— Yine mi kız çocuğu?… Bu bir şaka olmalı!..— Bizim ailede dört kuşaktır erkekler demiryollarında çalıştı! Peki sen ne getirdin bize?— Ben… ben gerçekten bu kadar kötü müyüm? Babam gibi mi?..— Sence?

Yine mi kız oldu? Bu resmen dalga geçmek gibi bir şey! Bizim ailede dört kuşaktır erkekler tren yollarında çalışıyor! Sen ne getirdin şimdi? Gerçekten Böyle kötü bir baba mıyım ben de?
Sence?

Elif dedi kaynanası, lafı uzatarak. En azından adı düzgün. Ama bu Eliften ne çıkar? Kim ister senin Elifini?

Mert sessizce telefonuna bakıyordu, ağzından tek kelime çıkmıyordu. Eşi sorduğunda omuz silkti sadece:

Olan oldu, napalım. Belki sonraki erkek olur.

Zeynepin içini bir sıkıntı kapladı. Sonraki mi? Bu minik neydi o zaman, prova mı?

Elif Ocak ayında doğdu küçücük, kocaman gözlü, simsiyah saçlı. Mert doğumdan çıkarken göründü, elinde karanfillerden bir demet ve bebek eşyası dolu bir poşet vardı.

Güzelmiş, dedi pusete dikkatlice bakarken. Sana benziyor baya.

Burnu senin ama, diye gülümsedi Zeynep. Bir de senin gibi inatçı bir çene.

Hadi canım, dedi Mert hemen savunmaya geçip. O yaşta bütün bebekler birbirine benziyor zaten.

Ayşe Hanım, onları evde ekşi bir suratla karşıladı.

Komşumuz Fatma sordu, torun mu yoksa torun mu diye. Vallahi cevap vermeye utandım burnumdan getiriyorsunuz valla, oyuncak bebeklerle mi uğraşacağım bu yaşta?

Zeynep içeri kaçtı ve bebeğini göğsüne bastırıp sessizce ağladı.

Mert ise işi gücü iyice artırdı. Komşu mahallelerde ek işler aldı, ekstra mesailere başladı. Ev geçindirmek zor, çocuk olunca masraf iyice arttı, deyip hep geç geliyordu eve, yorgun ve sessiz.

Baban bekliyor seni, diyordu Zeynep kocasına; adam adeta çocuğun odasının önünden geçiyor ama kafasını hiç uzatmıyordu. Elif, melodin gibi çınlayan ayak sesini duyunca hemen canlanıyor.

Yorgunum Zeynep, yarın sabah erkenden servis var.

Bari selam verseydin kızına

Daha küçük ya, anlamıyor şimdi.

Fakat Elif çok iyi anlıyordu. Zeynep, kızının başını kapıya çevirdiğini görüyordu, ne zaman babasının ayak sesi gelse. Sonra da uzun süre boşluğa bakıyordu küçük Elif, ayak sesleri uzaklaşınca.

Sekiz aylıkken ateşi çıkmaya başladı Elifin. Önce 38 oldu, sonra 39. Zeynep hemen nöbetçi doktoru çağırdı, evde ateş düşürücüyle devam edebilirsiniz şimdilik, dedi doktor. Sabahı 40 dereceyle buldular.

Mert, kalk! Zeynep eşini uyandırmaya çalıştı. Elif çok kötüleşti!

Saat kaç oldu? Mert gözlerini zor açtı.

Yedi, ben bütün gece uyumadım. Acile gitmeliyiz!

Ne bu acele? Akşama kadar bekleyelim, benim bugün önemli şantiyem var

Zeynep kocasına bakarken yabancı gibi hissetti.

Kızın yanıyor, sen işe mi kafayı takmışsın?

Ölmüyor ya, çocuklar hasta olur.

Zeynep kendi başına taksi çağırdı.

Hastanede doktorlar Elifi hemen enfeksiyon servisine yatırdılar. Menjit olabilir, belki beyin-omurilik sıvısı almak gerekecek, dediler.

Babası nerede? diye sordu başhekim. İşlem için iki ebeveynden de onay lazım.

Çalışıyor, gelecek şimdi.

Bütün gün aradı Zeynep Merti; ulaşamadı. Akşam yedide adam sonunda numaraya çıktı.

Zeynep, ben şu an atölyedeyim, işler var

Mert, Elifin menenjit şüphesi var! Acil onay vermen lazım, bekletiyorlar!

Ne, menenjit mi, ne onayı?

Gel hemen, şimdi!

Gelemem ya, gece on birde mesai bitiyor, arkadaşlarla da buluşacağız

Zeynep telefonu sessizce kapadı.

Onayı tek başına imzaladı, anne olarak hakkı vardı. İşlem anesteziyle yapıldı, Elif koca yatağın üstünde öyle küçücük kalmıştı ki

Sonuçlar yarın çıkar, dedi doktor. Eğer menenjitse, yatış uzun sürecek. Bir buçuk ay hastanede kalabilir.

Zeynep geceyi hastanede geçirdi, Elif serumda, rengi soluk ve kımıldamadan yatıyordu. Sadece göğsü hafif inip kalkıyordu.

Mert ertesi gün öğleye doğru geldi; tıraşı gitmiş, üstü başı dağınık.

Ne oldu durumu nasıl? Odaya girmeye cesaret edemeden sordu.

Kötü, dedi Zeynep. Sonuçlar daha yok.

Neydi o yapılan? Şey

Beyin omurilik sıvısı alındı. Test için.

Mertin rengi gitti.

Çok acıdı mı?

Anestezi vardı, hissetmedi.

Mert yatağa yaklaşıp durdu. Elifin minik elleri battaniyenin üstünde, serum bandajı bileğinde.

Ne kadar küçük, mırıldandı Mert. Böylesini hiç düşünmemiştim

Zeynep cevap vermedi.

Testler iyi çıktı menenjit yoktu. Normal bir enfeksiyon ama komplikasyonlu. Doktor evde devam, ama ihmal etmeyin, dedi.

Şansınız yaver gitmiş, bir gün bile gecikseydiniz çok daha kötü olabilirdi.

Eve dönerken Mert hiç konuşmadı. Kapı önünde arabayı durdurduktan sonra alçak bir sesle,

Ben ben gerçekten kötü bir baba mıyım sence? dedi.

Zeynep uyuyan kızını kucağında düzeltti, eşine baktı:

Sence?

Daha vakit var zannediyordum. Kız küçük ya, anlamaz sanıyordum. Ama gördüm ki devam edemedi. O tüplerle, hastane odasında görünce Kaybedebilirim dedim. Ve kaybedecek neyim olduğunu ilk kez hissettim.

Mert, onun bir babaya ihtiyacı var. Para getiren birine değil, ismini bilen, en sevdiği oyuncağını bilen birine.

Neyi, dedi fısıldayarak.

Lastik kirpisiyle çıngırağını çok seviyor. Sen eve gelince kapıya doğru sürünüyor. Kaldıracaksın diye bekliyor.

Mert başını eğdi.

Hiç bilmiyordum

Artık biliyorsun.

Evde, Elif uyanıp ağladı sesi incecik, yürek burkucu. Mert içgüdüsel olarak kızına uzandı ama duraksadı.

Olur mu? diye sordu Zeynepe.

O senin kızın.

Mert dikkatlice aldı Elifi. Elif bir hıçkırıkla sakinleşti, kocaman gözleriyle babasının yüzüne uzun uzun baktı.

Merhaba minik kuşum, diye fısıldadı Mert. Affet beni, yanında olamadım ya

Elif elini babasının yanağına götürüp dokundu. Mertin boğazı düğümlendi.

Baba, dedi Elif birden.

İlk kelimesiydi.

Mert, Zeynepe şaşkınlıkla baktı.

Dedi söylüyor

Bir haftadır diyor, dedi Zeynep gülümseyerek. Sen evde olmayınca söylüyordu. Demek ki doğru anı beklemiş.

O akşam, Elif Mertin kucağında uyuyakaldı. Mert onu yatağına dikkatlice bırakırken Elif adamın parmağını sıkı sıkı tuttu uykusunda.

Bırakmıyor, dedi Mert şaşkınlıkla.

Korkuyor tekrar kaybolacaksın diye, dedi Zeynep.

Mert yarım saat başında bekledi, parmağını kurtarmaya bile çalışmadı.

Yarın izin alacağım, dedi Zeynepe. Sonraki gün de. Kızımı daha yakından tanımak istiyorum.

Ya ek işler, mesailer?

Başka türlü kazanalım, ya da daha mütevazı yaşayalım. Yeter ki onun büyümesini kaçırmayayım.

Zeynep eşinin omzuna sokuldu.

Geç de olsa, iyi ki

Bir şey olsaydı, en sevdiği oyuncağın ne olduğunu bile öğrenemeden kendimi affetmezdim, dedi Mert. Ya da baba diyebildiğini bilemezdim

Bir hafta sonra Elif iyice toparlayınca üçü birlikte parka gittiler. Elif babasının omuzunda, neşeyle gülüyordu; sonbahar yapraklarını tutmaya çalışıyordu.

Bak Elif, ne güzel sarı sarı ağaçlar! Şurada da sincap koşuyor, dedi Mert sevinçle.

Yanlarındaki Zeynep düşündü: Bazen en kıymetli şeyi kaybetmenin eşiği, insana ne kadar değerli olduğunu gösteriyor.

Ayşe Hanım onları yine surat asarak karşıladı:

Mert, Fatmanın torunu futbol oynamaya başlamış. Bizimki hâlâ bebekle oynuyor.

Benim kızım dünyanın en güzel kızı, dedi Mert sakince, lastik kirpiyi Elife uzatırken. Bebekle oynamak da şahane.

Ama soyumuz devam etmeyecek

Soy devam eder, dedi Mert. Belki başka türlü, ama biter mi hiç!

Ayşe Hanım cevap verecekti ki, Elif ona doğru sürünüp kollarını açtı.

Babaanne! dedi Elif gülümseyerek.

Kaynana şaşkın şaşkın torununu kucağına aldı.

Konuşuyor bu, dedi şaşkınlıkla.

Elifimiz öyle akıllı ki, dedi gururla Mert. Değil mi kızım?

Baba! diye bağırdı Elif, neşeyle alkışladı.

Zeynep o an düşündü: Mutluluk bazen en zor zamanlardan sonra gelir. En büyük sevgi de işte öyle, bir anda değil, zamanla, acıyla, kaybetme korkusuyla büyür.

Akşam, Mert Elifi yatırırken ona ninni söyledi. Sesi biraz kısıktı, ama Elif kocaman gözleriyle babasını dinledi.

Daha önce hiç söylememiştin, dedi Zeynep.

Daha önce çoğu şeyi yapmamıştım, dedi Mert. Ama artık telafi edeceğim zamanım var.

Elif, babasının parmağını bırakmadan derin bir uykuya daldı. Mert yine yerinden kıpırdamadı; kızının nefesini dinlerken Hayatta ne çok şeyi kaçırıyoruz, tam zamanında durup bakalım yeter ki diye geçirdi aklından.

Ve Elif huzurla uyurken gülümsüyordu artık biliyordu, babası hiçbir yere gitmeyecek.

Bu hikâyeyi bana bir okurumuz yolladı. Bazen kader, insanın içindeki en güzel duyguları uyandırmak için büyük bir sınavdan geçiriyor. Sence insan ancak en kıymetlisini kaybetme korkusunu hissedince değişebilir mi?

Rate article
Lifequest
— Yine mi kız çocuğu?… Bu bir şaka olmalı!..— Bizim ailede dört kuşaktır erkekler demiryollarında çalıştı! Peki sen ne getirdin bize?— Ben… ben gerçekten bu kadar kötü müyüm? Babam gibi mi?..— Sence?