Abdullah Amca, dedi Elif.
Bir şeye ihtiyacınız olursa çekinmeyin, dedi Abdullah Amca.
Çok geçmeden ev pırıl pırıl oldu. Fatma Hanım bir akşam tatlı bir mahzunlukla söze başladı:
Aslında ben de köylüyüm biliyor musun Elif? Muratın babasıyla şehre taşındık. O ölünce evi sattım, Murat, Sen hep benimle kalacaksın, dedi. Bak şimdi halimize…
Ağlama artık. Zor ama birlikteyiz. Belki ileride torunların olur, dedi Elif.
O kadından mı? Allah korusun. Abdullah Amcanın eşi var mı?
Yıllar önce boğularak öldü, komşunun çocuğunu kurtarırken. Sonra evlenmemiş, çocuğu da olmamış. Dedemle çok yakındılar, yaşları da aynı.
Bir ay kadar geçti. Murattan hiç haber çıkmadı. Bir gün Elife bir yabancı numaradan telefon geldi.
Elif Hanım?
Buyurun?
Eşiniz Murat… bir kaza geçirdi, öldü. Çok üzgünüz. Sarhoşken kaza yapmış. Yanında… bir kadın varmış. O kurtuldu. Lütfen gelip tanıma işlemi yapın.
Elifin dizlerinin bağı çözüldü. Fatma Hanıma nasıl anlatacağını bilemedi. Abdullah Amca yardımcı oldu.
Ne oldu Elif, rengin çekilmiş!
Anneciğim, sakinleş… Murat hayatta değil artık.
Ah! Onu ben kaybettim, Benim suçum!
Anne, seni evden o kovdu!
Fatma Hanım ağlaya ağlaya Evlat da olsa cezası geldi işte… dedi.
Elif işlemleri halletmeye köye gitmeye karar verdi. Abdullah Amca Yalnız değilsiniz, beraber gidelim, dedi.
Cenaze yapıldı. Elif ve Fatma Hanım, Murattan kalan eve gitmeleri gerektiğini biliyorlardı. Ev artık onların hakkıydı. Murat, boşanıp bitirmemişti; formalite işine fırsat bulamamış, hayat eğlencesine dalmıştı.
Her adımlarında Abdullah Amca yanlarındaydı.
Eve girdiklerinde dağılmış, kirli elbiseler, yerde bulaşıklar, kokan hava… Hiçbir şey eski hali gibi değildi.
Bunu benim oğlum yaptı, eski Murattan eser yok, dedi Fatma Hanım.
O anda diğer kadın ve yanındaki adam salonun ortasına çıktı.
Siz de kimsiniz, çekin gidin buradan, bu ev benim, dedi kadın.
Ev kimin üzerine göster bakalım belgeyi! dedi Abdullah Amca.
Kadın sustu, bir şey diyemedi. Eşyalarını topladı, çıktı gitti.
Evle ilgili resmi evraklar kontrol edildi, her şey olması gerektiği gibiydi. Kilitler değiştirildi.
Bir sürü kullanılmaz eşya atıldı. Abdullah Amca, Elif ve Fatma Hanımı hiç yanlız bırakmadı.
Siz tekrar gidersiniz diye üzülüyorum, öyle alıştım ki size, dedi.
Biz seni sık sık ziyaret ederiz, sen de gel bize, dedi Elif gülerek.
Fatma Hanım, Allah rahmet eylesin, eşine çok benziyorsun. Sanki gençliğim geri geldi, dedi Abdullah Amca mahcup bir şekilde.
Belli oluyor, sen ona, o sana nasıl bakıyor, dedim; Elif gülüştüler.
Bir yıl sonra Abdullah Amca ile Fatma Hanım evlendi. Birbirlerine iyi geldiler; Elif de yanlarındaydı, ona kızları gibi bağlandılar. Ama hikâyeleri burada bitmedi. Elifin artık çocukları vardı!
Elif, hiçbir zaman evlenmedi ama iki kardeşi evlat edindi; onları ayırmak elinden gelmezdi. Bir evlat isterken ikisi birden oldu.
Belki insan hayatında anasını babasını doğarken bulamayabilir. Ama bazen kader, sevgiyi yaşamak için insana başka yollar açar. O eski günleri düşündükçe, ailemizin ve mutluluğun, bazen beklenmedik anlarda karşımıza çıktığını anladım.




