O akşam, son gücümle ayakta durmaya çalışıyordum. Üniversitenin kantininde iki vardiya üst üste çalışmıştım, işletme bölümünde üç tane final sınavına hazırlanıyordum ve iki günde toplam ancak birkaç saat uyuyabilmiştim.
Saat akşam on bir civarı, üniversite kütüphanesinin önünde siyah bir araba gördüm ve hemen onun çağırdığım taksi olduğunu düşündüm. Plakayı kontrol etmedim, sadece arka kapıyı açıp kendimi koltuğa bıraktım.
Aracın içi şaşırtıcı derecede lükstü: yumuşacık deri döşemeler, kusursuz bir sessizlik ve hafif, kaliteli bir parfüm kokusu. Ama yorgunluğum dikkatimi köreltmişti. Gözlerimi bir an kapatmamla derin bir uykuya dalmam bir oldu.
Beni sakin ama hafif alaycı bir erkek sesi uyandırdı:
Hep başka arabaları seçip uyumayı mı tercih edersiniz yoksa bu gece benim şansım mı?
Bir anda doğruldum. Yanımda takım elbiseli, çok düzgün giyimli bir adam oturuyordu. Koyu renk gözleriyle dikkatle bana bakıyor, dudağının kenarında hafif bir gülümseme vardı.
Bu arada, yirmi dakika kadar uyudunuz, dedi. Biraz da horladınız.
Bütün yüzüm kızardı. Salonun içini şöyle bir süzdüm: dokunmatik ekranlar, gerçek ahşap detaylar, mini bir bar.
Siz şoför değilsiniz herhalde…
Hayır. Ben sahibiyim. Adım Emir Demirtaş.
Adını ilk kez duyuyordum ama sesi, alışık olduğu otoriteyi belli ediyordu. Hemen özür diledim ve kapı koluna uzandım.
Gece geç oldu, dedi. Hiç değilse sizi evinizin önüne bırakmama izin verin.
Reddetmeyi düşündüm ama gece vakti İstanbulun sokakları gözüme pek güvenli gelmedi. Araç usulca hareket etti. Yolda sohbet ilerledi: okul, ek işlerim, üzerimdeki yorgunluk.
Böyle yaşanmaz, dedi sakince. Kendini tüketiyorsun.
Mütevazı apartman dairemin önüne vardığımızda hiç beklemediğim bir teklif sundu:
Bana bir asistan lazım. Programlarımı ve işlerimi düzene sokacak güvenilir biri. Esnek çalışma saatleri, iyi maaş. Sonsuz vardiyalardan çok daha iyi olur senin için.
Acımanı istemem, diyebildim kararlı bir sesle.
Acıma değil bu. İş teklif ediyorum.
Bana bir kartvizit uzattı. Eve döndüğümde, oda arkadaşım kartvizitteki ismi görünce küçük bir çığlık attı: Emir Demirtaş, ülkenin en etkili iş insanlarından biriymiş.
Üç gün boyunca düşündüm. Fakat ödenmemiş kira ve gerçekler tereddütlerimden daha etkili oldu. Telefonunu aradım.
Ne zaman başlayabilirsin? dedi doğrudan.
Yarın.
Evi, film seti gibiydi: ferah, bol camlı, ışık dolu, bakımlı bahçeler vardı. Alacağı maaş, eski gelirimin kat kat üstündeydi. Ama Emir çok netti: burada olmamın sebebi sadece tesadüf değildi.
Buradasın çünkü akıllı ve düzenlisin, dedi bir gün. Benim aradığım insan böyle olur.
O anda bir şey değişti.
İşe tamamen odaklandım. Toplantıları planladım, seyahatleri optimize ettim, iletişimi rayına oturttum. Emir bana giderek daha önemli kararlar bıraktı. Aramızda, abartısız ve rahat bir saygı oluştu.
Bir iş yemeğinde, kalabalık karşısında gerginliğimi hissedince hafifçe sırtıma dokundu sadece destekleyici bir hareket. O anda anladım ki, hislerimiz artık sadece profesyonellik sınırında değildi.
İki ay sonra bir mektup geldi: bir yıllık uluslararası değişim programına yarı bursla kabul edilmiştim.
Ne zaman gidiyorsun? diye sordu.
Üç ay içinde.
Kısa bir sessizlik oldu.
Kalmanı isteyebilirim. Ama o zaman, daha fazlasını istemeni takdir etmezdim.
O gece, beni yolcu ederken ilk kez açıktan söyledi:
Seni seviyorum.
Ben de seni, dedim.
O zaman git. Kendi yolunu çiz. Sana güçlü olmanı istiyorum, bana bağımlı değil.
Bir yıl göz açıp kapayıncaya dek geçti. Geri döndüğümde havaalanında sadece onu beklerken buldum ne güvenlik, ne gösteriş.
Umarım bu sefer arabayı karıştırmadın? diye güldü.
Her şeyi iki kez kontrol ettim.
Valizimi aldı.
Romada bir daire aldım.
Donakaldım.
İkimiz için.
Kimsenin görmediği bir anda, diz çökerek sordu:
Elif Yıldırım, hayatını benimle paylaşmaya var mısın?
Evet.
Bugün üniversiteyi bitirdim ve kendi danışmanlık ofisimi açtım. Emir hâlâ işinin başında ama artık sadece işte değil, hayatta da ortağız.
Bazen, uzun bir günün ardından onun arabasına binerken gülümserim.
Plakayı kontrol edecek misin? diye sorar.
Eğer yanında sen varsın, yine uyuyabilirim, derim.
Şimdi, bu bir hata değil. Bu, tamamen benim tercihim.




