Babacığım, nasıl olur?! Anneme bunu nasıl yapabildin?!

Babacığım, nasıl olur?! Anneme bunu nasıl yaparsın?!
Bir zamanlar, Handan ve arkadaşı Melike ders çıkışı Kadıköydeki parkta gezmeye karar vermişlerdi. Evlerine hemen dönmek istememişlerdi, hava da yeni yeni kararmaya başlıyordu. Park yollarında dolaşırken, sarmaş dolaş gezen, birbirine gülümseyen mutlu çiftlere hafif bir kıskançlıkla bakıyorlardı. Kimse onları fark etmiyordu bile.

Derken, tenha bir yola saptıklarında, ortalama yaşlarda bir adam ve güzel bir kadın dikkatlerini çekti. Adam kadının kulağına bir şeyler fısıldıyor, kadın kısık bir sesle gülümsüyordu. Adam sırtı dönük olduğu halde Handan onu bir yerden tanıyor gibiydi.

Melike ilgisizce yürümeye devam ederken, birden Handanın olduğu yerde durduğunu, gözlerini ayıramadan çifte baktığını fark etti.
Handan, ne oldu sana?
Yok bir şey, hadi gidelim, dedi Handan ansızın ve hızlıca ordan uzaklaştı.

Parktan çıktıktan sonra iki kız vedalaşıp evlerine doğru yürüdüler. Handan ise kafası karmakarışık, başı önünde eve gidiyordu. Gördüğüne inanmak istemiyordu.

Gözlerinin önünden gitmeyen o görüntü: O kadın ağacın yanında mutlu mutlu gülüyor, adam ise ona bir şeyler fısıldıyordu öyle ki yanlarından geçenleri, hatta kendi kızını bile fark etmeyecek kadar dalgındı.
Babacığım, nasıl böyle bir şey olabilir? Ben hep seni örnek alırdım, sen benim kahramanımdın. Yoksa annemi… aldatıyor musun? Gözlerimle görmesem asla inanmazdım, diye geçirdi içinden Handan.

Evine geç geldiği gece, annesi yemek masasında başını önüne eğerek:
Yemek hazır, otursana! Babanı da bekleyemedik, diye söylendi.
Ellerimi yıkayıp geliyorum, dedi Handan güçlükle.

Uzun uzun banyoda kaldı. Yüzü suyla yıkadı defalarca. O an, babası hâlâ eve dönmemişti. Sessizce yemek yiyip odasına çekildi.
Bilgisayarının başına geçti ama hiçbir şeye odaklanamıyordu. Parkta gördüğü sahne aklından gitmedi.
Benim babam bu olamaz, dedi kendi kendine. Büyüklerin dünyasında yalan ve ihanet gerçekten bu kadar sıradan mıydı? Annemi ve beni terk edip, o kadına mı giderdi?
Tam o anda bir fikir geldi aklına:
Demek ki o kadının benim varlığımda haberi yok! Babamı ona bırakmaya hiç niyetim yok!

Birden dış kapı açıldı:
Geç kaldım, kusura bakmayın, dedi babasının sesi salondan.
Eskiden her ayın sonunda böyle zor günlerin olurdu, şimdi neredeyse her gün ağzın yüzün düşmüş, dedi annesi, yeni bir tartışma başlayacaktı belli ki.
Fatoş, inan çok yorgunum…

Baba her zamanki gibi Handanın odasına uğradı, iyi geceler öpücüğü vermek istedi ama Handan uzaklaştı:
Git, yemeğin soğumasın!
Kızım, ne oldu sana?
Bir şey yok, ya sana?

Baba hüzünlü gözlerle ona baktı, bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçip mutfağa girdi.
Handan ise bütün gece odasında bir plan kuruyor, babasını geri almak için neler yapacağını düşünüyordu.
Ertesi sabah, anne ve babasının konuşmalarıyla uyandı:
İsmail, nereye hazırlanıyorsun?
İşe gitmem gerek, çok acil.
Bugün cumartesi. Bize ayır biraz vakit!
Öğlene kadar dönerim, beraber bir yere gideriz.

Handan, odasından çıkıp esneyerek yeni uyanmış gibi yaptı:
Nereye, kızım? dedi annesi
Anneciğim, dersim var, geç kalıyorum!
Annesi biraz söylense de Handan çoktan banyoya kaçmıştı.
Hazırlanırken babası, koridordan seslendi:
Bugün seni ben bırakayım!
Kızım, bir kahvaltı yap bari, dedi arkadan annesi.
Git iç, seni beklerim, dedi babası suçlu bir yüzle.

Handan hızlıca bir yudum kahvesini içip:
Hadi babacığım, çıkalım!

Birlikte yürümeye başladılar. Birkaç dakika sessiz yürüdüler, sonra babası sordu:
Bana kırgın mısın, kızım?
Değilim, galiba büyüyorum sadece, dedi. Babasının gözlerinin içine bakarak: Ben seni çok seviyorum baba!
Ben de seni çok seviyorum kızım.
En çok mu?

Babası duraksadı, ona baktı, ama sonra
En çok… Tabii ki, dedi gülümseyerek.
Birbirlerinin gözlerine bakmamaya çalışarak yürüdüler.
Baba, işte geldik, öğleden sonra seni bekliyorum, ailece vakit geçireceğiz, söz verdin!
Handan bir süre arkasına saklanıp babasının yolunu takip etmeye karar verdi.

Babasının iş yerine gideceğinden emindi ama babası bambaşka bir yöne gitti. Uzunca yürüdü. Yolda bir evin önünde bekledi, sonra kadını aradı.
Kadın yakışıklı, bakımlıydı. Babasının yanına koştu, onu öptü, el ele tutuşarak uzaklaştılar.
Bir parka gidip bankta oturup uzun uzun konuştular. Sonunda kadın babasının yanağından öptü, gülümsedi ve evine döndü; babası ise başka yöne saptı.

Handan bir an durdu, ne yapacağına karar vermeye çalıştı. Tam o sırada kadın tekrar apartmandan elinde dolu bir poşetle çıkıp çöpe doğru yöneldi. Handan onu takip etti.

Merhaba! Kadının önüne dikildi.
Kadın şaşkınlıkla baktı:
Buyur, kimsin sen?
Beni iyi dinle: Bir daha babam İsmaille buluşursan asla huzur vermem sana!
Kadın şaşkın:
Ne istiyorsun?
Telefonunu çıkar ve babamı ara, artık onunla görüşmek istemediğini söyle. Ben onun kızıyım ve o, annemi hep çok sevdi!
Kadın çaresizce numarayı çevirdi. Handan hoparlörden babasının sesini duydu:
Derya, bir şey mi oldu?
İsmail, bir daha buluşmayalım.
Neden?
Olmaz, senin ailen var. Ben de okuldan mezun olunca şehirden ayrılacağım.
Babası kısa bir sessizlikten sonra bir rahatlama yaşadı sanki:
Peki Derya, hoşça kal!

Handan eve döndüğünde annesi ve babası mutfakta sakin sakin sohbet ediyorlardı.
Kızım, ne bu halin? dedi annesi.
Yemek yedin mi?
Yedim anneciğim!
Kızım, bugün bir tuhafsın, neden bu kadar mutlusun, dedi babası merakla.
Baba, beni seviyor musun? diye sordu çocuksu bir merakla.
Seviyorum kızım!
Annemi de mi?
Birkaç saniye sessizlikten sonra babası kesin bir ifadeyle:
Hem de çok seviyorum!
Ve bir kez daha gülümseyerek hepimizi ne kadar çok sevdiğini söyledi, o günü hiç unutamıyorum…

Rate article
Lifequest
Babacığım, nasıl olur?! Anneme bunu nasıl yapabildin?!