— Bana ne bağırıyorsun?! — diye çıkıştı adam. — Ben uçup eşini besliyorum, sen bana sesini yükseltiyorsun! Bu da neyin nesi! Yarım saat boyunca birbirlerine bağırdılar; ta ki kuş sesi kısılana, adam da yorulana kadar…

Bana ne bağırıyorsun?! diye isyan etti adam. Ben uçup eşini besliyorum, sen bana sesini yükseltiyorsun! Bu da nereden çıktı?! Yarım saat boyunca hem kuş hem adam birbirine bağırdı durdu, ta ki kuşun sesi kısılana, adamın da nefesi tükenene kadar

Adam, sabah vardiyasındaki işini bitirmiş, eve dönüyordu. Önünde koca bir hafta sonu vardı, bu bile insanın keyfini yerine getiriyordu. Ama mesele sadece tatil de değildi. Cumartesi akşamı onu uzun zamandır beklediği biriyle buluşma heyecanı sarmıştı: İnternetten tanıştığı bir kadınla buluşacaklardı.

Bir ay boyunca yazışmışlardı: İşlerini anlatmışlardı, hobilerinden bahsetmişlerdi, hayat hakkındaki düşüncelerini paylaşmışlardı. Kısacası, bu tür ortamlarda ne oluyorsa aynen öyle olmuştu. Ve sonunda buluşma günü ayarlanmıştı. Geriye bir tek, güzel bir restoranı arayıp masa ayırtmak ve ne giyeceğine karar vermek kalmıştı.

Düşüncelere dalmış halde eve doğru yürürken neredeyse apartmanın önüne varmıştı. İstanbulun klasik yüksek binalarından birinde, dördüncü katta küçük bir dairede oturuyordu. Giriş kapısına elli metre ya var ya yoktu. Bir adım daha atsa, sanki hayatı tamamen değişecek gibi hissediyordu. Ama…

İşte o meşhur amalar…

Tam apartman kapısında, daha önce hiç ilgisini çekmeyen bir ağaçtan tam önüne bir karga düştü. Kuş çırpınıyor, çılgınca ötüyor, üstteki dallarda başka kargalar bağırışıyordu. Sanki bir felaket olmuş gibi ortalık yıkılıyordu.

Hayda, diye homurdandı adam. Bir bu eksikti!

Karga ayağa kalkmaya çalışıyordu ama hemen tekrar düşüyordu. Adam sağ ayağının iyice kırık olduğunu fark etti.

Şimdi seninle ne yapacağız? diye kendi kendine sordu.

Yok saymak mümkün olmadı. Ceketini çıkarıp dikkatlice kuşun üstüne örttü, kandırmadan aldı, apartmana doğru yürüdü. Arkasında, ağacın üzerinde koca bir karga sürüsü endişeyle, neredeyse çaresizce bağırıyordu.

Eve gelince, kargayı dikkatle çıkardı, kırığı incelemeye çalıştı. Kuş, anında gagasıyla adamın parmağını kaptı.

Hadi ordan! dedi içinden. Zor bela kuşun gagasını bir bezle sardı.

Veterinerleri aradı, ama kimse kargalarla ilgilenmezmiş. Arkadaşlar da bir çözüme ulaşamayıp ellerinden geleni yapamadılar. Sonra adamın aklına bir şey geldi: Sonuçta o iyi bir tamirci, kendi çözüm bulabilirdi.

Öncelikle, kargayı alçak bir kutuya koydu, içine yumuşak havlular serdi, pencere önüne koydu. İsmini de hemen koydu: Aysu.

Bir iki saat boyunca kuşa küçük bir atel yaptı: İki ufak tahta parçası ve bir bıçağın yardımıyla oluk oydu, bantla dikkatlice sardı. Sonra gagasını serbest bıraktı.

Aysu, anında tekrar gagalamaya çalıştı.

Hadi sakin ol, dedi adam. Sana yardım edeceğim. Ama birlikte çalışmazsak olmaz, bir de seni besleyeceğim, suyunu vereceğim.

İnternette bir araştırma yaptı: Doğru yolu bulunca kendini, bir balıkçı dükkanına ve eczaneye gitti. Balıkçıdan kurt, solucan; eczaneden cımbız ve şırınga aldı. Eve dönünce başladı Aysuyu beslemeye.

Ağzını açmak zorunda kalıyordu, sonra nazikçe soluğu içeri koyuyordu. Suyu ise şırıngayla içiriyordu. Karga hırlıyor, bağırıyor, sürekli saldırmaya çalışıyordu. Adam içinden söyleniyor ama vazgeçmiyordu.

En sonunda ikisi de yoruldu. Aysu, karnı doymuş ve yorgunluktan bitap düşmüş halde uykuya daldı. Adam da yatağına kıvrıldı.

Ertesi sabah her şey baştan başladı: Besleme, karşılıklı inatlaşma, Aysunun çıkardığı öfkeli sesler Bir an pencere önünde iri bir erkek karga gördü belli ki Aysunun eşi her şeyi dikkatlice izliyordu.

Kendisi de neden bilmeden pencereyi açtı:

Herhalde Aysunun eşisin, buyur gel. Bak, yardım ediyorum. Amacım ona yardımcı olmak.

Büyük karga başını eğdi, bir gözüyle Aysuyu, bir gözüyle adamı süzerek içeri adım attı.

Aysu hafifçe hırladı. Erkek karga adama döndü, kanatlarını açtı ve yüksek sesle bağırdı.

Ya sen ne bağırıyorsun bana! diye karşılık verdi adam. Ben karını tedavi ediyor, besliyorum. Bir de bana çıkışıyorsun! Olacak iş mi bu şimdi?

Böylece adam ve kuş yarım saat boyunca karşılıklı bağrıştı. Elbet karganın sesi gitti, adamın da kuvveti tükendi.

Sonra, hiçbir şey demeden iki kutuyu karganın önüne sürdü: kurtlar, solucanlar Lafı uzatmadan.

Karga büyük bir ciddiyetle yemleri inceledi, kaliteyi test ediyor gibi bakıp, ardında yemeye başladı.

Oh tabi, afiyet olsun, dedi adam gülerek. Zaten senin için hepsini aldım ya

Karga doyana kadar yedi. Sonrasında Aysuya yaklaştı, ince ince tüylerini düzeltmeye başladı.

Ooo maşallah, dedi adam duygulanarak. Aile sevgisi böyle bir şey işte. Merak etme, ben Aysuyu iyileştireceğim. Yeter ki sen de ona biraz akıl ver, adamı ısırmasın, yemeğini yesin.

O gece karga gitti, sabah tekrar geldi. Pencereye gagasıyla vurdu, içeri alınmasını bekledi, Aysuya göz gezdirdi, sonra rahatça kahvaltısını yaptı.

Günaydın, dedi adam. Galiba artık birbirimizi anlıyoruz

Adam Aysuyu beslerken, kızmaya başladığında, eşi karga hiç araya karışmadan süreci izliyordu.

Bir anda adamın aklına şimşek gibi dank etti:

Aman Allahım, dedi başını ellerinin arasına alıp. Randevum var! Aramadım, rezervasyon yapmadım

Telefonu kaptı, hızlıca aradı.

Çok özür dilerim deyip samimiyetle başından geçenleri, niye restauranta rezervasyon yapamadığını anlattı.

Demek ki senin için bir karga benden daha önemli ha? dedi kadın, kırgın bir sesle.

Hayır, öyle değil Yanlış anladınız. Bu, benim için de önemli. Sadece öyle gelişti

O zaman yolun açık olsun, karganla beraber yaşa! deyip telefonu kapattı.

Hah, bitti işte, derin bir iç çekti adam, kargaya dönerek. Randevu başlamadan bitti.

O an büyük karga bir an masanın üstüne atladı, kanatlarını açtı, göğsünü kabartıp, gururlu bir yürüyüş yaptı. Sanki “Haydi silkin, yıkılma!” diyordu.

Adam istemsizce güldü:

Hayrola, sanki beni anlıyorsun! Hiç dert etme, toparlan, güçlü ol mu diyorsun?

Tam o sırada kapı çaldı. Kapıda beşinci kattaki komşu vardı sempatik, hayat dolu, asansörde her karşılaşmalarında sıcak tebessümle gülümseyen Melisa.

Kusura bakmayın, dedi biraz mahcup. Sizin pencerede birkaç gündür karga sürüsü dolaşıyor. Her şey yolunda mı? Size bir şey oldu sandım

Anlatması zor, dedi adam, Ama buyurun, gelin, kendiniz bakın.

Kadın içeri girdi, gördüğü manzaraya şaştı kaldı.

Vay canına Karga mı bakıyorsunuz?

Aysu, dedi adam.

O zaman erkek karganın adı da Kerem olsun! diye güldü Melisa.

Kadının gülüşü çan gibi berraktı, adam birden uzun zamandır böyle güzel bir şey duymadığını fark etti. Kadına baktı ve içinden, “Boşver o iptal olan randevuyu” dedi.

Kerem yine masada yürüyüp gövde gösterisi yaptı, Melisa bir kez daha kahkaha attı.

O günden sonra işlerin tadı değişti. Kerem bariz bir şekilde Melisadan hoşlanmıştı: Kadın gelir gelmez, Kerem hemen tüylerini kabartır, yanına yaklaşmaya çalışırdı. Melisa ise ya gülüyor ya da hafifçe kızarıyordu.

Aysu da zamanla iyiliği fark edip direnmeyi bıraktı, kendi başına yemeye başladı. İyileşme hızı arttı. Adam, Melisaya yedek anahtar verdi, o yokken o da Aysuya bakıyordu.

Adam Melisadan iyice hoşlanmaya başlamıştı. Onu yemeğe davet etmeye niyetlenirken bir akşam daha başına bir şey geldi.

Bir akşam, ikinci vardiyadan dönüşte, Melisaya küçük bir hediye almak için yolunu değiştirmişti; zarif, küçük, kırmızı kalpli bir gümüş kolye almıştı.

Kafasında onu vereceği sahneyi canlandırırken apartmanın önünde karanlıkta iki kişi belirdi.

Hadi bakalım, cüzdan, telefon ve saati ver! dedi biri, bıçak göstererek.
Ceket de lazım, dedi öteki.

Adam korkacak zaman bile bulamadı.

Bir anda gökyüzünden simsiyah bir bulut gibi karga sürüsü daldı. Acayip bir bağırış, çığlık, kanatlar arasında sesler Onlarca gagayla adamları hırpalamaya başladılar. Hırsızlar perişan oldu!

Adam koşarak eve gitti. Sabah olunca…

Kapıda, endişeden beti benzi atmış Melisa vardı.

Aman Allahım! dedi, heyecanla sarılarak. Sen sağ mısın? Sana bir şey oldu sandım!

Hayır, ben iyiyim, diye cevap verdi adam, kadının saçını okşayarak. Ne oldu ki?

Dün gece, iki kişiye karga sürüsü saldırmış. Az daha öldürüyorlarmış. İkisi de hastanede, durumu ağırmış.

Adam hafifçe gülümsedi, sonra birden

Şey, sana bir hediye almıştım…

Oy, ne gerek vardı dedi Melisa, utanarak.

Adam küçük, kırmızı kalpli gümüş kolyeyi gösterince Melisa güldü ve yanağından öptü.

Çok güzelmiş. Teşekkür ederim dedi, kolyeyi almak için elini uzattı ki…

O meşhur “ama”lar!

Kerem bir an fırladı, kolyeyi kaptı, Aysunun yanına uçup, aldığı mücevheri kutunun içine bıraktı.

Adam ve Melisa kahkaha patlattılar.

Yenisini alırım sana, söz, dedi adam.

Kerem kanatlarını açtı, göğsünü gerdi ve galip edasıyla “Karr!” dedi. Aysu ise kolyeyi alıp kutusuna sakladı.

Adam ve Melisa kapı ağzında birbirlerine sarılırken öpüştüler.

Ve gerisi Ne fark eder ki?

Aile meselesi işteO sırada, camda toplanan karga sürüsü, sanki gösteriyi izliyormuşçasına çılgınca ötmeye başladı. Mahallenin başka pencerelerinden de meraklı başlar uzandı. Bütün bu olanlara, gümüş bir gülüş, siyah kanatlar ve dostluk karışıyordu.

Adam ve Melisa, kahkahalarla birbirlerine bakarken, Kerem kolyeyi Aysu’nun yanından aldı, kanadının ucuyla kolyeyi Melisa’nın ellerine bıraktı, sonra hafifçe başını eğdi. Sanki, “Bizim mutluluğumuz sana da yakışacak,” der gibiydi.

Aysu ise, iyileşmiş kanadını açıp bir kez öttü; Kerem’in yanına yaklaştı. Yavaşça pencereye çıktılar. Koca karga sürüsü onları bekliyordukırık kemik iyileşmiş, dostluk yarası ise çoktan kapanmıştı. Adam pencereyi açtı, iki karga birden kanatlandı, kendilerine özgü, neşeli bir çığlıkla gökyüzüne fırladılar. Diğerleri de onlara katıldı; bir anlığına, bütün mahalleyi siyah bir gölge ve sevinçli bir uğultu sardı.

O gece, adam ve Melisa, pencere kenarına oturup şehir ışıklarına baktılar; arada bir siyah gövdeler uzaktan selam gönderdi. Hayatın karmaşası, ani değişen planlar, kırıklar ve iyileşmeler arasında; bazen beklenmedik misafirlerle, bazen de pencereye konan bir mucizeyle, birileri kalbini bir başkasına açar. Ve aşk bazen tam da o anlarda, gökyüzünden kocaman siyah bir kahkaha gibi iner.

Karga sürüsü uzaklaşırken, adam ve Melisa el ele tutuştu. Hayat belki hâlâ zordu, ama o an, her şey yerli yerindeydi. Ve dışarıda özgürlüğe kanat çırpan kargaların gölgesinde, aralarındaki yakınlığın da sonsuza dek uçabileceğini hissettiler.

Kapı aralandı, içeri bir esinti doldu. Melisa güldü, adam gülümsedi. Evde ise yalnızca bir kutu, içindeki ışıltılı kolye, mutlu bir hatıra gibi parlıyordu.

Ondan sonrası? Bunu en iyi kargalar bilir. Belki de hayat böyle güzel, böyle tuhaf, böyle ansızın başlar; ve bazen, en iyi yeni başlangıçlar bir pencere açıldığında olur.

Rate article
Lifequest
— Bana ne bağırıyorsun?! — diye çıkıştı adam. — Ben uçup eşini besliyorum, sen bana sesini yükseltiyorsun! Bu da neyin nesi! Yarım saat boyunca birbirlerine bağırdılar; ta ki kuş sesi kısılana, adam da yorulana kadar…