Zamanında, uzun yıllar önce, Mariye gözyaşlarını tutamadan en yakın dostu Elifin mezarı başında ağlardı. Kırk gün geçmişti, ama Elifin kabrinde tek bir çiçek yoktu Hüzünle evin yolunu tuttu. Mezarlıktan çıkar çıkmaz, arkasından bir adam yetişti.
Seni durağa bırakayım mı? Yol uzun, üstelik bana da zor gelmez, dedi adam.
Burada kimi ziyaret ettin?
Arkadaşım, dedi Mariye kısık sesle.
Ben de annemi ziyarete geldim, dedi adam.
Nereye gidiyorsun?
Durağa kadar bırakabilirsiniz, yeterli olur, dedi Mariye.
Bugün boşum, seni eve kadar bırakabilirim, dedi adam. İtirazsız eve kadar bırakıverdi. Yolda Mariye hayat hikayesini anlattı ona İki gün sonra, adam yani Kemal, Mariyenin apartman girişinde onu bekliyordu, konuşmak için.
Mariye ile Elifin dostluğu ta anaokulu yıllarına dayanırdı. Beraber büyürler, neredeyse her şeyi paylaşır, hatta üst baş bile değiş tokuş ederlermiş. Ortaokuldan liseye kadar hep bir aradaydılar. Üniversiteye de İstanbula, beraber gitmişlerdi. Mariye tıp okumaya, Elif ise edebiyat öğretmenliğine başlamıştı. Sık sık görüşürler, hayatlarına dair hayallerinden bahsederlerdi. Aynı dönemde aşık oldular; Mariye Anadoludan bir köye ait, Elif ise şehirli bir delikanlıya gönül verdi.
Elif aceleyle evlendiği eşini kaybetmekten korkar gibiydi, hemen nikah kıydılar. Bir sene sonra bir kızları oldu. Lakin kocasının ailesi Elifi hiçbir zaman kabullenmedi. Bizim seviyemize layık değil, derlerdi. Mariye, Elifin kızına zaman zaman bakardı, gençler gezsin eğlensin diye. Mariyenin de canı gezmek isterdi ama söz verdiği için kalırdı.
Bir gece, gençler akşamdan dönmediler. Sabah Mariyeye acı haber ulaştı; araba kazasında ikisi de hayatını kaybetmişti
O yaşananlardan çok az şey hatırlıyorum. Elifin küçük kızı bana emanetti. Nehrin kenarındaki o eski evde kucağımda çocukla kalakalmıştım. Kayınpederler, oğullarının ölümünden dolayı Elifin kızını daha da istemediler. Torunumuz değil deyip sırt çevirdiler. Elifin annesi yalnız başına üç küçük çocuğuna bakıyordu, çaresi yoktu.
O küçücük yavrucağa bakacak kimse yoktu; geriye çocuk yuvası kalmıştı. O ise henüz bir yaşındaydı.
O minik kız, İklim, bana çok alışmıştı; ilk adımlarını, ilk kelimesini benim yanımda attı. O zamanlar bir hastanede çalışıyordum. Tek başıma yaşadığım için, bana o çocuğu vermezlerdi. Oysa işimi gücümü bırakmaya hazırım. Ne var ki, yasa böyleydi. Kızı elimden aldılar, çünkü sağlıklıydı ve kısa sürede koruyucu aile bulacaklardı.
Bu acı duruma çok üzülüyordum.
Bir gün nişanlım Burhana şöyle dedim: Burhancığım, bir teklifim var. Hadi evlenip resmiyete dökelim, bana çocuğu versinler.
Burhan şaşkınlıkla:
Ne diyorsun sen! Ben o sorumluluğu alamam! dedi.
Sadece evlilik kağıt üstünde olsun, sonra ayrılırız. Yeter ki İklimi geri alayım.
Hayır, beni böyle saçma bir olaya karıştırma! Bana bak, kendine başka aptal ara, dedi ve hızla uzaklaştı.
Mariye geri Elifin mezarına döndü. Kırk gün oldu, çiçek koyan yok; oysa Elifin kocasının mezarı çiçekten görünmüyor.
Elifim, seni ihmal etmeyeceğim, burada da çiçekler açacak. Sadece yardım et bana, olur mu?
Yavaş adımlarla eve doğru giderken, mezarlık kapısında yine o adam çıktı karşısına.
Durağa kadar bırakayım, yol uzun. Kimse yoksa, benim de vaktim var. Anacığım da yeni vefat etti, senin de gözlerin yaşlı. Bir derdin varsa anlatabilirsin, dedi.
Mariye ister istemez dertleşti adamla Eve vardıklarında teşekkür etti, vedalaştılar.
İki gün sonra Kemal, Mariyenin kapısında belirip konuşmak istedi.
Mariye, düşündüm de, ben sana yardım etmek isterim. Boştayım, istersen yarın hemen evlenebiliriz! dedi.
Mariye şaşırdı:
Peki korkmuyor musun?
Neden korkayım? dedi Kemal gülerek. Senin eski nişanlın seni bırakmış, ben ise yardıma hazırım.
Ama ben tek başıma da hallederim, dedim ya.
Evde yalnız yaşadığın için olmaz. Yarın işlemleri başlatırız. İtiraz istemem. Evim büyük; tek kişiyle dolacak yer değil.
Ev mi?
Evet, annem yaşasın diye evde oturuyoruz. Daire bana dar gelirdi, anneme daha da dar.
Ben henüz alışamadım doğrusu. Biz de Elif ile köyden İstanbula gelmiştik, dedim Mariye hüzünle…
Nihayet, Kemal çabucak evrak işlerini halletti. Sessiz sedasız nikahlandıktan sonra İklimi evlat edindiler. Kemal onları kucağında yeni yuvalarına taşıdı.
Sağ ol, gerisini tek başıma götürürüm, dedi Mariye.
Elbette yaparsın ama yalnız değilsin. Ev büyük, ben sıkmam, sadece yanınızda olurum, dedi Kemal.
Belki yine yalnız yaşamam iyi olur, kiralık ev bulurum.
Olmaz, eşim ayrı evde mi oturacak, diye güldü Kemal.
Kemal asla zorlamadı. Mariye her şeye tek başına yetişmeye çalıştı. Yemek yaptı, evi temizledi, İklimi büyüttü. Kemal ise her zaman destekti. Mariye zamanla ona bağlandı, ama hissettiğini belli edemiyordu.
Bir gün, küçük İklim ona şöyle sordu:
Anne, neden beni seviyorsun?
Çünkü varlığın bana emanet. Sen benim kızımsın, dedi Mariye.
Mariye gün geçtikçe Kemale minnettar oldu. Kemal ise onları kendi çocuğu gibi sahiplendi.
Kemal bakınca Mariyede gerçek bir eş, ideal bir anne görüyordu. Ama evlilikleri kâğıt üzerindeydi. Bir akşam, Kemal gözlerinin içine bakıp teklif etti, İklim o sırada üç yaşındaydı.
Evli sayılıyoruz, ama ben gerçek bir aile olmak istiyorum, dedi Kemal.
Ben de istiyorum, dedi Mariye utangaçça.
Ve sonunda, sadece belgelerde değil, kalplerde de aile oldular. Şimdi iki düğün tarihlerinin arasından yıllar geçti.
İklimin artık kardeşleri de var. Zamanla o acıklı yıllar uzak birer anıya döndü. İklim şimdi nerede olduğunu, gerçek ailesinin mezarını biliyor. Onların kabirleri de eşit şekilde bakımlı. Kemal ve Mariye ona hayat verdiler, en gerçek anne ve baba oldular.
İklimin ilk torunu büyüdü. Mariye ile Kemalinse bir torunları var. Şimdi kocaman bir aile oldular, mutlu ve huzurlu.
İşte bu hikaye, çok uzun yıllar önce böyle başlamıştıVe her bayram sabahı, kalabalık sofrasında çocuklar neşeyle koşuştururken Mariye durup pencereden dışarıya, bahçedeki rengârenk çiçeklere bakıyor. O eski yalnızlık yerine şimdi hayatında gürül gürül akan bir sevgi var. Elifin kabrinde eskisi gibi solgun değil çiçekler; artık her bahar İklim elleriyle yeni fideler dikiyor, Kemal su döküyor, Mariye sessizce dua ediyor.
Geleneği olmuş artık: Her yıl kızının doğum gününde, Mariye Elifin kabrine beyaz bir zambak bırakır, yanında İklim ve torunu olur. Bizi görecek olsan, eminim gülümserdin, der.
Geceleri Mariye yatağına uzandığında, pencereden gelen çiçek kokusuyla, uzaklardan gelen bir ses duyar gibi olur: Eski bir dostun sesi, hafif bir fısıltı Ve Mariye, hayatın en acımasız gününde bile, sevginin toprak altından çıkarak en güzel çiçekleri açtırdığını bir kez daha anlar.
Çünkü kalanlar, birbirini bulmuş ve yeni bir hayat kurmuştur. Sevgiyle, umutla, sonsuza kadar.




