Üvey Kızım
Marina ile tanışıp birbirimize âşık olduğumuzda, Elif henüz altı yaşındaydı. Babasız büyüdüğü için içinde koca bir sevgi açlığı vardı, bu yüzden aramızda kaynaşma problemi hiç yaşamadık. Her şey gayet uyumlu ve mutluydu; ta ki o meşhur ergenlik çağı gelip çatana kadar
Sen benim babam değilsin! diye bağırdı bir gün Elif.
Nasıl yani, baban değil miyim artık? İyi güzel de, yıllardır kimdi peki sabahları kapını sessizce açıp dertlerini dinleyen ve öğretmenler toplantısında garip sorularına göğüs geren? Kimdi seni üzgün gördüğünde son sakladığı çikolatayı çıkarıp güldürmek için türlü şakalar yapan? O yaramaz Damlanın odasındaki bebeği çaldığını bana itiraf ettiğindeydi Bunu da saklayan, o bebeği gece gizlice bahçeye bırakıp bak, buradaymış diyen? Dahası, daha yıllar önce aramızda sözleşmedik mi; birbirimize verdiğimiz sözlerin arkasında duracağız diye? Beni küçüklüğünden beri baba diye çağırıyorsan, şimdi ne değişti de babaluk dışı kaldım bir anda?
O an, üvey kızım dediğim ama kalbimde hep kendi öz kızım gibi sevdiğim Elifin bu sözleri içimi parçaladı, ama acımı ona gösteremezdim. Sonuçta erkeğim ve alınmak, dargınlık, yaşanan sorunu çözmek yerine daha da derinleştirir biliyorum.
Peki, argüman kabul edildi, dedim, temsili olarak elimi şakağıma götürüp selam çakar gibi. O zaman yeni ilişkimizin sınırlarını, haklarımızı ve görevlerimizi konuşacağız: baba olmayan ve kız olmayan haldeyiz yani
Yüreğim paramparça olsa da bunun en doğrusu olduğunu hissettim. Elifin biraz özgürlüğe ihtiyacı vardı bu yaşta; ama o özgürlüğü de kendi belirlediği sınırlar içinde yaşaması gerekiyordu. Elif bu sefer de istemiyorum deyip suratımı yüzüme kapadı. Ömründe ilk kez böyle kapı çarptı bana! Çocukken isteğini, istemediğini her zaman tane tane anlatırdı; birlikte tartışır, uygun mu, değil mi diye konuşurduk. Mesela damdan atlamanın mantıklı olmadığını, hemen internetten bulunmuş ilginç örneklerle açıklardım ona.
Bazen de Elif birinci sınıfta, sınıf arkadaşı Emreyi kocası ilan edip ona taşınmak istedim deyince, Yasalar izin verirse ben de senin eşyalarını taşırım, yeter ki kararın kesin bir karar olsun! deyip gülmüş, neşeli bir şekilde konuyu kapatmıştık. Tabii bir ay sonra Emre fikrini değiştirmiş, Elif de evlenmekten vazgeçmişti
Yani biz, her şeyi açık açık, samimiyetle konuşan bir aileydik. Şimdi ise istemiyorum ve sen baba değilsin çıkıverdi ağzından. Eskiden sevmediği çorbayı bile neden sevmediğini tane tane anlatırdı.
Tadını sevmiyorum, derdi.
Neden? sorardım.
Şekeri az, üzerinde de kaymak var.
İşte bu! Mantıklı ve açık bir cevap. Ya diğer çorba yapılırdı, ya da çocuk özlemle baktığı pastasını tek lokmada bitirirdi. Her zaman çözüm odağındaydık.
Kapının önünde bir süre öylece durdum, ahşabın çizgilerine gözümü dikip çözüm aradım ama bulamadım. Olur böyle şeyler, dedim içimden.
Marina bu değişimi sakin karşıladı. Kendisinin de zamanında aynı isyankâr dönemden geçtiğini, babasını çıldırtacak hareketler yaptığını, sabrın bir yerde geri döndüğünü anlattı. Hormonların dansı bitince, Elif de toparlanırmış Ama evin içinde Elifin yokluğuna fena alıştım; kimseyle akşam maçı izleyemiyor, Marinanın kafadar arkadaşı Zeynepin saç maceralarıyla dalga geçemiyordum.
Bir süre sonra Elif, bazen kabuğundan çıkmaya başladı, yalnız bu anlarda öfke ve agresiflik ikiye katlanıyordu. Kendi aydınlanma günlerini sadece Elif bilirdi, nedenini açıklamazdı. Eski günlerdeki gibi davrandığında ise neşeden çocuk gibi havalara uçuyordum.
Kızlar, hafta sonu doğaya çıkalım mı? dedim. Hava da güzel olacak, bir balık tutarız
İyi fikir, Elif, gidelim mi? diye Marina heyecanlandı.
Ben hiç gelmem, balıkçılığınızı başınıza çalın! dedi Elif, ardından öfkeli bir kapı çarpması ve bakışlarımız havada kaldı. Dakikalar önce keyfi yerindeyken, bir anda bambaşka bir Elif oluyordu.
Galiba balık sevdasından da vazgeçti, dedim çaresizce.
Derken bir gün Elif okuldan eve gelmedi, telefonlara da bakmadı. Tüm arkadaşlarını, öğretmenlerini aradık, daha fazla duramadım, arabaya atlayıp aramaya koyuldum. İlk durağım, eski arkadaşı Denizin evi oldu. Ona uzun zamandır rastlamamıştım.
Bilmiyorum nerede, dedi Deniz isteksizce.
Hiç mi fikrin yok?
Zaten Elif bana sıkıcı deyip konuşmamaya başladı, dedi.
Biliyor musun, o da bana baba değilsin dedi ama ben hala onun iyiliğini düşünüyorum. Eski dostluk hatrına sen de bir şey biliyorsan söyle, dedim.
Merdivenleri inerken,
Bekle biraz! Belki Nikitadadır, dedi Deniz bir anda.
Hangi Nikita?
Okuldan. Pek iyi bir çocuk sayılmaz, gitmeseniz daha iyi olur, dedi ama ısrar edince razı oldu:
Bazen insanlar, kendilerinin ihtiyacı olmadığını düşünseler de yardıma muhtaçtır, dedim ona.
Sonunda, şehir dışındaki garajlara vardık. Kapı önünde birkaç genç, bir de kız vardı; ama Elif yoktu. Cama yaklaşınca içeriden müzik sesi geliyordu.
Elif burada mı? dedim bağırarak.
Sen de mi arama ekibinden, amca? diye şaka yaptı biri.
Birden, Elif ortaya çıktı.
Niye geldin buraya? diye bağırdı.
Seni almaya geldim.
Yolu biliyorum, kendim giderim eve.
Yarın polis karakolunda aramamı istemezsin herhalde. Hadi taksi bekliyor, prenses, dedim.
Elif homurdandı ama arabaya bindi. Denize de;
İhanet ettin! dedi.
O günden sonra Elif evden çok daha fazla uzaklaşmaya, yeni arkadaş çevresiyle eve daha da geç gelmeye başladı. Ben de inatçı bir eşek gibi her seferinde, garajlara gidip onu toplamaktan geri durmadım. Her defasında kişisel şoför esprilerine maruz kaldım. Bir akşam, Elif arabama binmek istemedi.
Ne istiyorsun benden? Bırak peşimi! Ben büyüdüm, kafa dinlemek istiyorum, istediğim kadar gezerim.
Bu sorunu Meclise ilet, kızım, dedim. Çünkü Anayasaya göre reşit olmayan vatandaşların sorumlulukları vardır.
Seninle işim olmaz! dedi Elif yüzünü çevirip.
Ben de seni bırakamam, nereye gidersen git.
Keşke annemi tanımasaydın, keşke hiç olmasaydın! dedi Elif, gene de arabaya bindi.
Bu söz karnıma bir yumruk gibi oturdu. Eve kadar gözlerim doldu. Belki de bırakmalıydım dedim kendi kendime, sonuçta ben onun öz babası değil, annesinin eşiydim sadece Ama sonra, ya bir gün bir yerde takılır düşerse, o eli tutacak kimse olmazsa, diyerek vazgeçtim. Kızsın, bağır, çağır, hakaret et. Ben vazgeçmem.
Kısa süre sonra Elifin takıldığı grup da başka bir yere taşındı. Garaj kapanmış, müzik susmuştu ve hiçbir yerde Elifin izine rastlayamıyordum. Denizin verdiği birkaç adres de boş çıktı.
Elif eve kendi istediği saatlerde, bazen gece yarısı dönüyordu. Marina ile ikimiz de sabah kapı sesi gelene kadar gözümüzü uyku tutmuyordu. Sanki hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyorduk ama içimiz içimizi yiyordu.
Bir gece, sabaha karşı telefonum çalmaya başladı. Telaşla açtım.
Serkan Bey, dedi Denizin sesi, Elif aradı, bir apartman dairesinde mahsur kalmış, Nevizade taraflarında.
Apartmanın numarasını biliyor musun?
Binayı tarif etti, bulabilirim.
Hemen gel.
Hemen giyinip Marinaya döndüm. Dudakları titriyordu, telaşını gizleyemiyordu.
Merak etme, halledeceğim! Sen eve göz kulak ol, bize de gözleme yap, sabaha aç döneceğim kesin! dedim ve alnına bir öpücük kondurdum.
Denizi alıp gece yarısı İstanbul sokaklarına daldık. Ara sokaklarda trafik azdı ama merkezde taksiler ve turistler hala yoğundu. Bir iki sarhoşun ortada yattığı caddelerde hızla ilerledik. Allaha şükür araba zarar görmeden, adrese ulaştık.
Deniz, burada kal, arabayı bekle, dedim.
Ben de gelirim, dedi.
Gözleriyle biraz endişeliydi ama kararlıydı. Apartmanın kapısında yaşlı bir kadın belirdi.
Bizim apartmanda üç daire var, şüpheli! diye sordu kim olduğumu anladıktan sonra.
Birinci dairede hayat şartlarından yıpranmış bir kadın ve yaşlı bir Kangal vardı. İkinci dairede kimse yoktu. Üçüncü kata çıkarken yüreğim daha hızlı çarpmaya başladı. Kapı aniden açıldı bir kız çıktı, Elife çok benziyordu, ama plastik gibi bakan cam gözleri ve kayık ağzıyla tanımadığım biriydi o. Korkudan geri sıçradım, hızla içeri daldım.
Elif! diye bağırdım. Evdeki insanların arasından ismini haykırarak banyoya yaklaştım.
Baba! Baba! dedi Elifin sesi.
Banyoya yöneldim, kapıyı zorladım, kilit yumuşakça açıldı. Elif gözyaşları içinde bana sarıldı.
Evden çıkarken, polis geliyordu. Yaşlı kadın, polise haber vermişti. Bir polis,
Kızınızı zorla mı tuttular burada? diye sordu.
Üvey babasıyım, dedim.
O benim babam! dedi Elif yüksek sesle.
Sonra eve döndük. Marina gözlemeleriyle masadaydı. Üzerinde belki birkaç damla gözyaşı tuzu vardı ama öyle lezzetliydi ki! Elif artık bana sert çıkışmıyordu. Uzun uzun konuştum.
Seni annenden de senden de vazgeçemem. Kaçırmaya, kovmaya çalışsan da, ikinizsiz hayatımın anlamı kalmaz. Hayat zordur, insan bazen düşerken öğrenir, ama her zaman yanında elini tutacak birinin bulunması iyidir, dedim.
Onlar bana bakıp gülümsediler, başlarını ellerine yasladılar. O anda anladım ki, aile olmak sadece kan bağıyla değil, kalpten bağlılıkla mümkünmüş. Yeter ki insan vazgeçmesin.




