ANNE, SANA Bİ YENİ BÜYÜKANNE BULDUM, SOKAKTA AĞLIYORDU! dedi oğlum. O anda o kadının hayatımızı nasıl değiştireceğini henüz bilmiyordum
Altı yaşındaki Efenin, tek çift sonbahar botunun tabanı açılmıştı. Okuldan eve dönerken topuğunu sürüyerek yürüyor, botu tamamen yırtılmasın diye çabalıyordu. Annesi bu botları daha geçen ay zor zahmet almıştı, bu yüzden Efe çok üzülüyordu. Biliyordu ki annesi iki işte çalışıyor, öyle yoruluyordu ki akşamları koltukta elbiseleriyle uyuyakalıyordu. Annesi Efeyi asla azarlamazdı; o çok iyi kalpliydi, fakat Efe kendini suçlu hissediyordu, çünkü botlarına iyi bakamamıştı!
Efe, otobüs durağındaki bankta oturup ayakkabısının tabanına bastırırken birden kısık bir ağlama sesi duydu. Bankın en uç köşesinde, üzerinde düzgün bir pardösüyle yaşlıca bir kadın oturuyordu. Yanında büyükçe ekose bir çanta duruyordu. Yüzü yaşlardan kıpkırmızı olmuş, ince ince titriyordu, halbuki havalar öyle soğuk değildi.
Efe bir an botunu unuttu. Kadının yanına biraz daha yaklaşıp usulca koluna dokundu:
Sizin de mi ayakkabınız yırtıldı? diye sordu merhametle.
Kadın kafa salladı, gözlerini dağınık Efe’ye dikti ve acı bir gülümseme ile:
Hayır, yavrum. Benim hayatım yırtıldı. Her yerinden söküldü gitti
Adı Nevin Hanımdı, altmış sekiz yaşındaydı. Ömrü boyunca hemşirelik yapmış, tek oğlunu, Barışı büyütmüştü. Oğlu evlenince Nevin Hanım gelinini öz kızı gibi sevmişti. Geçen ay Barış ona şöyle demişti: Anneciğim, senin iki odalı evi satalım, üstüne biraz da bizim birikimi ekleyelim, şehir dışında kocaman bir eve taşınalım! Hep birlikte yaşarız, sen temiz havada bahçeyle uğraşırsın. Nevin Hanımın hayalinde böyle kalabalık ve mutlu bir aile hayatı vardı, çok sevinmişti.
Evi hemen sattılar. Ancak bütün parayı Barış aldı eline. O sabah, Nevin Hanımı arabaya eşyalarıyla bindirip, şehrin ücra bir otobüs durağına getirdiler. Gelini soğuk bir sesle, Burada biraz oturun annecim, biz evrakları alıp döneceğiz, dedi. Ve çekip gittiler. Nevin Hanım, o durakta tam altı saat bekledi. Oğlunun telefonu kapalıydı. O an, kimsenin onu almaya gelmeyeceğini anladı. Öz oğlu, onu sokakta bırakıp tüm hayatını elinden alıp gitmişti.
Nasıl yani, gelmeyecekler mi? diye gözleri kocaman açıldı Efenin. İnsan annesini sokakta nasıl bırakır ki? Siz eski bir koltuk değilsiniz! Gelin, bizim eve gidelim! Ev bir oda ama ben, annem rahatça sığarız. Annem iyi bir insandır, sadece bazen üzgün olur. Bizim babam arada gelir… Bizimle yaşamaz ama içip içip gelir, annemin parasını alır, bağırır çağırır. Annem sonra ağlar. Gelin birlikte annemle konuşalım!
Nevin Hanım önce tereddüt etti, ama gerçekten başka gidecek yeri yoktu. Onun yaşında sokakta kalmak ölümdü. Bir umutla, çantasını alıp topallayarak Efenin ardına takıldı.
Efenin annesi ise, ince yapılı, göz altları morluk dolu Bahar Hanımdı. Yaşlı kadının hikayesini duyunca adeta dili tutuldu.
Allahım, insan kendi annesine bunu nasıl yapar! diye ellerini çırptı, hemen su ısıtmaya koştu. Buyurun, Nevin Hanım, siz bizde kalın.
Nevin Hanım artık o evin bir parçası oldu. Onun gelişiyle, küçük kiralık ev bambaşka bir yer oldu. Bahar işten gelince, ev mis gibi poğaça kokardı, tencerede sıcacık çorba hazır olur, yerler pırıl pırıl parılır, Efe ise masada ödevlerini yapardı. Efenin yırtık botlarını Nevin Hanım tamire götürüp kendi emekli maaşıyla yaptırdı, çünkü ihanet sabahı az daha maaşını oğluna kaptırmadan karta aktarmıştı.
Bahar, yıllar sonra ilk defa gülmeye başlamıştı. Biraz kilo aldı, artık her tıkırtıdan ürkmüyor, kendine yeni bir elbise bile aldı. Gerçekten bir aile oldular.
Ama bir akşam kapıya şiddetle vuruldu. Gelen Baharın eski eşi, Selimdi. Bahar hemen sararıp Efeyi yanına çekti.
Selim, kapıyı tekmeyle açıp sarhoş bir şekilde içeri daldı:
Hadi kadın, paralar nerede! Avans aldığını biliyorum!
Bahar daha laf edemeden, mutfaktan Nevin Hanım çıktı. Elinde ağır dökme demir tavası vardı.
Defol git buradan, asalak! dedi sesi buz gibi, itiraz kaldırmaz şekilde. Bir daha gelirsen, bu tavayla senden aklı başına getiririm! Sonra polise de veririm. Ben yaşlıyım, kaybedecek hiçbir şeyim yok! Bizim apartmanda bekçiyle tanıştım, ona da anlattım!
Selim afalladı. Hep Baharın korkusuna alışmıştı; böyle kararlı ve gözünde hiçbir kaybedecek şey kalmamış bir kadınla karşı karşıya kalmak ona dokundu. Geri geri gitti, eşikten sendelip merdivenlere yuvarlandı.
Nevin Hanım sakince kapıyı kapatıp kilitledi ve Bahara gülümseyerek:
Haydi şimdi, çayımızı demleyelim, elmalı kek de var, dedi.
Efe ise yeni büyükannesine hayranlıkla bakıyordu.
Anne, dedi fısıldayarak, Baharın kolunu çekiştirip sokakta bulmam iyi oldu değil mi? Artık kimse bize zarar veremez!
Bahar, oğluna sarılıp ağladı; ama bu sefer, gerçek mutluluktan…
Hayatta bazen yolumuz, beklemediğimiz insanlarla kesişir. Bazen bir iyiliğin, bir sıcak evin ve merhametin nasıl hayat kurtarabileceğini unuturuz. Efenin bulduğu ve Baharın evine aldığı Nevin Hanım, bir ailenin eksik kalan sevgi halkasını tamamladı. Unutmayalım ki, paylaşmak ve başkasına kapı açmak, bir gün bizim de en büyük şansımız olabilir.




