Oksana ve Annesi Eski Yatakta Oturmuştu: İkisi de Kalın Giyinmiş, Evin Sobası Yeni Yakılmıştı – “Merak Etme Anneciğim, Her Şey Yoluna Girecek, Biz Pes Etmeyeceğiz; Şimdi Sana İlacını Vereceğim” – Oksana Bir Yandan Teselli Ederken İçinden de Geçiriyordu: Bu Kadın Gerçek Annesi Değil, Kayınvalidesi, Hem de Neredeyse Artık Eski Kayınvalidesi…

Ayşegül annesiyle eski bir karyolada oturuyordu. İkisi de kalın giysilere bürünmüştü. Kışın ortasıydı ve soba daha yeni yanmaya başlamıştı evde. “Merak etme annecim, her şey yoluna girecek. Hiçbir şekilde aç açıkta kalmayız. Şimdi ilaçlarını içireyim sana,” dedim sessizce.

Ne kadar teselli etmeye çalışsam da, anne dediğim kişi gerçek annem değildi; kayınvalidemdi, üstelik artık eski kayınvalidem olmaya çok yakındı.

… Olaylar böyle gelişti, üç kişi yaşıyorduk: kayınvalide, oğlu ve ben, Ayşegül.

Ayşegül olarak otuz yaşında evlendim. Eşim Denizin ikinci eşiydim. Aileyi ben dağıtmadım, zaten Deniz benden önce boşanmıştı.

Kayınvalidem Sultan Hanım baştan bana ısındı, ben de ona. Kanımız hemen kaynadı; sıcakkanlı, içten bir kadındı. Konuşabileceğim kimsem yokken, erken yaşta ailemi kaybetmişken kayınvalidemde kendime bir yuva bulmuştum.

“Birbirinize karşı çok samimisiniz,” derdi Deniz.

Beş yıl evli kaldık, bir göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Sonra Deniz değişti; kaba ve aceleci biri olmuştu. Bana da, annesine de bağırmaya başlamıştı. Sebebini sonradan öğrendim: Hayatında başka biri vardı. Eve geç geliyor, geldiğinde ise içkili oluyordu.

Günün birinde gelip “Boşanıyoruz,” dedi. “Toparlan git, sana iki gün veriyorum.” Ben henüz toparlanamamıştım ki, yeni sevgilisi bavuluyla çıkageldi.

Bunu özellikle mi yaptı bilmiyorum, muhtemelen beni görüp hakaret etmek istedi. Uzun boylu, sarışın, abartılı dudaklar ve kocaman kirpiklerle bir manken edası vardı ama bana komik gelmişti.

Dayanamadım, gülümsedim. “Şu gördüğüm kadın için mi beni bıraktın? Neyse, Allah yolunu açık etsin. Hiç üzülmüyorum.”

“En azından daha neşeli,” dedi Deniz. “Siz ikiniz ise annemle tam bir dede nine oldunuz, iki kuluçkaya yatmış tavuk.”

“Beni neyse ama annemi neden aşağılıyorsun?”

“Sevgilim, annesi de mi burada kalacak?” dedi o yapmacık sesle. “Alsın annesini de gitsin, ne işimiz var burada kayınvalideyle?”

“Ne diyorsun, anne? Zaten fazla kaldın,” dedi Deniz annesine soğukça.

“Ama nereye gideyim evladım? Evi satıp çıktığım tüm parayı da bu evi alasın diye sana verdim,” diyerek gözlerini yaşla doldurdu Sultan Hanım.

“Rollere gerek yok, hadi yaşa ama odandan çıkma. Artık buranın hanımı Alp olsun,” dedi Deniz, öylece geçiştirerek.

“Canım, ikisi de gitsin,” diyerek inatla üsteledi o kadın.

“Benim annem! Hem ne annesi?” dedi Deniz.

“Bu kadın benim kayınvalidem mi olacak? Oyyy…” dedi şaşkın bir şekilde sevgilisi.

Onları dinlemeye daha fazla dayanamadım.

“Anne, köye benimle gelir misin?”

“Köy daha iyi, bu oğlanla ve bu kadınla uğraşamam,” dedi Sultan Hanım kararlı bir şekilde.

“Biraz bekle, eşyalarını hemen topluyorum.”

“İlaçlarımı ve sandığımı unutma. Bir de çantamı…”

Bir valiz daha çıkarıp içine alelacele birlikte ne bulduysam koydum: Sandık, çanta, ilaç, evraklar, iç çamaşırı, bazı kıyafetler.

“Ne varsa alın, bizim derdimiz sizinkini almak değil,” diyen Alp bakışlarını kaçırıyordu, Deniz ise başını öne eğmişti. Annesinin kendisini affetmeyeceğini o da biliyordu.

Yarım saat sonra arabanın başındaydım. Sultan Hanım arka koltukta oturuyordu, usulca gözyaşlarını siliyordu. Tek bakış atmamıştı oğluna.

“Şimdi biz ne yapacağız, kızım?”

“Üzülme. Biraz birikmişim var, iş bulana kadar idare ederiz. Senin de emekli maaşın var; ekmeğe, zeytine, peynire yeter.”

Köye geldik; benim çocukluğumun geçtiği yere… Neyse ki hava daha kararmamıştı. Ev buz gibiydi. Hemen sobayı yaktım, dışarıdan su getirip çaydanlığı ocağa koydum.

“Her işi sanki hayatın boyunca yapmış gibi beceriklisin,” dedi Sultan Hanım takdir ederek.

“Dedemden öğrendim ne biliyorsam. İyi ki alışveriş etmiştik, köy dedikoduları istemiyorum şimdi markete gitmeye,” dedim hafifçe gülerek.

Ev yavaş yavaş ısındı.

“Yarın evi bir güzel temizlerim,” dedim.

Tam o sırada kapı çaldı.

“Komşu geri mi döndün? Arabanı görünce anladım, hem niye kış günü geldin, bir problem mi var?” dedi kapının ardındaki Mehmet Amca.

“Yok Mehmet Amca, her şey yolunda. Sonra anlatırım. Gel çay iç bizle.”

“Ben davet edecektim seni. Yalnız değil misin?” Etrafa bakındı, Sultan Hanım’ı gördü.

“Sultan Hanım, Mehmet Amca. Tanışmış olun.”

“Bir ihtiyacınız olursa haber verin,” dedi Mehmet Amca.

“Şimdilik bir ihtiyacım yok. Sağ ol,” dedim.

Bir hafta geçti; ev mis gibi oldu, içimiz biraz rahatladı.

“Biliyor musun Ayşegül, ben de köyde büyümüştüm. Şehre varıp evlendim. Eşim kaza geçirdiğinde Deniz daha yirmi üç yaşındaydı. Evi satıp parasını Denize verdim, bana bakacağına söz verdi. Bak şimdi başımıza gelenlere…”

“Ağlama, bu sıkıntıların geçeceğine inanıyorum. Benim de canım yanıyor ama, senin de belki torunların olur günün birinde.”

“O kadından mı? Allah korusun… Mehmet Amca yalnız mı yaşıyor?”

“Tek başına. Eşi yıllar önce boğulmuş, komşu çocuğu kurtarmaya çalışırken. Bir daha evlenmedi, çocuğu da olmadı. Benim dedemle çok iyiydi ama senin yaşındaydı o zamanlar.”

Aradan bir ay geçmişti. Denizden hiç haber çıkmamıştı, annesini bile aramamıştı. Birden, yabancı bir numaradan telefonum çaldı.

“Ayşegül Hanım…?”

“Evet?”

“Eşiniz Deniz… hayatını kaybetti.”

“Yanlış numara olmalı.”

“Hayır, maalesef doğru. Yine alkollüymüş, arabasıyla kaza yaptı. Yanında bir kadın varmış, hiçbir şey olmadı ona. Lütfen teşhis için gelin.”

Allahım, Sultan Hanımla bunu nasıl paylaşacağım? Mehmet Amca yardım eder belki…

“Çok kötü görünüyorsun, ne oldu?” dedi Sultan Hanım endişeyle.

“Anne, sakin ol, otur. Deniz artık yok…”

“Ahh… Benim suçum! Onu yalnız bıraktım!”

“Anne, sen onu bırakmadın, o seni gönderdi.”

“Evet, haklısın… Yine de anneyim. İlahi adalet işte…”

Ben teşhis için şehire gidecektim; Mehmet Amca da bize yardımcı olmak istedi.

“Yalnız gitmiyorsun, biz de geliyoruz, arabayla gideriz, konuyu uzatmaya gerek yok,” dedi.

Cenaze bitti. Ayşegül ve Sultan Hanım, miras yolu ile artık evin kendilerine geçtiğini biliyorlardı. Deniz boşanma işlemlerini başlatmaya bile fırsat bulamamıştı. Bayram, eğlence, aşklar…

Her yere Mehmet Amca bize eşlik etti.

“Siz kadınsınız, başınız derde girerse yardım edeyim diye buradayım.”

Eve girince gözlerimize inanamadık. Her yerde kirli çamaşırlar, yerlerde bulaşık, bir de içki ve tuhaf bir koku…

“Bunu benim oğlum yaptı! Böyle biri değildi! Neler oldu?” dedi Sultan Hanım.

“Oturun bakalım! Burası benim evim, çıkın hemen!” diye bağırdı Alp, ardından yarı çıplak bir adam çıktı yatak odasından.

“Sen hangi hakla böyle konuşuyorsun? Hadi göster bakalım tapu kimin üstüne?” dedi Mehmet Amca.

“Hangi tapu? Denizle evliydim! Düğün bile yaptık!”

“Denizin hiç boşanmadığını unutuyorsun!”

“Düğünü önceden kutladık. Şimdi her şey benim!”

“Saçmalama! Derhal çıkın buradan! Başka kimse var mı?”

Adam sessizce evden çıktı. Mehmet Amca Alpe göz kulak oldu, bir şey yürütmesin diye.

“Bir de belgeleri kontrol edelim, başka mirasçı çıkarsa veya evle ilgili oynanan bir oyun olursa… Anahtarları da değiştirelim hemen.”

Evraklar eksiksizdi, anahtarları değiştirdik.

Evdeki çoğu eşyayı çöpe atmak gerekti. Mehmet Amca hep yanımızdaydı.

“Burada sizi bırakmaya gönlüm el vermiyor,” dedi bir akşam.

“Biz ziyaretine geliriz. Sen de uğra bize,” dedim.

“Siz gelince gençliğim geri geldi. Sultan Hanım da rahmetli eşime ne kadar benziyor…”

“Ben de fark ettim. Sen de ona bakarken gözlerin parlıyor. Sanki bir aşk var aranızda!”

“Yok canım, olur mu öyle şey…” dedi Mehmet Amca utangaçlıkla.

“Gerçekten öyle!”

Bir yıl sonra Mehmet Amca ile Sultan Hanım evlendi. Gerçekten mutluydular. Her şeyden önemlisi, ben de artık onların evlatlığı oldum. Ama ailemiz bu kadardan ibaret değildi. Mehmet Amca ve Sultan Hanımın torunları oldu.

Ben de sonunda anne oldum. Bir daha evlenmedim ama iki kardeşi evlat edindim. Birini seçmek istemedim, ikisiyle hayatı paylaştım.

İnsan anne-babayı, sevdiklerini sadece doğduğunda ya da çocukken değil, bazen hayatın şartlarıyla da bulabiliyormuş.

Rate article
Lifequest
Oksana ve Annesi Eski Yatakta Oturmuştu: İkisi de Kalın Giyinmiş, Evin Sobası Yeni Yakılmıştı – “Merak Etme Anneciğim, Her Şey Yoluna Girecek, Biz Pes Etmeyeceğiz; Şimdi Sana İlacını Vereceğim” – Oksana Bir Yandan Teselli Ederken İçinden de Geçiriyordu: Bu Kadın Gerçek Annesi Değil, Kayınvalidesi, Hem de Neredeyse Artık Eski Kayınvalidesi…