Görünmez Camdan Örülü Duvar

On yıl önceki fırtına
O akşam İstanbulun üstünde hava kurşuni griydi, tam annesi Hayriye Hanımın yüzü gibi.
Bu evde ancak benim kurallarıma saygı gösterenler kalır! dedi Hayriye Hanım, sesi yıllarca okul koridorlarında emirlere alışkın bir tonda, evin salonunu çınlattı.
Senin kuralların boğazıma ip gibi dolanıyor, anne! yirmi yaşındaki Barış çantasını yere fırlattı. Bana nefes alacak yer bırakmıyorsun. Ben senin yanlış yaptıklarını düzeltmek için tekrar tekrar yazdığın bir müsvedde değilim!
O zaman git, aradığın nefesi başka yerde bul! dedi Hayriye Hanım, kararlı bir şekilde kapıyı işaret ederek. Parmağı bir an bile titremedi. Git. Ve değerini anlamadan geri dönme!
Barış ona baktı; gözlerinde buz gibi bir öfke vardı. Hiçbir şey söylemeden çantasını aldı, eşiği geçti ve sağanak yağmurun içine çıktı. Hayriye Hanım pencere önüne geçti, Barışın bir saat sonra, olmadı sabaha karşı, ıslanmış, aç ve pişman şekilde geri geleceğinden emindi.
Ama Barış gelmedi. Ne sabaha, ne bir hafta sonra, ne de on yıl boyunca.
Barış Yılmaz sonunda hayalini kurduğu işin sahibi oldu mimar. Yaptığı binalar kendisine benzerdi: camdan, çelikten ve betondan; şık, kullanışlı ve dokunamayacak kadar soğuk.
Maslakta kırkıncı katta bir dairesi vardı, lüks bir arabası ve geçmişe asla bakmama alışkanlığı. Ama bu mükemmel hayatının arka planında kara bir delik vardı: Ümraniyenin kenar mahallesinde, unutmaya çalıştığı o eski apartman dairesi.
Barış Bey, yarın projenin teslimi var, dedi asistanı. Ama cumartesi takvimize doğum günü notu koymuşsunuz. Annenizin doğum günü.
Barış şehir manzarasına bakıp bir an durdu. On yıl Hiç aramadı. O da aramadı. Her yıl annesine bir hediye alır, bagajda bırakır, sonra hayır kurumuna gönderirdi. Ama bu yıl bir şey değişmişti. Belki de insanı yalnızlıktan koruyanın beton olmadığını anlamıştı.
Cumartesi günü. Eski apartmanın bahçesinde açan mor salkımların kokusu karşıladı onu, paslı salıncaklar gıcırdıyordu. Barış arabasını durdurdu. Lüks SUVsi burada çöplüğe inmiş bir uzay aracı gibi duruyordu.
Arabadan indi; ayakları birden ağırlaştı, sanki prangalanmış gibiydi. Bir adım. Sonra bir adım daha. Giriş, rutubet ve kavrulmuş soğan kokuyordu. İkinci kat, 14 numaralı kapı.
Barış elini kaldırdı, kapıya vuracakken, parmakları yarım karış kala durdu.
Ne diyeceğim şimdi? On yıl sonra geldim mi? Yoksa O gece sabaha karşı eve dönmediğim için özür dilerim mi? Düşünceler beynini kemirdi, nefes almasını zorlaştırdı.
O sırada Hayriye Hanım kapının diğer tarafında bekliyordu. Pencereden oğlunu görmüştü. Taştan sandığı kalbi birdenhızlanmaya başladı. Ellerini ağzına bastırdı ki ses çıkmasın.
Kapı deliğinden onun silik suretini izledi. Onun Barışı, yetişkin olmuştu; lüks bir kaban giymişti, yüzü sertti.
Aç kapıyı, dedi kendi kendine. Sadece aç. De ki çay zaten demlendi. Her akşam bu adımları beklediğini söyle.
Ama eli kalkmadı. Yalnız büyüttüğü gururu içinden söylendi: Ya dalga geçmeye geldi? Ya sadece hala yaşıyor muyum diye bakıyor? On yıldır aramadı, ilk adımı neden ben atayım?
Bu şekilde tam beş dakika beklediler. Beş dakika, sanki koca bir ömür gibiydi. Barış, kapıdan gelen sıcaklığı hissediyordu orada olduğunu biliyordu. Nefesini işitiyordu.
Anne dedi usulca, alnını soğuk kaplamaya yaslayarak.
Hayriye Hanım irkildi. Oğlu, ömrünün başka bir evresinden yankılanmış gibiydi.
Özür dilemeyi bilmiyorum, dedi Barış, kapalı kapıya seslenerek. Sen öyle öğrettin bana. Güçlü olmayı, kırılmamayı, gururlu olmayı. Yüzlerce bina yaptım anne. Ama senin evinde hala bana yer yok.
Hayriye Hanım gözlerini kapadı. Bir damla yaş kırışık yanağından aktı.
Bu duvarı ben ördüm, diye mırıldandı, Barışın duyamayacağını bilerek. Kapıdan kovdum seni, dönersin diye bekledim. Sen uçmayı öğrendin. Şimdi açsam, öfkem olmadan nasıl küçücük ve güçsüz olduğumu görmenden korkuyorum.
Barış yeniden elini kaldırdı. Bu kez kapı koluna neredeyse dokundu. Öte yandan Hayriye Hanım da elini kolun üstüne koymuştu. Aralarında yalnızca üç santimlik kapı, biraz da cesaret vardı.
Bir hamle ve duvar yıkılacaktı. Ufak bir hareket ve on yıllık kış eriyecekti.
Ama Barış birden vazgeçip elini indirdi.
Demek açmıyor. Hala kızgın bana. Beni görmek istemiyor, dedi içinden.
Hayriye Hanım kapının öbür tarafındaki sessizliği hissetti.
Gidiyor. Vurmadı bile kapıya. Demek ki umursamıyor
Barış yavaşça arkasını döndü. Ceketinin cebinden küçük bir kutu çıkardı; altın renginde, mor salkım dalı şeklinde bir broş. İlk kazancıyla hediye etmek istediği armağan.
Kutuyu dikkatlice kapının önüne bıraktı.
Doğum günün kutlu olsun anne, dedi sesini yükselterek. Affet, istediğin kadar sert oldum
Merdivenlerden aşağı indi; ayak sesleri, boş apartman boşluğunu doldurdu.
Hayriye Hanım daha fazla bekleyemedi. Hemen kilidi çevirdi, anahtarı yere düşürdü. Kapı açıldı.
Barış! diye seslendi, boş merdiven boşluğuna.
Barış ilk kata inmeden durdu. Döndü, baktı. Kapının eşiğinde, koridor ışığında ufak bir kadın duruyordu. Eskiden sert bir okul müdürüydü; şimdi porselen kadar narin görünüyordu.
Elinde, bıraktığı broş kutusu vardı.
Koridorda birbirlerine baktılar.
Yine gidiyor musun? sesi titredi. Yine cevap beklemeden mi gidiyorsun?
Sen açmadın ki dedi Barış, bir basamak yukarı çıkarak.
Sen de vurmadın Hayriye Hanım da bir adım attı. Duruyordun öyle. Acaba gururumdan burada ölüp ölmediğimi mi kontrol ediyor dedim kendi kendime.
Barış üç basamak daha çıktı. Artık aralarında sadece bir adım kalmıştı.
Ben korktum, Neden geldin? dersin diye.
Ben de korktum, Artık bana ihtiyacım yok dersin diye.
Sessizleştiler. Apartmandaki ağır hava dağıldı.
Broş güzel, dedi Hayriye Hanım, sessizce. Ama bahçedeki mor salkımın kokusu daha güzel. Çay suyunu yeni koydum Barış. On yıl önce de koymuştum, kaynamış gitmişti. Ama şimdi tazeledim.
Barış ona yaklaştı. Başarılı bir mimar olarak güçlü ve kendinden emin duruyordu, ama o an yine çantasıyla ayrılan çocuktu. Usulca sarıldı annesine. Anneden ilaç ve mor salkım kokusu geliyordu.
Anne, istersen içeri gelmeyeyim
Sus, dedi annesi, başını oğlunun omzuna yaslayarak. Artık duvar örme. Sadece oturup bir çay içelim.
İçeri girdiler. 14 numaralı kapı kapandı. Ama bu sefer ilk defa gürültüyle değil, hafifçe kapandı; dünyayla aralarına sıcak bir mesafe koydu.
Hala güzel konuşmayı pek beceremiyorlardı. İkisi de inatçı, dikenli insanlardı. Ama o akşam Barış bir şeyi anladı: Hayatının en zor projesini, yıkık temelden başlayan yuvasını nihayet tamamlamıştı. Artık içinde görünmez duvarlar yoktu sadece ışık vardı.

Rate article
Lifequest
Görünmez Camdan Örülü Duvar