“Ben Kağıt Paraları Almam”: Genç Çocuğun Milyonları Reddetmesinin ve Zengin Kadına Çamurda Sürünmeyi Kabul Ettirmenin Arkasındaki Sırlar

Bazen şifanın bedeli para değildir. Bu hikaye, yolları bile olmayan, sadece keçi patikalarıyla ulaşılabilen bir Anadolu dağ köyünde geçti. Orada, hakkında efsaneler anlatılan bir çocuk yaşardı. Söylentilere göre, yere düşmüş kim varsa iyileştirebilir, yürütüverirmiş… Fakat hizmetinin bedeli öyle tuhaftı ki, dünyanın en zenginleri bile bu fiyatı duyunca irkiliyordu.

Birinci Sahne: Reddedilemez Teklif

Yamru yumru, çatısı aktığı belli olan bir kulübenin önünde, son model bir tekerlekli sandalye duruyordu. Sandalyede oturan kadın, giysisiyle bütün evi satın alacak lüksteydi. Elinde ağzına kadar yüzlük Türk lirası ile dolu zarif bir zarf vardı. Kadın, sinirden dudaklarını ısırarak o zarfı, evin önünde oturan çocuğa uzattı.

**Al! Burada bir milyon Türk lirası var,** dedi dişlerinin arasından. **Sadece beni tekrar yürütecek bir mucize yap.**

İkinci Sahne: Farklı Değerler

Çocuk paraya hiç bakmadı bile. Bakışları, kadının arkasında, arka bahçede beli bükülmüş bir şekilde koca bir odun yığınını taşımaya çalışan yaşlı annesine çevriliydi. Çocuk, kadının uzattığı eli nazik ama kararlı bir biçimde itti.

**Benim yeteneğim parayla alınmaz,** dedi sakince. **Ben sadece terle yapılan işe değer veririm.**

Üçüncü Sahne: Gurur ve Acizlik

Kadın adeta nefessiz kaldı, öfkesini yutkundu. Elleriyle felçli bacaklarını ve tekerlekli sandalyesini gösterdi.

**Sen aklını mı yitirdin? Ben hiçbir şey yapamam!** diye bağırdı. **Üç yıldır kımıldayamıyorum!**

Dördüncü Sahne: Sert Bir Şart

Çocuk kadına doğru eğildi, gözleri kadının sıkıntılarını, hırsını, bencilliğini ve insanları yıllardır nasıl harcadığını görebiliyordu sanki.

**O zaman sende sürüneceksin, ta ki yeniden öğrenene kadar,** diye fısıldadı.

Beşinci Sahne: Zorlu Başlangıç

Çocuk parmaklarını şaklattı. O anda kadın donakaldı. Felçli olan bacağı ansızın tekerlekli sandalyenin tekerine müthiş bir güçle çarptı. Sandalye devrildi. Zengin kadın çamurun ve toprağın içine düştü.

Hikayenin Sonu

Kadın orada, kir içinde öylece kaldı. Gururu paramparça olmuştu. Yardım bekledi, ama çocuk sadece annesinin düşürdüğü odun parçasını işaret etti.

**Yeniden yürümek istiyor musun? Anneme şu odunu eve taşımada yardım et,** diye kesin biçimde açıkladı.

**Yapamam! İmkânsız bu!** diye hıçkırdı kadın.

Ama her pes ettiğinde, bacaklarını müthiş bir kramp sardı; hareket etmeye mecbur kaldı. Mecburen, toprak zemine elleriyle tutunarak sürünmeye başladı. Saatler geçti; ter hem gözyaşıyla karıştı, kadının zarif elbiseleri paçavraya döndü, elleri kan içinde kaldı.

Güneş batarken, son odun da sobanın yanında dizildiğinde, çocuk sessizce kadının yanına geldi. Kadın, yorgunluktan iki büklüm olmuş halde yerde yatıyordu. Öfkesinden eser kalmamıştı; yalnızca büyük bir yorgunluk ve tuhaf bir huzur vardı artık.

**Kalk,** dedi çocuk yavaşça.

**Kalkamıyorum…** diye inledi kadın.

**En zoru zaten yaptın. Kim olduğunu unuttun, emeğin değerini hatırladın.**

Elini uzattı. Kadın tutundu ve bir mucize! yere sağlam basabildi. Önce titreyerek, sonra gittikçe güvenle doğruldu. Üç yıldan sonra ilk kez ayakta, kendi ayaklarının üstündeydi.

Kadın, kir içinde yerde yatan para dolu zarfına baktı; artık gözünde bir değeri yoktu.

**Senin ayakların, ancak toprağın değerini bilenin sözünü dinler,** dedi çocuk içeriye yönelirken. **Git. Bundan sonra hayatın para ile satın alınabileceğini sakın düşünme.**

O kadın, yavaşça dağ patikasında yürümeye başladı. Her adımında toprağı hissetti. Ve hayatında ilk kez, gerçekten zengin olduğunu hissetti.

Rate article
Lifequest
“Ben Kağıt Paraları Almam”: Genç Çocuğun Milyonları Reddetmesinin ve Zengin Kadına Çamurda Sürünmeyi Kabul Ettirmenin Arkasındaki Sırlar