Eşi İşteyken 7 Yıl Boyunca “Felçli” Kayınvalidesinin Altını Temizledi, Ancak Bir Gün Güvenlik İçin Gizli Kamera Yerleştirince Gördükleri Hayatından Bu İnsanları Bir Gecede Sonsuza Dek Silmesine Sebep Oldu

Bak dertleşir gibi anlatacağım, çünkü bu hikaye insanın içini yakıyor. Dile kolay, tam yedi yıl… Yedi yıl boyunca, kocası Erkan işteyim deyip eve zar zor uğrarken, Ebru kayınvalidesi Necla Hanımın altını temizledi, mamasını yedirdi, sabrını sonuna kadar zorladı. Ebrunun hayatı adeta askıya alındı o günlerde. Bir zamanlar umut vadeden bir kitap restoratörüydü, ama Necla Hanıma ağır bir felç inip de sol tarafı tutmaz olunca, Ebru tüm hayallerini rafa kaldırmak zorunda kaldı.

İlk başlarda Erkan Ebrunun önünde diz çöküp ağladı; Vallahi sensiz annem çoktan huzurevine düşerdi, sana borçluyum dedi durdu. Ebru, anne yadigârı olan o minicik evi de sattı, üstüne bir de işinden ayrıldı ki Necla Hanım rehabilitasyon alsın, iyi ilaçlar kullansın… Sonra elinde avucunda kalan ne varsa, kocasının İleride bizim olacak dediği o köhne evlerin tadilatına gitti. Erkan Necla Hanımın üstüne yapalım, engelli indirimi alırız, vergi avantajı olur dedi ama Ebru evraklara bakmaya bile hâli yoktu, zaten başı bambaşka dertteydi.

İşte yedi yıl boyunca sabah altıda kalktı, bezini değiştirdi, cildini ıslak mendille sildi, sıcak sıcak çorba hazırladı. Necla Hanım ise türlü naz, kırk türlü dert… Sulu çorbanın tuzunu az bulduğunda yemeği suratına püskürtüyordu resmen. Temiz yeni nevresime lazımlığı bilerek döktüğü günler oldu, saatlerce Ebru! diye bağırdı, ilgisizlikten dert yandı.

Ebru ise bir kere bile şikâyet etmedi, Benim kaderim, nedir ki! dedi içinden. Erkan gece yarılarına kadar çalışıyor, Evimiz olacak, senin için uğraşıyorum diyordu. Yalnız asıl işin kötüsü evin tapusu, tüm birikim her şey Necla Hanımın üstünde; Ebrunun umrunda bile değildi, çünkü zaman yoktu, gücü yoktu.

Son zamanlarda Necla Hanım sürekli su içerken boğazına kaçırıyordu. Ebru birkaç sefer ölümle burun buruna gelmesini engelledi. Ama Ya başıma bir şey gelirse ben yokken? korkusu paranoyaya döndü. Sonunda çareyi ucuz bir kamera alıp, gizlice kitapların arasına saklamada buldu; dışarıda olduğu zamanlar telefondan bakıp içinin rahat olmasını istedi sadece.

Bir gün, soğuk gri bir kasım sabahı Ebru markette ekmek sırası bekliyor, bir yandan da kameradan eve bakıyor. Görüntü bir anda kristal gibi belirince Ebrunun elinden süt poşeti düşüp yere çakılıyor.

Felçli kayınvalidesi Necla Hanım yatakta oturuyor. Sonra hop diye kalkıp, pencereye yaklaştı, oraya sakladığı sigarayı aldı ve mis gibi ciğerlerini çekti. Hatta bir de yürüyerek odanın içinde dolandı. O elini kıpırdatamayan, yedi yıldır kaşık tutamayan kadın, sapasağlamdı!

Ve üstüne üstlük, o sırada Ebrunun işte sandığı Erkan odaya giriyor. Anne yine mi sigara?! Bak Ebru anlar, diye kızıyor. Necla Hanım da O zaten aptalın teki. Camdan sızıntı oldu derim, inanır, diye dalga geçiyor. Daha ne kadar yatacağım senin önünde?

Erkan kasım kasım kasılıyor: Dayan iki ay daha, tapu elimize geçsin, boşanma davası açıyorum zaten. Elife söz verdim, artık kızcağız hamile, stres istemiyorum. Ebruyu kovarız, nereye gidecek ki; ne evi var, ne işi, ne cebinde para. Zaten bedavaya baktı bize Hem de fazlasıyla!

O an Ebru’nun bir damla yaş dökecek mecali bile kalmıyor. Dipten donmuş bir kadın gibi Yedi yılını yemişler, gençliği, sağlığı, annesinden kalan hatırası olan ev gitmiş, hayali işinden olmuş. Görsen yirmi yaş yaşlanmış sanki.

Meğer Necla Hanım üç yılda toparlanmış, ama işlerine öyle gelince Felçli numarası yapmaya devam etmişler. Hem bedavadan hizmetçi, hem ev komple kendi üstlerinde, Erkan da içeride birikim yapmış sevgilisi Elife yeni hayat kurmak için!

Ama Ebru o evrakları hatırlıyor: Beş yıl önce Necla Hanım yürüyemezken, Ebrunun üstüne geniş yetkili vekâletname vermişti, on yıl geçerli O ana kadar asla aklına gelmemişti. Necla Hanım Bu kız hiçbir yere gitmez, teslimdir diye güvenmiş. Notere gidip iptal ettirmeyi aklına bile getirmemiş.

Sonrasında tam üç gün Ebru, hiçbir şey olmamış gibi davranıyor; yemek hazırlıyor, temizlik yapıyor, Erkan’a gülerek Hoş geldin diyor.

Ama gündüz ise bankaya gidip, Necla Hanımın bütün hesaplarındaki parayı çekiyor. Vekâlet resmî; polisle sıkıntı olmaz. Sonra, emlakçıya gidip o tapusu kayınvalidesinde olan evi yüzde kırk zararla satıyor, parasını ise kendi hesabına havale ettiriyor. Vekâletnamede her yetki var Ne bir usulsüzlük, ne bir sahtekârlık.

Cuma sabahı, Erkan evden çıkınca, Ebru bir küçük valiz hazırlıyor: Sadece kendi eski kıyafetleri, dosyaları, laptopu Ne kocasının aldığı bir eşyayı, ne de hatıra kalacak bir şey alıyor.

Çıkarken son bir kez odasına giriyor. Necla Hanım sırt üstü yatıyor.

Ebru masanın üstüne gizli kameradan aldığı görüntülerin olduğu USB bellek koyuyor, yanına da sigara izmaritlerini getirip bırakıyor.

Çok geçmiş olsun Necla Hanım, diyor, sesi buz gibi; Artık kendiniz kalkacaksınız. Bez de kalmadı, ona göre

Ve sessizce oradan çıkıyor. Bir daha asla geri bakmıyor.

Sonrası mutlu son değil. Kapıdan çıkınca ne beyaz atlı prens bekliyor, ne de Sen hak ettin, canın sağ olsun! diyen bir aile. Kırk iki yaşında, şehrin ücra bir mahallesinde kiralık bir odada, geceleri hâlâ kayınvalidesinin çığlıklarıyla uyanır halde buluyor kendini. O avuç dolusu para öylece eriyor: Yarısı doktorlara, yarısı aç kalmamak için harcanıyor. İki yıl terapi ve depresyon ilacı kullanıyor, hayata kendini anca hazırlıyor: Sonunda yarı zamanlı olarak kitap onarmaya başlıyor yeniden.

Erkan’ı ise bambaşka bir beddua buluyor:
Evi, paraları, hesabı çarçur olmuş. Polis Ebruya Bir haksızlık yok, vekâlet gerçek, dava yok diyor. Elif karnı burnunda evi terk ediyor, Seninle işim kalmadı diyerek dava açıyor. Necla Hanım ise, uzun süre yatak yalandan yattı ya, sonunda gerçek bir felç geçiriyor; bu sefer hiç toparlanamıyor.

Erkan, o ağır kokulu evde yalnız kalıyor; ne para var, ne umut Sırtında hasta annesi ve üstünde bir ton borçla devriliyor hayatın altına.

Diyeceğim; insanın gerçek düşmanı bazen en yakınındadır. Sen meleksin diyen, seni sırtından hançerleyendir. İyi insan olmak, kendini feda etmek ancak bir yere kadar iyidir; sende onur, akıl da olacak. Yoksa biri gelir, senin iyi niyetini kendi sofrasına aş yapar!

Bilmiyorum, sen Ebrunun yerinde olsaydın ne yapardın? Sence hakkını mı aradı, intikam mı aldı? Yorumlarına yaz, bu hikaye tam tartışmalıkAma Ebru, her sabah, pencerenin önünde çiçekleri sularken, elinden kitapları onarırken, yeni edindiği küçük hayatının ortasında bir şeyin büyüdüğünü hissediyor. Sessiz bir kuvvet; başını dik tutabilen, geçmişine bakıp Hayır, ben bittim demeyen, ellerini silkeleyip yarasını sarmaya çalışan yalnız bir kadın. Her şeye rağmen, o yüksek apartmanlardan birinde, bazen gece lambasını yakıp kendi kendine fısıldıyor: Vaktiyle dünyayı onaracak sandım, meğer kendimi onarmakmış asıl marifet.

Ve tam da o anda bir eski romanın sararmış yaprağını özenle yerine yapıştırırken yeni bir dost, kendisi gibi kırılmış ama vazgeçmemiş biriyle yolları kesişiyor. Birlikte çay içiyorlar, kimseye minnet etmiyorlar, sessizce yaralarını gösterip gülümsüyorlar: Geçti, bu da geçti.

Hayat, Ebru’ya yeni bir adım daha atmayı öğretiyor; geçmişte kaybettiği yılların acısını, kimsenin elinden alamayacağını biliyor artık. Ama içindeki insafı da umutla saklıyor. Çünkü bazı kadınlar, felaketin içinden geçip yine de kendileri olmaktan vazgeçmez ya: Ebru da onlardan biri oluyor.

Ve günün birinde, bir kitapta altını çizdiği cümleyi hatırlıyor: Günün birinde, haksızlığa uğrayanlar kendine güler; çünkü en son kendini affeden odur. Bir zamanlar kimsenin görmediği Ebru, şimdi camdan bakıp ufuktaki sabahı seçiyor. Uzun zamandır ilk kez gözlerinde yaş değil, pırıl pırıl bir ışık var. İşte hikâyenin sonu da tam burada başlıyor; çünkü bazen en büyük intikam, yeniden ayağa kalkabilmektir.

Rate article
Lifequest
Eşi İşteyken 7 Yıl Boyunca “Felçli” Kayınvalidesinin Altını Temizledi, Ancak Bir Gün Güvenlik İçin Gizli Kamera Yerleştirince Gördükleri Hayatından Bu İnsanları Bir Gecede Sonsuza Dek Silmesine Sebep Oldu