Ben sana yaşadığım en tuhaf, en dokunaklı gecemi anlatmak istiyorum şimdi. Hani bazen filmlerde görürsün ya, insanın hayatı bir anda gözlerinin önünden geçer, hayatında bir kez olacak türden geceler İşte, benim için lise mezuniyetim tam öyleydi, ama biraz acı-tatlı.
Babam ve ben her zaman sadece ikimizdik. Annemi hiç tanımadım; doğumumda vefat etmiş. O yüzden babam, Hasan, bana hem anne hem baba oldu. Gece vardiyasına gitmeden önce her öğlen bana sandviç hazırlardı, pazar günleri mutlaka gözleme yapardı, ikinci sınıfta saçımı örgü yapmayı bile öğrenmişti, YouTubedan video izleyip. En yakın arkadaşım oydu.
Babam bizim okulun hademesiydi. Aynı lisede okuyordum, o da yerleri siler, tamirat işleriyle ilgilenirdi. Daha çocukken bir şeylerin dalga konusu olabileceğini anlamıştım: Bak bak, hademenin kızı geliyor! Hele bir de babam hakkında Senin baban bizim tuvaletleri temizliyor dediklerinde İçim titrerdi. Ama buna okulda hiç ağlamadım, gözyaşımı sadece eve saklardım.
Babam bunu her zaman anlardı. Evde önüme tabağımı koyup, Kızım, diğerlerini küçük görerek kendini büyük sanan insanlar hakkında ne düşündüğümü biliyor musun? derdi hep. Ben gözlerini arardım. Ben onlar hakkında pek bir şey düşünmem, kızım derdi ve gülerdi. O laflar, beni hep biraz rahatlatırdı.
Babam bana dürüst çalışmanın onurunu her fırsatta öğretti. Ben de ona inandım. Lise ikinci sınıftan itibaren kendime hep babamı öyle mutlu ve gururlu edeceğim ki, başkalarının laflarını hiç duymayacak, diye söz verdim.
Geçen yıl, babama kanser teşhisi kondu. Doktorlar izin verdikçe çalışmaya devam etti, aslına bakarsan, izin verdiklerinden bile fazla çalıştı. Bazen onu kantin deposunda bitkin halde bulurdum. Ben gelince hemen kendini toparlar, Bana öyle bakma kızım, iyiyim derdi. Ama olmadığını hepimiz biliyorduk.
Babam hep masada oturup konuşurken bir cümle tekrar ederdi: Mezuniyetine yetişmem lazım, kızım. O gün seni şu kapıdan çıkarken görmek istiyorum, prensesim. Ben de onu rahatlatmak için daima, Çok daha fazlasını göreceksin baba derdim ama olmadı Mezuniyetten aylar önce hastalığına yenik düştü. Hastaneye yetişemeden vefat etti. Haberi okulun koridorunda, sırtımda çantamla aldım. O zemini gördüm, yıllardır babamın sildiği linolyumu, sonra uzun bir süre hiçbir şey hatırlamıyorum.
Cenazeden bir hafta sonra halamın yanına taşındım. Odada çam ağacı kokusu ve yumuşatıcı vardı, ama hiç ev gibi hissettirmiyordu. Mezuniyet zamanı gelince herkes elbisesini, kuaförünü, marka ayakkabılarını konuşmaya başladı. Kızlar WhatsApp grubunda birbirlerine elbiselerinin fotoğraflarını yolluyor, fiyatlarından, indiriminden, babamın bir aylık maaşına bedel şeylerden bahsediyorlardı.
Ben ise tüm bu hazırlıkların dışında kaldım. Mezuniyet gecesi sadece bizim anımız olacaktı: Babam kapının önünde fazla fazla fotoğraf çekip bana yüzlerce kez sarılacaktı. Onsuz ne anlamı vardı ki?
Bir gece, hastaneden eve gönderilen babama ait kutuyu açtım. Cüzdanı, çatlamış camlı saati ve en altta, tertemiz, özenle katlanmış iş gömlekleri. O maviler, griler, o solmuş yeşil… Halamla hep şakalaşırdık, Babama yeni gömlek alma, dolabı zaten gömlek dolu! O ise Erkeğin neye ihtiyacı olduğunu biliyorsa başka şeye gerek yok derdi hep.
Ben, o gömleklerden birini elimde tutarken inanılmaz bir fikir geldi aklıma: Eğer babam yanımda olamayacaksa, bari elbisemi onun gömleklerinden dikeyim, onu da yanımda taşıyayım.
Halam bu fikrimi asla garip bulmadı, ona minnettarım. Dikiş dikmeyi pek beceremem, hala! diye güldüm, ama sağ olsun, Ben sana yardım ederim dedi. O hafta sonu, mutfak masasına babamın gömleklerini serdik, halamın dikiş kutusunu ortaya koyduk, başladık kesip biçmeye. İlk denemede yanlış kestim, bir gece tüm diktiğimi söküp baştan yapmak zorunda kaldım, ama halam hep arkamdaydı, eli elimde. Hiç cesaretimi kırmadı.
Bazen sessiz sessiz ağladım, bazen de gömleği dikerken babamla konuşur gibi oldum. Halam ya duymadı ya da hiç bozuntuya vermedi. Her gömlek parçasında bir anım vardı: Babamın ilkokula başladığım sabah giydiği mavi gömlek, bisiklet sürmeyi öğrendiğimde dizleri ağrısa da benimle koştuğu o yeşil gömlek, üçüncü sınıfın en kötü gününde hiç soru sormadan bana sarıldığı gri gömlek O elbise, babamın hayatımdaki her dokunuşunun bir toplamı oldu.
Mezuniyet gecesinden bir önce, elbiseyi bitirdim. Üstüme giydim, halamın koridordaki aynasında uzun uzun baktım kendime. Tasarım bir elbise değildi, hiç de öyle havalı gözükmüyordu ama babamın üzerinde ne varsa hepsini giymiş gibi hissettim. O gece en çok da bunu hissedince, içimde tarifsiz bir huzur oldu. Halam kapıdan bakıp Neşe, kardeşim bu halini görseydi aklı çıkardı güzellikten! Harikasın kızım dedi ağlayarak.
İlk defa hastaneden aranıp dünya başıma yıkıldığından beri, o gün ilk defa hiçbir şey eksik değilmiş gibi hissettim. Sanki o an babam tam yanımdaydı. O elbise bana öyle hissettirdi.
Mezuniyet gecesi geldi çattı. Salon ışıl ışıldı, müzikler son ses, herkes aylarca beklemiş, heyecan dorukta. Kapıdan girdim, on adım atmadan fısıltılar yükselmeye başladı.
Bir kız, herkesin duyacağı kadar yüksek sesle Bu kız, bizim hademenin eski gömleklerinden elbise mi dikmiş?! dedi. Yanındaki oğlan da Sana yakışan bu mu? Parası olmayan zaten desen böyle olur! diyerek kahkaha attı. Herkes gülmeye başladı, yanımdaki öğrenciler yavaşça geri çekilip laf atanlardan küçük bir çember oluşturdular. Yüzüm kızardı. Hemen Bu elbise babamın eskilerinden, babam birkaç ay önce öldü ve mezuniyetime onsuz gitmek istemedim. Siz anlayamazsınız, ama bu benim ona selamım, dedim.
Bir an sessizlik oldu. Sonra başka bir kız Yaaa, dram kasma kimse de sormadı hikayesini! dedi ve tekrar güldü herkes. O an on sekiz yaşımdaydım ama dokuz yaşıma geri döndüm, yine Hademe kızı sözleriyle küçüldüm, yere karışmak istedim. Salonda en arka köşede boş bir masa vardı, oraya oturup ellerimi dizlerimde kenetledim, derin derin nefes aldım. Ağlayıp da onlara koz vermeye niyetim yoktu.
Birileri yine ortaya Elbisesi berbat! diye bağırınca, içimden bir şeyler koptu. Gözlerim doldu, tutamadım. Tam bitmek üzereyken, müzik birden sustu. DJ bile şaşkınca kabinden kafasını kaldırdı. Bizim okul müdürü, Ali Bey, sahnenin tam ortasında mikrofonla duruyordu. Kutlamaya devam etmeden önce dedi. Herkes ona döndü.
Bir süre susup kalabalığa baktı. Salon öyle sessizdi ki, sanki bir anda herkes taş kesilmişti.
Bugün Neşenin üzerinde gördüğünüz bu elbisenin bir hikayesi var, dedi Ali Bey mikrofona. On bir yıldır babası Hasan Bey, bu okulun bütün işlerini yaptı. Geceleri dolapları tamir etti, kimsenin eşyası kaybolmasın diye. Delik çantalarınızı onardı, geri koydu. Maçlardan önce formaları yıkadı, hiçbir sporcu benim ailemde para yok diye içlenmesin diye Çoğunuz Hasan Beyin emeklerinden hiç haberdar olmadınız. O öyle isterdi. Ama Neşe bu gece, ona onurlandırılacak en güzel selamı verdi. Bu elbise, birinin babasının sevgisiyle, onuruyla dikilmiş bir anı elbisesidir, eski bir giysi değil.
Salonda yaprak kımıldamadı. Sonra Ali Bey, Eğer Hasan Bey bu okulda size bir kere bile yardım ettiyse, bir şeyi tamir ettiyse, destek olduysa şimdi ayağa kalkmanızı rica ediyorum, dedi.
İlk olarak kapının yanında nöbetçi öğretmen ayağa kalktı. Sonra atletizm takımından bir çocuk. Birkaç kız daha derken, öğretmenler, öğrenciler, bekçi, temizlik personeli Yavaş yavaş o salonun yarısından fazlası ayağa kalktı. O an onları görüp içimden geçen her şey, yılların tüm sükûnetiyle avuçlarımda birikti.
O an kendimi hiç olmadığı kadar güçlü hissettim. Derin bir nefes aldım, salondaki sessizlikte. Ardından birkaç öğrenci gelip özür diledi, bazıları utançla yanımdan geçerken bakamadı gözlerime. Bazıları da hiç bozuntuya vermeden yoluna devam etti, ben de kendi yoluma baktım. Artık kimsenin kini ya da laubaliğine ağırlık vermiyordum.
Ali Bey mikrofonu bana uzattı, birkaç kelime ancak söyleyebildim: Babam hep gurur duysun diye çalıştım, umarım başarmışımdır. Yaptığım her güzel şeyi onun sayesinde yaptım. O an başka da bir şey demedim, gerek de yoktu.
Müzik yeniden başladığında, halam kapıdan yanıma geldi, sıkı sıkı sarıldı bana. Ben seninle gurur duyuyorum, dedi sessizce. O gece bizim mezarlığa uğradık. Otların üstü henüz ıslaktı, güneş batarken babama dua ettim. Yapabildim baba, sen bugün benimleydin dedim, mezar taşına elimle dokunarak.
Babam o mezuniyet salonuna beni girerken hiç göremedi, ama ben eminim; onu en yakışıklı haliyle yanımda getirmiştim. O gece, onunla bir kez daha vedalaştım.




