BİR ÇİZİK HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ: Sokakta yaşayan bir kız çocuğu aile yadigârı yüzüğün sırrını açığa çıkardı
Bugün yaşadığım bir olayı yazmak istiyorum. Her hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor. Geçmişin asla yok olmadığını ve bazen gerçeklerin en beklenmedik yerlerde gizli olabileceğini bana bir kez daha gösterdi.
**1. Sahne: İki Dünya Çarpışıyor**
Şehrin en işlek meydanındaki bir bankta, zarif yaşlı bir kadın oturuyordu. Arzu Hanım, alışkanlık edindiği bir hareketle elindeki büyük, lacivert safir taşlı yüzüğü düzeltti. O yüzük ailesinin gururu, köklü geçmişinin bir simgesiydi. Yanında ise şık takım elbiseli oğlu Murat ayakta, bir yandan saatine bakarak sabırsızlanıyordu.
Anne, restorana geç kalıyoruz, diye homurdandı Murat.
Tam o sırada yanlarında küçük bir kız çocuğu duruverdi. Üstü başı perişan, saçları dolaşık ama bakışları öyle keskin ve derin ki, Arzu Hanım bir an donup kaldı. Küçük kız gözünü yüzükten bir an olsun ayırmıyordu.
**2. Sahne: Tuhaf Bir Soru**
Kız, incecik ve kirli parmağını yüzüğe doğru uzatıp hiç beklemeden fısıltıyla ama çok net bir şekilde:
“Bu taşın arkasında minicik bir yıldız çizilmiş, değil mi?” dedi.
**3. Sahne: Şüpheci Yaklaşım**
Arzu Hanım hemen sinirle elini çekip yüzüğü sakladı.
“Saçmalama lütfen. Bu yüzük kusursuz bir antika,” diye sert bir tonda karşılık verdi.
Murat ise gözlerini devirip,
“Anne bırak, boşuna konuşma. Sadece dilenmek için laf arıyor,” diye çıkıştı.
**4. Sahne: Şoke Eden İtiraf**
Küçük kız hiç kıpırdamadı. Gözlerinde yaşlar birikmişti.
“Bunu biliyorum çünkü o çizik yıldızı ben beş yaşımdayken iğneyle kazımıştım,” dedi sessizce.
**5. Sahne: Gerçeklerin Ortaya Çıkışı**
Kızın anlamsız konuştuğunu ispatlamak için, Arzu Hanım öfkeyle yüzüğü parmağından çıkardı, iyice yüzüğün arka kısmını gözlerinin önüne getirdi. Bir anda yüzü bembeyaz kesildi ve nefesi tutuldu. Murat annesine yaklaşıp yüzüğü inceledi, o da donup kaldı.
**6. Sahne: Farkındalık Anı**
“Gerçekten orada, o minik yıldız,” diye fısıldadı Murat titrek sesle.
Arzu Hanım ağır ağır başını kaldırıp küçük kıza baktı. Titreyen eliyle onun yanağına dokunmak istedi; sanki bir hayal gibi kaybolacakmış korkusuyla. Kadının gözlerinde korku ve umudu bir arada görebiliyordum.
**SONUÇ**
Arzu Hanımın sesi neredeyse çıkmayacak gibiydi:
“Elifim? Olamaz Seni üç yıldır arıyoruz. Kazadan sonra kimsenin kurtulamadığını söylediler.”
Küçük kız burnunu çekip gözyaşlarını ceketinin koluyla sildi:
“Çok korktum ve kaçtım. Saatlerce orada bekledim ama kimse gelmedi. Sonra kayboldum”
Murat, o pahalı takım elbisesini umursamadan kaldırımın üstüne diz çöküp ellerini küçük kızın buz gibi ellerine aldı.
“Hay Allahım Yıllardır seni kaybetmişiz zannederek cehennemi yaşadık,” dedi, sesi titreyerek.
Meğerse; o korkunç kazadan sonra annesini kaybeden Elif şok içinde ormana koşmuş, günlerce dolaştıktan sonra yolu kendisine ait olmayan, onu kandırıp dilendiren insanların eline düşmüş. Onlara, ailesinin onu istemediği yalanı söylenmiş. Tek canlı anısı ise, çocukken oynarken büyükannesinin yüzüğüne kazıdığı o gizli yıldızmış.
Arzu Hanım, Elifi sıkı sıkı sarıldı ve gözyaşlarını tutamadı. Meydanda toplanan insanlar olup biteni anlamasa da, o an bizim dünyamız iyileşmişti.
“Haydi eve gidelim, benim minik yıldızım,” diye fısıldadı Arzu Hanım. “Artık güvendesin. Ve söz veriyorum, bir daha senin elini asla bırakmayacağım.”
Bugünkü yaşadıklarım bana bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Bazen hayat, en ufak bir izde saklanır. Ve insan, ancak sevginin izini bulduğunda gerçekten evine döner.



