Onun ucuz mantosuna güldüler, ta ki gerçeği öğrenene kadar

Onlar, onun eski kabanına gülerken gerçeği bilmiyorlardı

Her şeyin marka ve fiyat etiketleriyle ölçüldüğü, insanın unutulduğu tuhaf bir dünyada geceyle gündüz birbirine karışmış gibiydi. İstanbulun en lüks otelinin çini kırmızısı salonunda kapalı bir yardım balosu sürüyordu; ışıklar sanki avizeler değil de dev kelebeklerdi.

Işıkların altında altın rengine bürünmüş bir elbise içinde Zeynep vardı; yanında ise yakut kırmızısı şarabını koklayan Murat. İkisi, salondaki davetlilerle ilgili uğultulu bir şakayla gülüşüyorlardı. Kahkahaları, kapıda beliren genç kızı görünce kesildi: Adı ise yalnızca bu rüyalarda duyulabilecek bir isimdi: Elif. O, eski ve bolca giyilmiş krem rengi bir kabanla ve topuksuz sade ayakkabılarla içeri girmişti.

Zeynepin yüzünde, bir kabus karakterinin eksik olmayan kibirli gülümsemesi belirdi. Yolunu kesti, gözleriyle Elifin ayakkabılarını taradı, kaşını çatıp iğneleyici bir biçimde başını eğdi. Murat ise dudaklarını Zeynepin kulağına yakınlaştırarak alaycı biçimde sesini yükseltti:
“Bugün temizlikçiler, hizmet girişinin nerede olduğunu unutmuş galiba.”

Zeynep, bir adım öne çıkıp cümlesini bir darbuka temposu gibi vurgulayarak söyledi:
“Canım, bedava çorba üç sokak ötede. Benim davetimin havasını bozuyorsun.”

Elifin bakışları öyle sakindi ki bu, salonun tüm pırıltısına meydan okur gibiydi. Ses çıkarmadan, gözünü Zeynepin gözünden ayırmadan dikildi. O sessizliğin ağırlığı, her türlü lüksün üzerinde dolanıyordu.

Bir anda, gecenin dikkatini üzerine çeken yaşlı ve ciddi bir adam salonun öbür ucundan ağır adımlarla onlara yöneldi: Sayın Kazım Bey, yardım vakfının yöneticisi ve sahneye çıkarken lüks smokiniyle adeta gerçek dışı bir varlık gibi görünüyordu. Zeynep ve Murat ellerini şimdiden selamete hazırlarken Kazım Bey durdu, başını Elife bir piramit bilgeliğiyle eğerek şöyle dedi:
“Hanımefendi Elif! Özür dilerim, özel uçağınız umduğumuzdan erken iniş yaptı. Holding satın alma sözleşmeniz imzaya hazır.”

Zaman, Zeynepin yüzünde sonsuz bir saniye için durdu. Şaşkınlığını yitirmiş çenesi sarktı; elleri gevşedi ve o değerli şarap kadehi, rüya mantığıyla yere düşüp mermerde kırıldı.

Rüyanın finalinde

Elif, asistanının uzattığı kalemi aldı; eski kabanı üzerine yapışık gibiydi. Gölgesi uzun, imzası iri, anlamı belirsizdi. Satırın altına kendine özgü bir hareketle imzasını attı. Sonra soğuk, neredeyse rüyada yankılanan bir sesle Zeynepe döndü:

“Bu arada Zeynep, bu artık senin davetin değil. Bu binayı ve eşinin şirketini az önce satın aldım. O meşhur estetiğin bundan sonra burada yok. Güvenlik, bu misafirlerimizi dışarı alabilir misiniz?”

Murat ile Zeynep, garip bir dalgınlıkla, güvenlik görevlileri eşliğinde salonu terk ettiler. Salonda hayal gibi yankılanan ışıklar birbirine karıştı.

**Ders:** Hiçbir zaman bir insanı kıyafetiyle yargılama. Çünkü eski bir kabanın altında, yarının kaderini değiştirecek güç saklanıyor olabilir.

Rate article
Lifequest
Onun ucuz mantosuna güldüler, ta ki gerçeği öğrenene kadar