Andrei, mutfak taburesine oturmuş, batan güneşin huzmesinde dans eden toz zerreciklerini izliyordu. Barış Caddesi 48 numaralı dairede her şey tertemizdi. Hem de fazlasıyla tertemiz.

Emre mutfak taburesine oturmuştu, akşam güneşinin ışığında dans eden toz zerreciklerini izliyordu. Atatürk Caddesindeki 48 numaralı dairesi neredeyse hastane kadar temizdi. Hem de fazlasıyla tertemiz.

Üç ay önce bu evden Elif taşınmıştı. Yanında valizleri, kocaman saksıda bir kaktüsü ve en önemlisi on yaşındaki Okan ile altı yaşındaki Deryayı götürmüştü. Önceleri Emreye bu, gerçek bir özgürlük gibi gelmişti. Çizgi film sesi duymuyordu, LEGOlara takılıp düşmüyordu ve tencerenin içinden kaşıklayarak mantı yiyebiliyordu.

Ama bir hafta geçmeden o özgürlük yerini büyük bir boşluğa bıraktı. Emre, yıllardır evlilikte, ev işleri konusunda nasıl tembelleşmiş olduğunu fark etti. Evle ilgili bir sürü şeyi unuttuğunu şaşkınlıkla gördü.

Fakat en zoru Cuma akşamlarını beklemekti.

Baba, geldik! Derya kapıdan içeri daldı, beraberinde dışarının kokusunu ve taze şampuanın ferahlığını getirdi.

Emre onu beceriksizce kucakladı. Okan sessizce girdi, kulaklıklarıyla bir an babasına hızlıca bakıp geçti.

Hoş geldiniz çete. Gelin bakalım, ben size özel hazırlandım.

Emre kararını vermişti: Mükemmel bir ev sahibi olursa, çocukları hep yanında kalmak isterlerdi. Marketin en pahalı yapışmaz tavaydı ve internetten krep tarifi yazdırıp dolaba astı.

Kahvaltıda ne var? Okan, Cumartesi sabahı mutfağa süzülürken sordu.

Krep! Emre, hamurun içindeki topaklarla savaşa savaşa neşeyle karşılık verdi. Üzerine böğürtlen reçeli, siz seviyorsunuz ya.

Anne gibi mi? Derya Sandalyeye tırmanırken umutla sordu.

Emre bir an durdu.

Anneninkinden bile güzel olacak, göreceksiniz.

Yarım saat sonra mutfak savaş alanına dönmüştü. Un, Emrenin kaşlarında, yerde ve hatta tavanda bile vardı. İlk krep beklenildiği gibi topak topak, paramparça bir hamurdan ibaretti. İkinci yandı, üçüncüsü yamuktu.

Emre sinirlenmeye başladı. Tavadan, ocaktan ve en çok da kendi beceriksizliğinden nefret etti. İçinden Niye bu kadar zor ki! diye bağırmak geçti ama karşısındaki iki yüzün ne beklediğini fark etti.

Az kaldı, diye boğuk bir sesle söyledi, alnındaki teri sildi.

Sonunda masada bir deste altın rengi krep duruyordu. Yuvarlak değillerdi, kenarları kimi yerde yanmıştı ama kokusu eve yayıldı. Emre reçel koydu, çocukların yüzündeki ifadeye kilitlendi.

Derya bir lokma aldı, gözlerini kapattı.

Çok güzel olmuş baba!

Okan kulaklığını çıkarmadan başını salladı ama bir çırpıda üç krep yedi. Emre derin bir iç çekti. Göğsünde bir sıcaklık yayıldı. Aralarındaki mesafenin biraz kapandığını sandı, kreplerin arasına farklı bir bağ serpildi sanki.

Pazar akşamları ise her zaman daha zordu. O anlar; kavuşmanın sevincini, ayrılığın sessiz hüznüyle değiştirirdi.

Salonun ortasında oturuyorlardı. Emre, Okanın yarım yıldır hayalini kurduğu, en yeni oyun konsolunu almıştı.

Okan, bölüm nasıl? Bossu geçebildin mi? Emre, oğlunun yanına geçti.

Hıhı, kısa bir cevap geldi, Okan ekrandan gözünü ayırmadı bile. Sağ ol baba, çok iyi olmuş.

Derya, ister misin sana masal okuyayım? Emre rengarenk kitaba uzandı.

Baba, annem ne zaman gelecek? Derya kitaba bakmıyordu, kapı önünde duran spor ayakkabıları inceliyordu.

Bir saate gelir canım. Burada sıkılıyor musun? Bak, konsolumuz var, krep yaptık, dondurma da var. İsterseniz yarın hayvanat bahçesine de gideriz, bir gün daha kalırsanız

Okan aniden kolu bıraktı. Oda sessizliğe gömüldü.

Baba, burada her şey lezzetli. Konsol da güzel. Sen de çok çabalıyorsun, görüyoruz.

Emre gülümsedi fakat içini bir huzursuzluk sardı.

Demek siz de burada mutluyuz diyorsunuz?

Küçük Derya, gelip Emrenin yanaklarına yaslandı.

Sende yemekler çok güzel, baba. Ama annede ev ve sıcaklık var.

Bu cümle, boşanma dilekçesinden daha çok canını acıttı. Emre evine göz gezdirdi. Pahalı mobilyalar, parlayan beyaz eşyalar, taze boya kokusu… Hepsi kusursuzdu. Ama hepsi de cansızdı.

Yani ev, derken ne demek istedin Derya? sesi titredi. Burası sizin eviniz değil mi? Kendi odanız, oyuncaklarınız

Okan gözlerini kaldırdı. Artık onun bakışında çocuk saflığı yoktu, acı bir olgunluk vardı.

Baba, ev demek; kimin çorabı nerede bilmek demek. Benim eski resimlerim buzdolabında asılı olurdu; hiç dikkatini çekmemişti. Robotikte kazandığım ödülü hatırlıyor musun, üç yıl önceki?

Emre tam tabii ki diyecek oldu ama sustu. Hatırlamıyordu. Üç yıl önce sürekli iş seyahatindeydi. Ya da toplantıda. Ya da her zamanki gibi yorgundu.

Annem hangi deterjana alerjim olduğunu unutmaz, Okan devam etti. Sen ise dün hangi sınıf olduğunu sordun. Baba, sanki bize misafir gibi geldin. Bir günde krep tarifi öğrenmişsin ama bizi on yılda öğrenmedin.

Emre elleriyle yüzünü kapattı. Bu gerçekti. Yıllardır temel atıyorum diye düşünmüş, para kazandırmış, tatil almıştı ama kendisi bu evde hiçbir zaman yoktu. O sadece bir fonksiyondaydı. Bankamatik, geceleri koridordan geçip giden bir gölgeden ibaretti.

Kaybettiği Elif değildi. Kaybettiği, boşanmadan önceki kendisiydi. Sanmıştı ki aile kendiliğinden var olur. Meğer aile, her gün gösterilen emek ve varlıkmış.

Kapı çaldı. Elif çocukları almak için gelmişti.

Emre yerinden kalktı, yaşlı bir adam gibi hissetti kendini. Deryaya montunu giydirdi, Okanın çantasını uzattı.

Teşekkürler baba, krepler harikaydı, Derya burnuna öpücük kondurdu.

Hoşça kal baba, Okan kısa bir an babasının omzunda elini tuttu. Konsol gerçekten harika olmuş.

Elif kapıda duruyordu, Emrenin üzerindeki unlu tişörte ve gözlerindeki hüzne baktı.

Emre, iyi misin? yumuşak bir sesle sordu.

İyiyim, başını salladı, yutkunarak cevap verdi. Bak Elif Derya burası ev değil dedi. Haklı.

Elif sustu, bitirmesi için bekledi.

Artık sadece hafta sonları çocukları alan bir baba olmak istemiyorum. Okanın projesine yardım etmek istiyorum, gerçekten. Deryanın Perşembe günü anaokulunda gösterisi var Geleyim mi? İzin verir misin?

Elif hafifçe gülümsedi.

Seviniriz Emre, dedi sessizce.

Kapı kapandı. Emre yalnızdı. Fakat bu defa televizyonu açmadı.

Buzdolabının bembeyaz kapağında hiç bir şey asılı değildi.

Antredeki dosyadan, Okanın yıllar önce getirdiği buruşmuş resmi buldu zamanında dosyaya sıkıştırıp unuttuğu. Eğri büğrü bir araba ve üç kişi vardı çizimde. Bir mıknatısla buzdolabının tam ortasına astı.

Sonra Okanın numarasını açtı.

Okan, robotik kursunun saatlerine baktım. Çarşamba günleri boşum. Seni alıp o konuştuğun atölyeye götüreyim mi? Krepsiz, konsolsuz. Sadece sohbet edelim.

Bir dakika sonra cevap geldi: Olur baba. Bekleyeceğim.

Emre ellerine baktı, aynadaki kendisine. Ev, hafta sonu kurulmazdı. Ama bu akşam, ilk gerçek tuğlayı yerleştirdiğini hissetti.

Sonra mutfağa gitti, bulaşıkları yıkamaya başladı. Bunu, öyle gerektiği için değil, o ev artık kendisinin, yeni evinin başlangıcı olduğu için yaptı. Bundan sonra çocukların kalmasını istemek için anne gibi pişirmek yetmezdi; baba olmak gerekirdi. Her gün. Tarif olmadan.

Rate article
Lifequest
Andrei, mutfak taburesine oturmuş, batan güneşin huzmesinde dans eden toz zerreciklerini izliyordu. Barış Caddesi 48 numaralı dairede her şey tertemizdi. Hem de fazlasıyla tertemiz.