Oğlumun düğününe sadece birkaç saat kala, hayatım boyunca alışık olduğum düzen bir anda yerle bir oldu.
O an, eşimi oğlumun müstakbel geliniyle öpüşürken gördüm. Düğünü o anda mahvetmeyi ve büyük bir kavga çıkarmayı aklımdan geçirdim, ama Oğuz beni durdurup bambaşka bir plan önerdi. Sonrasında herkesin nefesini tuttuğu o sessizlikte tüm gerçekler ortaya saçıldı.
Hayatımı değiştiren sabah
Ev, peonilerin kokusu, ütüden yeni çıkmış çarşafların misliği ve vanilyalı mumların huzur veren aromasıyla doluydu. Koyu lacivert ipek elbisemin fermuarını aynada düzeltirken içimde tarifsiz bir huzursuzluk duyuyordum; kendime bunu her annenin düğün sabahı hissettiği heyecan olarak anlatmaya çalışıyordum.
Oğuz aylarca bahçemizin arka tarafında olacak şık bir düğün hazırlığıyla uğraşmıştı. Akçaağaçların gölgesinde yaylı çalgılar çalacak, yürüyüş yolunun kenarına bembeyaz orkide buketleri dizilecekti. Onu bu kadar özenli ve titiz hazırlık yaparken izlemek, bana derinden bir gurur veriyordu.
Eşim Timur ise o sabah tuhaf derecede gergin görünüyordu. Odadan odaya bir ileri bir geri dolanıyor, sürekli saate göz atıyordu. Üzerine şaka bile yapıp artık oğlunun büyüdüğünü kabul etmekte zorlandığını söylemiştim.
Ona, kutu kutu eski aile fotoğraflarımızı çalışma odasından getirmesini rica ettim; akşam, davetlilere gösterecektik. Kabul edip koridora yöneldi.
Ama aradan yarım saatten fazla geçmesine rağmen geri gelmedi.
Çalışma odasının kapısı aralıktı. Kendi inip bakmaya karar verdim. Kapıyı hafifçe ittim ve hayatımın bir daha hiç eskisi gibi olmayacağını bir anda anladım.
Timur, oğlumuzun birkaç saat sonra nikâh masasına oturacağı Melisa’yla neredeyse kucak kucağa durmuş, elleri belinde, Melisa ise parmaklarını onun beyazlaşmış saçlarında gezdirirken birbirlerine tutkuyla sarılmışlardı. Öyle bir öpüşüyorlardı ki, sanki zamanları çok azdı.
Olduğum yerde donup kaldım. Öfkem kabardı; içeri daldığım anda kavga başlayacaktı.
Ama koridorun karşısındaki aynada bir başka kişiyi daha fark ettim.
Gerçeği önceden bilen biri
Oğuz… Koyu rengi takım elbisesiyle olan bitene kararlı, soğukkanlı bir şekilde bakıyordu.
Anne, sakın girme, dedi yavaşça.
Şaşkınlıkla ona döndüm. Sessizce elimi tuttu ve beni mutfağa çekip götürdü.
Bu düğünü durdurmalıyız, dedim.
Başını salladı.
Hayır. Düğün yapılacak…
Ne dediğini anlayamamıştım. Sonra Oğuz telefonu çıkardı, bana mesajlar, fotoğraflar, yazışmalar ve ekran görüntüleri gösterdi. Zaten aralarındaki bu yasak ilişki hakkında uzun zamandır şüpheleniyormuş.
Gizli otel buluşmaları, hayali isimlerle yapılan rezervasyonlar, saklı akşam yemekleri deliller ortadaydı.
Fakat iş burada bitmiyordu.
Meğer Timur neredeyse bir senedir kendi emeklilik hesaplarımdan, elektronik imzamı kullanarak gizlice para çekmiş. Melisa, çalıştığı şirketten usulsüz paralar yürütüyormuş. Nikâhtan hemen sonra kaçmak için yüklü bir meblağ biriktirmişler.
Bir sır daha
Tam o anda, ablam Selma eski bir savcı eve girdi. Elinde belgeler vardı; banka dökümleri, gizli para transferlerine ve Timurun paraları başka bir şirkete aktardığını gösteren kayıtlar.
Ama en ağır darbe başka oldu.
On beş yıl önce, Timur çalışma arkadaşıyla bir ilişki yaşamış ve bir kızları olmuş. Onun adı Ceydaydı. Elimde Ceyda’nın fotoğrafını tutarken, yıllarca aslında kiminle evli olduğumu neredeyse hiç tanımamış olduğumu anladım.
Karar
Eğer nikâhı şimdi iptal edersek, hepsini inkâr ederler, dedi Oğuz.
Bu yüzden tören devam etmeli.
Nikâh memuru Evlenmelerine engel bir durum bilen var mı? diye sorduğu anda, herkesin önünde her şeyi göstereceğiz.
Derin bir nefes aldım ve oğluma güvendim.
O an
Akşama doğru, bahçemiz altın sarısı ışıkla dolmuştu. Herkes keyifli sohbette, gülümseyerek törenden bir an önce başlamasını bekliyordu. Timur, yalandan gülümsemeyle davetlilerin önünde dikiliyordu.
Melisa ise dantelli beyaz gelinliğiyle ağır adımlarla yürüyüş yolunda ilerledi.
Nikâh memurunun klasik sorusu yükseldi:
Bu evliliğe karşı çıkan var mı?
Oturduğum yerden kalktım.
Elimde projektörün kumandası vardı.
Bir şey göstermem gerek, dedim.
Perdeye aile hatıralarımız yerine Timur ve Melisanın bir otel önünde sarmaş dolaş çekilmiş resimleri yansıdı. Ardından para transferlerinin belgesi ve son olarak Ceyda’nın fotoğrafı.
Bahçede uğultulu bir sessizlik dolandı.
Derhal kapat şu ekranı! diye kısık sesle Timur söylendi.
Herkes görsün, dedi Oğuz sakinlikle.
Birkaç dakika sonra bahçeye polis arabaları geldi. Görevliler gelip Timur ile Melisayı tam nikâh masasında aldılar.
Hepsi bittikten sonra
Düğün tabii ki olmadı. Ama haftalar geçtikten sonra, Ceyda bize kendisi ulaştı. Denize nazır küçük bir kafede buluştuk. Meğer, acımızın nedeni değilmiş; onu da yıllarca yanıltmışlar. Oğuz onu hemen kardeşi gibi kucakladı.
Ben evi satıp deniz gören küçük bir daireye taşındım. Uzun yıllar sonra ilk defa sabahları tuval başına geçip tekrar resim yapmaya başladım.
O gün kocamı ve gelin adayımı kaybettim, ama tüm gerçeklere, huzura ve aileme yeni bir değer kazandırdım.
Hayat bazen düzenimizi darmadağın eder ki, içimizdeki sahici şeyler için yer açılabilsin. Oğlumun düğün günü, hayatımın yepyeni bir bölümünün başlangıcı oldu.




