Sıcaklık: Bir Kadın Hikayesi – Ekaterina

Sıcaklar. Esra

Ali ve Zeynep, tanıştıktan ancak iki yıl sonra evlendiler.

Şanslarını temkinli kullanıyorlardı; neredeyse adımlarını, sözlerini ölçüp biçerek yürüdüler bu yolda. Nedenini anlamak kolaydı aslında. Hayatta duyguların aldatıcı olabileceğini, aşkın hemen, bir anda gelip sonsuza kadar kalmadığını tecrübe etmişlerdi. Sonunda başlarına gelenin, onca acıdan ve kayıptan sonra verilmiş bir ödül mü, yoksa yeni bir hayal kırıklığı mı olduğunu çözmeye çalışıyor, bu kez kalplerini güvenle teslim edip etmemeleri gerektiğini tartıyorlardı.

Alinin annesi, Fatma Hanım da suskundu. O da oğlunun bu kadar değişip umutla yeniden hayata tutunmasını ürkütmemek için söylenecek her cümleyi defalarca içine attı. Artık Ali daha dik duruyor, gözlerinde yeni bir ışık yanıyordu. Zeyneple buluşmaya giderken sanki nikaha gidecekmiş gibi heyecanlıydı.

Ali, Zeyneple annesini hemen tanıştırmıştı. Fatma Hanım biraz endişeliydi, Zeynepi yakından gözlemlemekten kendini alamadı, ama onda geçmişte Aliyi hüzne boğan Sedadan hiçbir iz bulamadı. Hatta Zeynep, Ali’nin yanına taşınmaya da kesin bir dille karşı çıkmıştı.

Olmaz Ali, gerek yok buna. Ayşe Hanım anlamaz. Onun fikri benim için çok değerli. Bana çok iyiliği dokundu, ayrıca hasta; ona yardım lazım. Her şey olduğu gibi kalsın şimdilik. Zaten acelemiz yok ki.

Ali de mecburen razı oldu. Ama bu, ilişkilerini sekteye uğratmadı. Bilakis, uzayınca uzayan flört dönemleri birbirlerini daha iyi tanımaları için güzel bir fırsat oldu.

Zeynep, Fatma Hanımın evine ancak düğünden kısa süre önce, hem de zorunluluktan taşındı. Sebebi de oldukça üzücüydü:

Ayşe Hanım vefat etti.

Uzun zamandır kalp şikayetleri vardı. Zeynep onu hastaneye götürüp evdeki yükünü hafifletmişti, ama tüm çabalar ancak biraz zaman kazandırdı. Bir akşam işten eve geldiğinde Zeynep, Ayşe Hanımı evin bahçesindeki, oğulları tarafından ona özel yaptırılan çardakta otururken gördü. Elinde torununun yazdığı bir mektup vardı. Ne olduğunu fark edemeden bir kaç kez seslendi, ama yanına gelmeden anlamadı: Ayşe Hanım artık nefes almıyordu.

Ambulansı çağırdı ama doktorlar yetişemedi.

Aliyi ve Ayşe Hanımın oğullarını aradıktan sonra Zeynep, uzun süre çardakta hıçkıra hıçkıra ağladı. Birlikte yaptıkları akşam yürüyüşlerini, ufacık yaz mutfağında reçel telaşlarını ve şarkılarını hatırladı. Ayşe Hanımın, soru sormadan, sebepsizce ona nasıl sahip çıktığını düşündü. O dönemde Zeynepin en çok ihtiyacı olan şey buydu, ve başka gidecek yeri yoktu.

Teşekkür ederim fısıldadı Zeynep tekrar tekrar, ona ilk elini ve yüreğini açan bu iyi kadını anarak.

Ayşe Hanımın oğulları, ertesi gün hemen aileleriyle geldiler. İşler toparlandıktan sonra, en büyüğü Zeynepi kenara çekti.

Annem evin bir kısmını sana bırakmak istedi. Burada yaşa, göz kulak ol diye. Çünkü burada yaşamayı biz düşünmüyoruz. Vasiyet de var, bilmeni isterim. Kardeşimle de konuştum, ikimiz de isteriz ki bu kısmı sen al. Sen olmasan annem yalnız kalacaktı burada. Biz sana çok minnettarız, bu süreçte annemin yanında olduğun için.

Hayır, dedi Zeynep başını sallayarak. Alamam. Bu ev sizin hakkınız. Bakılması gerekiyorsa bakarım. Ama mirası siz almalısınız. Anneniz sizi çok sevdi!

Biliyorum

Bunu böylece kararlaştırdılar. Zeynep zamanla evi sürekli kiralamak isteyen oturacak bir aile buldu ve Ayşe Hanımın oğullarının ailesi tatile geldiğinde onlarla iletişimi koparmadı.

Düğünden altı ay sonra, Zeynep kendini hastanede bulunca ona en çok yardım eden, Ayşe Hanımın gelinlerinden biri oldu.

Dış gebelik. Sağlığınıza dikkat edin! dedi Zeynepi ameliyat eden doktor, ciddi bir şekilde. Yanınızda annenizin olması büyük şansmış! Yoksa bu işin sonu çok kötü olabilirdi!

Kayınvalidemdi ama Haklısınız. Anne

Tabii. Daha önce sorunlarınız olmuş muydu?

Evet.

Çocuk sahibi olmak istiyorsanız, kapsamlı bir tetkik yaptırmanız, nedenlerini araştırıp tedavi olmanız lazım. Yoksa en büyük şansınız tüp bebek olabilir.

Anladım

Zeynep ağlamadı. Gözyaşlarını başka zamana sakladı. Şimdilik önemli olan, olanları anlamak ve çözüm bulmaktı. Ali ile bir çocukları olsun istiyordu. Hatta bir ara bu istek neredeyse takıntı halini alacaktı.

Her şeyi Fatma Hanımın bir sözü durdurdu.

Zeynepciğim, konuşabilir miyiz? dedi bir akşam, Ali başka bir şehirdeyken gelinini ziyarete geldiğinde.

O sıralar Ali ve Zeynep kendi evlerinde yaşıyordu. Evlendikten hemen sonra küçük bir daire satın almışlardı. Ali işlerinde öyle bir ilerlemişti ki, Fatma Hanım yeniden pansiyon işine girmeyi düşünmeye başlamıştı.

Zeynepin anne babası da yardımcı olmak istedi, ama Ali açıkça reddetti.

Zeynepciğim, biz kendimiz hallederiz. Aileni her zaman başımın üstünde tutarım ama evimizi ben almak istiyorum.

Zeynep itiraz etmedi. Babasıyla konuştu, o da damadının elini sıkıp:

Aferin sana! Annenin seninle gurur duyması boşuna değil! dedi.

Fatma Hanım da oğlunun kararını tamamen desteklediği gibi, çocuk işini ertelememelerine de sevindi.

Ama yine de, Alinin kaşları düşünce, Zeynepin hastaneler arasında koşturmasından endişe ederek karışmaya karar verdi.

Kızım, kızma bana, yanlış bir şey söylersem Akıllı bir kızsın! Ben sadece sizi düşünüyorum. Ne oluyor, bana anlatır mısın? İçinin sıkıldığını görüyorum!

Hiçbir şey yolunda gitmiyor, anne, dedi Zeynep saklamadan. Ya çocuk sahibi olamazsam? O zaman ne olacak? Alinin hayatını, neşesiz ve boşa geçen biriyle harcamasına izin veremem!

Yanlış düşünüyorsun! Sen Aliye hayatı yeniden sevdirdin! Bunu kimse yapamazdı. Çocuk meselesi harika, ama illa ki tek anlamı o değil. Bana güven! Ben de yıllarca çocuk bekledim. Eşimle neredeyse ayrılacaktık. Ben, eğer anne olamazsam beni bırakacağını düşündüm. Onun sevgisinden şüphe ettim. O ise bunu bana uzun zaman affedemedi. Aylarca ayrı yaşadık. Sonra, evliliğin sadece çocuk olmadığını anladık. Ali tıpatıp babasına benzer Ne demek istediğimi anladın mı?

Sanırım

O halde elinizde olana kıymet verin! Birbirinize hayat verdiniz. Aşkınız ne olursa olsun dayanacak. Yeter ki siz fırsat verin.

Peki, siz nasıl başardınız anne olmayı? sorabildi Zeynep.

Ah keşke ben de bilsem! güldü Fatma Hanım, gözlerinde bir damla yaş. Düşünsene, Oğlum doğana kadar anlamamıştım bile! Meğer nasipte varmış.

İnşallah bana da böyle bir sürpriz olur iç geçirdi Zeynep.

Ayşe Hanımın gelini vardı ya, iyi bir doktor. Ona danışsana, belki yardımcı olabilir.

Zeynep alnına vurdu:

Nasıl unutmuşum! Tabii ki!

Bir hafta sonra Ankaraya gitti, muayene için. Onu çok iyi karşıladılar.

Bir yıl sonra ikizleri oldu.

Mutluluk, Zeynep ve Alinin ev kapısından içeri girdi ve artık oradan ayrılmaya hiç niyeti yoktu.

İkizlerden sonra, Zeynep bir kız çocuğu daha annesi oldu. Bu kez evlatlık almışlardı, çünkü tamamen emin olmuşlardı ki bir daha çocukları olmayacak. Bunu uzun düşündüler ama karşılarına çıkan fırsat aniden geldi. Alinin eski bir sınıf arkadaşı Hilal, yeni anne olmuşken ağır bir hastalığa yakalandı. Bu haberi onları ziyarete gelen Aras getirdi.

Zavallı Hilal Şimdi para topluyoruz, belki İstanbulda tedavi imkanı bulur. Çoğumuz parasını gönderdi bile.

Anladım. Hemen gönderiyorum

Ali’nin gönderdiği miktar birikmişlerin çoğunu aldı. Hilal birkaç gün içinde İstanbula gitti. Fatma Hanım da ona eşlik etti, Hilalin yaşlı ninesinden başka kimsesi yoktu ve birinin bebeğe yardım etmesi gerekiyordu.

Maalesef tüm emekler sonuçsuz kaldı. Doktorlar sadece Hilalin acılarını hafifletti ve ona, bebeğinin geleceğini güvenceye alma fırsatı verdi.

Son isteği kızının Ali ve Zeynepin ailesine emanet edilmesiydi. İlk olarak Fatma Hanım önerdi, sonra Zeynep ve Ali de hemen kabul etti.

Böylece kızları aileye katıldı.

Küçük apartman dairelerinde artık yer kalmadı. Çocuklar büyümeye başladı, geniş bir ev gerekliydi.

Burada yine Fatma Hanım araya girdi.

Ali, o pansiyon için biriktirdiğimiz paralar sizi bekliyor! Gidin Zeyneple daha büyük bir ev alın!

Anne, peki ya senin hayalin?

Hayalim, dedi Fatma Hanım, gülerek kucağındaki torununa sarıldı ve ikizlere göz kırptı bu güzel aileniz işte! Artık iş için vaktim yok. Torunlarımla zaman geçirmek istiyorum. Size yardım edeceğim. Hadi, her birinizin odası olacak bir ev alın!

Böyle bir ev buldular. Büyük, ferah, aydınlık Çocuklar odalarda yankı testi yapıyor, Zeynep onların Aaa! diye bağırmasına gülüyordu.

Alıyoruz! dedi Ali kararlılıkla.

Fakat tek sorun apartmanın yöneticisi, Melahat Hanımdı. O, çok çocuklu ailelerin mutlu olamayacağını, bu yüzden dikkatle gözlenmeleri gerektiğini düşünüyor, sürekli komşular ve sosyal hizmetlerle iletişime geçmeye hazır bekliyordu.

Hep ziyaretçileri var, çocukları terliksiz dolaşıyor! Dün gözümle gördüm! Küçük kızları neden hep uyuyor yürüyüşte? Garip bunlar! diye homurdanıyordu Melahat.

Abartıyorsun Melahat. Hava sıcak, çocuklar çıplak ayak dolaşır, faydalı bile olur! Zaten kimseye rahatsızlıkları yok, kavga-gürültü de çıkmıyor. diyordu komşuları, Zeynepin yanakları al al ikiz oğullarının oyun sonrası eve gelişini izlerken.

Siz bakarken bir şey olmaz sanıyorsunuz, ama ya olanlar? Hoş aileler de olabilir ama kapalı kapılar ardında neler dönüyor, kim bilir! Böyle ballı börek gibi aile olmaz! İnanmıyorum, araştıracağım! Çünkü her güzel şeyin ardında bir sır vardır! Hayat böyledir!

Melahatın bu şüpheciliği bir türlü bitmiyordu. Ne de olsa kendisi, annesi tarafından hayatı zehir edilmiş bir çocuktu. Annesi ve babası ikisi de memur, hem evde hem işte disiplin meraklısıydı. Büyük oğullarını ve Melahatı sert yetiştirdiler. Dizleri üstünde köşede sabahlamalar, bazen kemerle dövülmeler, annesinin yere nohut serip ceza vermeleri evi cehenneme çeviriyordu. Ama dışarıda aile pırıl pırıldı. Melahatın kolundaki morluklar, sıkıca örülmüş saçlarının sebebi, annesinin cezalarıydı. Bunu asla kimseye anlatmaz, kimseye şikayet etmezdi.

Ne Melahat ne kardeşleri, başlarına gelenleri asla anlatmadı. Bir fırsat geçtiğinde de o evden kaçarak bir daha aileden iz bırakmadılar.

Melahat kendi ailesini kurmamıştı. Hayatında biri olmuştu, ama o adam kendi hasta köpeğine terlik kaldırınca, Melahat odayı terk etmiş; köpeğini alıp hem adamı hem evi arkasında bırakmıştı.

Babaannesinin evini miras aldı, yalnızdı. Babaannesi de annesi kadar inatçı ve aksi bir kadındı, bakımını üstlenirken başına gelmedik kalmamıştı. Yaşlı kadın öldüğünde Melahat sadece derin bir nefes aldı.

Hiçbir insana yakın hissetmeyen Melahat, komşunun bir ailenin içine doğrudan dahil olmayı kendine görev bildi. Yıllarca ihmal edildiğini düşündüğü çocuklar için iyi bir şeyler yapmak istedi, belki de kendisini iyileştirmek içindi çabası. Ve sonunda Ali ve Zeynepin ailesinde bu fırsatı buldu.

Bir gün, Zeynep, çocukların oyununu izlerken saate baktı, aceleyle eve dönmesi gerekiyordu. Kızı uyanacaktı, oğulları da kursa götürülecekti. Yakında açılacak olan anaokuluna oğulları gönderecekti sonbaharda; şimdilik onları çocuk atölyesine ve futbol kursuna taşıyordu.

Apartmanın önünde Melahat Hanım onu bekliyordu.

Yine çocuklar çıplak ayak dolaşıyor! Onlara bir çift doğru düzgün ayakkabı alacak gücünüz yok mu?

Zeynep gülümsedi. Oğullarının ayaklarındaki futbol ayakkabıları, Alinin en iyi spor ayakkabısından pahalıydı. Ali, çocuklarının sporları için asla tasarruf yapılmasına izin vermiyordu.

Gülüyorsun, ama nesi komik bunun? Çocukların var! Bakmak, giydirmek, yedirmek, ilgilenmek lazım! Sen!

Melahat öfkelendi; ama Zeynepin sakinliği karşısında bir türlü sinirini yansıtacak fırsat bulamıyordu.

Anne, Melahat Teyzeye su verelim!

İkizler annelerinin çantadan su şişesini çıkardı, o anda Melahat kötüleşti. Gözleri karardı, kulaklarında sivrisinek gibi sesler çınladı ve Zeynep onu tuttuğu için apartmanın merdivenlerinden yuvarlanmaktan son anda kurtuldu.

Ambulans hemen geldi, Melahat hastaneye götürüldü. Gözünü açtığında yanında Zeynepi buldu. Zeynep çocuklarını hemen Fatma Hanıma bıraktı, hastaneye koştu.

Ne oldu bana? dedi Melahat. Ama dili dönmüyor, konuşması garipti. Çok korktu.

Sakin, dedi Zeynep, elini tutup yastığını düzeltti. İnme geçirdiniz. Doktorlar hemen müdahale etti. Sıcaklardan Korkmayın, yanınızdayım. Dinlenmek en iyisi şimdi. Ben buradayım.

Zeynep sözünü tuttu. Melahatla ilgilendi, ona evinde kalan tek kişi olarak kimsenin sahip çıkmadığını çoktan öğrenmişti.

Neden? dedi Melahat, konuşması yavaşça düzelirken.

Çünkü bu doğru. Bir insanın yalnız kalması kadar kötü bir şey yok. Bunu iyi bilirim.

Nereden biliyorsun?

Yalnızlık zor şey Melahat Hanım. Ama sizin bir aileniz olacak artık.

Nasıl yani?

Beni yalnız mı bırakacağımı sanıyorsun? Sıra bende! Bana baktınız mı? Şimdi ben bakacağım!

Zeynep, Melahatın göz yaşlarını görmemiş gibi yaptı. Ona önemli olan artık Melahatın insanlara karşı hissettiği öfkenin son bulmasıydı. Çünkü Melahat da tıpkı annesi ve kayınvalidesi gibi bir yaştaydı ama tamamen yalnız bir kadındı. Halbuki en güzel gülleri o yetiştiriyordu. Böyle bir insanın kalbi de kötü olamazdı, bunu Zeynep biliyordu.

İki yıl geçti.

Ah Zeynep! Nasıl idare ediyorsun çocukları! Kızın çiçek gibi, oğullar ise yaramazlıktan yıkılıyor! dedi Melahat, parktaki bankta Zeynepin kucağındaki kız çocuğunu severken.

Teyze Melahat, düşün, onlar sadece iki kişi! Arasın dört çocuğu var! Evde toplanınca kafamı alıp kaçmak istiyorum. Eşi artık beşinci yine erkek olmasın diye dua ediyor.

Öğrendiniz mi cinsiyetini?

Henüz yok. Saklanıyor! diye güldü Zeynep. Aras hepsine razı, sürpriz olsun diyor.

Aman Allahım, sıcak ne biçim! Melahat iç geçirdi. Zeynep, mutlu musun?

Zeynep durup düşündü.

Bir insan için mutluluk nedir? Yanında sevdikleri olsun ister, o onda var. Sağlık ister, şükür ki sağlıkları da yerinde. Çocuklar için mutlu bir hayat ister, onun için de ellerinden geleni yapıyorlar. Öyleyse cevabı çok net: Evet, mutluyum, hiçbir şüpheye gerek yok.

Evet!

Zeynepin gülüşü, Melahata her şeyi değiştirdiğini bir kez daha hatırlattı.

Ve o yaz boyunca şehrin canına okuyan sıcak hava bile birden serinlemiş gibiydi. Çünkü bir evde, gerçek mutluluk yaşamayı öğrenmişti.

Rate article
Lifequest
Sıcaklık: Bir Kadın Hikayesi – Ekaterina