Müthiş ve Hayret Verici Bir Yaşam Hikayesi

MUCİZEVİ BİR HAYAT

Sevgili arkadaşım Zeynepin düğünü tam iki gün sürdü: neşeyle, bol sohbet ve ziyafetle kutladık. Damat Onur ise adeta bir film yıldızı gibiydi; Kemal Sunal kadar sevecen, Kıvanç Tatlıtuğ kadar yakışıklı, bir o kadar da mütevazı. Onurun o gökyüzü mavisi gözlerine, dümdüz kara kirpiklerine, kararlı çenesine, düzgün burnuna ve hafif esmer kadife gibi pürüzsüz cildine göz ucuyla hepimiz bakıp duruyorduk. Boyu neredeyse iki metreydi, omuzları ise insanı hayran bırakıyordu. Zeynepi sevmeseydik, o düğün masasında Onur uğruna birbirimize girerdik vallahi!

Nereden buldun böyle bir yakışıklıyı? diye şakalaştık Zeyneple. Her birimiz, Onurun akrabaları arasında da böyle güzelliğe sahip bir bekar olup olmadığını umar gibi bakışlarımızı gizleyemedik.

Kızlar, ne yapıyorsunuz? Ben Onuru sadeliğinden sevdim zaten. Onur köylü çocuğu, babaannesiyle büyüdü, ev geçindirmeyi çok iyi bilir, çok çalışkan bir çocuk. Annemlerle köyde yazlık alınca, öyle tanıştık. Hassas, güvenilir, içi pırıl pırıl bir insan. Gerçek erkek, kızlar! Zor ikna ettim kente taşınmaya, gecelerce dil döktüm, gül gibi köyünü bırakmaz kolay kolay, haha.

Onur, yeni ailesine de, işine de, dostlarına da çok güzel adapte oldu. Bir iki yıl içinde iyi içki, kaliteli parfüm, politika, sanat, seyahat, Borsa İstanbul, spor Her şeyi öğrendi. Şivesini bile unuttu. Kayınpederinin hediye ettiği arabayla trafik canavarı olmadı, aksine iyi şoför oldu. Güzel bir iş buldu, hatta kayınpederinin yanında çalışmaya başladı. Evi kimin aldığı da sır, siz anlayın.

İkinci evlilik yılının sonunda Onurun tuhaf bir zaafı ortaya çıktı: beyaz çorap sevdası! Evde, misafirlikte, hatta lastik çizmelerin içinde hep bembeyaz çoraplarıyla gezerdi. Kirli yere çıplak ayakla bile basmazdı, yeter ki o çoraplar temiz kalsın.

Zeynep beyaz çoraplardan hiç hoşlanmazdı ama, her sabah yerleri iki kere siler, çamaşır suyunu eksik etmezdi. Sonunda Onura Çorap lakabı bile takıldı.

Onurun başka bir kadını olduğunu Zeynep, hamileliğinin sekizinci ayında öğrendi. O kadının karnı da Zeynep kadar burnundaydı!
Çorap evden kovuldu, işten atıldı, lanetlendi, bir günde de ağlanıp bitirildi. Sonra ise, kasvetli bir sonbaharın yapışkan günleri başladı. Zeynep o upuzun ve devasa yatağında gözyaşsız bakışlarla tavana bakıp şöyle mırıldanıyordu:

Sonra ağlarım ben, şimdi bebeğe zararlı olur

Zeynepin yatışında sanki sessiz bir Anıtkabir havası vardı, biz de nöbet tutar gibi başında değişiyorduk. Avaz avaz ağlamak, kader kitaplarını karıştırmak, ihanet sayfalarını yırtmak isterdik ama sessizlik gerekiyordu. Ve beklemek.

Hastaneden çıkarken bayram havası estirdik, balonlar salladık, hemşirelerden izin istedik, hepsine mutluluk ve sağlık diledik. Yeni dedemiz ise en içten duygusunu gösterdi: daha doğumu sabaha kadar nöbet tutup, sabah hastane penceresinin altına dev bir yazıyla Torunum için teşekkürler! yazdı ve şarkı söylemeye çalıştı, güvenlik zor tuttu. Sonra güvenlikçiyle kafeteryada konyak içip hayallerini paylaştı.

Çıkış günü dede pırlanta gibiydi, ağladı, sevindi, torununu göğsüne bastı, öyle bir ağladı ki sanki gökyüzüyle bütünleşti.
Biz de ağladık, güldük, Zeynepi öptük, mavi zarfın içine ürkekçe baktık, İgordan Türkiyede Yusufa çevrilen minicik burna laf etmedik. Sadece Zeynep, sevinçten bile ağlamadı:

Sonra ağlarım. Belki süte bile zarar olur

Zeynep bizimle iki ay boyunca sessiz kaldı, günün birinde ise aniden karar verdi, Onuru ziyaret edecek!
Kibrit kutusuyla değil, asitle hiç değil, ama kırmak, haykırmak, sitem etmek, duvarları yumruklamak için İçindeki bütün acıyı, kendini yatağa hapseden bu ihanet acısını, Onurun yüzüne haykırarak atmak için. Terk ettikleri küçük ailesinden, umutlarından, hayallerinden geriye kalanları anlatmak için.

Bir de o kadını, Onurla beraber olan o utanmazı görmeyi çok istedi! O kadın kesin hem güzel, hem de arsız bakışlıdır. Zeynep o gözlerin içine tükürecek evet, kararından emindi. Gerekirse tırnaklarını bile geçirir.

Nereye kime gitmeli, hangi adrese, tam apartmanın önüne nasıl ulaşır, hepsini mahallenin muhteşem yaşlı teyzelerinden öğrendi. Kadınlar ayrıntısıyla tarif etti, Onurun hainliğini ballandıra ballandıra anlattı, intikam planları sundu. Zeynepin aklı karıştı, gitmekten vazgeçmek istedi ama gitmedi.

Ve işte Zeynep, eski bir apartmanın kapısında, beşinci kata sadece çıkmak kaldı. Orada kavga ister, ister tükür, yeter ki rahatlasın.

Birinci katta yine evde kimse yoktur diye geçirdi içinden; belki iyi bile olur, uğraşmam, dedi ikinci katta. Üçüncü katta ise en üstten gelen acı bir bebek ağlaması duydu.

Kapıyı zayıf, gözleri mosmor bir kız açtı; hiç aklına gelmezdi Zeynepin, Onura gönül veren rakibi bu perişan kız çıksın karşısına!
Bebek içeride acı içinde ağlamaya devam ediyordu.

Merhaba, Zeynep Hanım. Onur yok, iki hafta önce bizi de terk etti. Nerede olduğunu bilmiyorum, dedi kızcağız ve yere oturup, sessizce ağlamaya başladı.

Zeynepin tüm kavgacı hali sönüverdi. İçeri girip, şu bebeği kucaklamak, bu beceriksiz anneye yardım etmek istedi yüreği. Belki bir laf sokardı: Seviyorsan çek de cefasını, beceremiyorsan ne işin var bu işte! Neticede hakkıdır, Zeynep de aldatılan kadındır.

Bebek kupkuruydu, sesi kısıktı, gözleri yaşlardan şişmişti, kafasında damarları çıkmıştı. Açlıktan ağladığı belliydi. Annesi sinir krizindeydi, yerde inleyip dövünüp duruyordu. Kızcağız mutfakta boş dolapları karıştırmaya, buzdolabında bir şeyler aramaya devam ediyordu.

Zeynep, mutfak masasında üstte Kendimi affedin, çocuğa bakın cümlesiyle yarım kalan bir not buldu

O perişan kadın Zeynepin omzunda hıçkıra hıçkıra anlatmaya başladı: birkaç güne evden çıkması gerek, kirası yok, Onur yok, para yok, sütü de kesilmiş. Çok pişman, çok utanıyor, affedilmek istiyor Belki Zeynep dövebilir, hakkıdır; bu arada, bebeğin adı Deniz, 9 gün büyük Yusuftan.

Zeynep eve fırtına gibi döndü; çünkü Yusuf 20 dakikaya acıkacak. Peşinde, ağlaya ağlaya sırılsıklam olmuş kız ve doyduğu için uyuklamaya başlamış Deniz. İki koca market torbasını taşıyan da Zeynep tabi O sırada evde iki yatak daha nereye sığar diye düşünüyordu.

Üç yıl sonra Oksanın düğününü kutladık, dört yıl sonra Zeynepin Zeynepin kocası nefret eder beyaz çoraptan, çünkü hayat canlı olmalı der, karısına, oğluna ve iki kızlarına bayılır. Oksan ise dört oğlan annesi, kocası kız çocuğu umudunu hâlâ kaybetmedi…

Rate article
Lifequest
Müthiş ve Hayret Verici Bir Yaşam Hikayesi