Gerçek Türk Kadını

Gerçek Bir Kadın

Nesrin, neredesin yahu?! Getir şu salatalıkları! Daha ne kadar bekleyeceğim?!

Eşim artık sabrını yitirmiş olacak ki sesini yükseltti. Fakat Nesrin meşguldü. Sol gözünü büyük bir özenle, yeni ve ateş pahası rimelle boyuyor, arada bir de fırçayı kaldırıp, ortaya çıkan görüntüye hayran hayran bakıyordu. Sağ gözü ise, rimel, yeni eyeliner ve Nesrin’in arkadaşı Yaseminin Bu farlarla ancak davete gidilirsin, canım! diye övdüğü farlardan sonra, normalden iki kat büyük görünüyordu ve hatta azıcık ürkütücü olmuştu. Ama Nesrin başladığı işten geri duracak biri değildi.

Banyoda bekleyen ve suda bekletilen salatalıklara bakmaya da hiç zamanı yoktu haliyle.

Bütün bunların sebebi, bir hafta kadar önceydi; Nesrinin kocası, yani ben, şu anda kışlık için kavanozlara salatalık doldurmakla mutfakta meşgulken, eşime birdenbire kararımı ilan ettim:

Nesrin, artık gerçek bir kadın olmanı istiyorum!

Ve bir senelik birikimimle dolu kartımı önüne koydum.

Nesrinin gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. Ağzı açık baka kaldı bana.

İlk olarak kavga etmeyi düşündü. Haklıydı. Sonuçta ben, aile bütçesinden gizli para biriktirmişim. Kim bilir daha ne sakladım? Hangi konuda yalan söyledim? Ve insanın içi kurt gibi kemirir, aklına türlü ihtimaller gelir. Haksız da sayılmazdı Nesrin.

Ama sonra ikinci bir düşünce geldi aklına. Daha ağzını açamadan mutfakta duran taburenin üstüne çöküverdi, ocağın üstünde kaynayan ve taşmak üzere olan çorbayı da unutup gitti.

Gerçek kadın olmak ne demek şimdi?!

Bu lafa Vay ki vay! Hem bağırıp çağırmak, hem de alın teriyle aldığım, kayınvalidemin daha yeni hediye ettiği, Nesrinin hayallerini süsleyen porselen takımı kırmak istedi. O porselen takımı ki, Nesrinin rüyalarının gerçek olamayacak kadar pahalı bir hediyesiydi. Kayınvalidem verince, Nesrin gözyaşları sel olmuş, bir yandan tabakları kucaklarken, kayınvalidem ise gülerek:

Ah Nesrin! Sen ne tatlı, ne saf kızsın! Senin için her şeyi yaparım, yeter ki mutlu olun dedi.

Neden böyle bir şey yaptığı, Nesrine gizemli gelmişti ama kayınvalidem açıklama yapmak istememişti. Önce Nesrine, sonra bana sarıldı, torunları öptü, kalkıp evine döndü. Misafirliğe zaten pek tav olmaz, işi gücü evdi onun.

Nesrin de hiç üstelemezdi. Çocukları hafta sonları götürür, onların iyi uslu olmalarını sağlardı ki, evine ilk kez gittiğinde kayınvalidem onu kabul ettiğinde ona minnettar olmuştu.

Açıkça söylemek gerekirse, geçmişte Nesrini eleştirmek, kusur bulmak için ne akrabalar fırsatları kaçırmış ne de evdeki başka kadınlar gereğini yapmıştı. Ama kayınvalidem başka, Oğlumu mutlu ettiysen bana yeter derdi hep.

Nesrin oğlunu erken yaşta doğurmuştu. On sekizini zar zor geçmişti. Çocuğun babası da bütün köyde konuşulurdu zaten. Meşhur Musa Kocabaş, Nesrin Karagözle evlenecek mi, yoksa onu da diğer köy kızları gibi bırakıp gidecek mi, herkes bunu konuşurdu. Musa’nın kötü şöhreti dillere destandı ve Nesrin de bunun farkındaydı. O yüzden ona hep mesafe koyardı.

Musa ise tilki gibi kurnazdı. Kızlara laflarıyla öyle bir yaklaşır, öyle bir akıllarını çelerdi ki Lafla olmadı mı iş zorbalığa kadar giderdi, kimse de sesini çıkaramazdı.

Sadece Nesrin susturamadı kendini.

Birgün şehirde hasta teyzesini ziyaret etmiş, geç kalmıştı. Şoför Bundan öteye gitmem, arabayı tek bir kişiye koşturacak değilim, yürürsün deyince, Nesrin yorgun argın tarlaların arasından köye yürüyordu.

Musa arabayla önünde durdu:

Nesrin, geç kaldın, tek başına yürüyorsun, gel bırakayım seni!

Sağ ol Musa, ben yürürüm, gerek yok! dedi Nesrin ve uzaklaşmaya çalıştı ama iş işten geçmişti…

Eve elbisesi yırtık, gözleri ağlamaktan kızarmış döndü. Hasta annesine çaktırmadan, doğruca bahçedeki eski banyoya gitti, sabaha kadar Musanın terli ellerini üzerinden temizlemeye çalıştı. Annem üzülmesin, dayanamaz, dedi kendi kendine. Doktor zaten açık söylemişti, annenin kalbi zayıf, hiçbir şeye üzülmemesi lazım.

Annesi hiçbir zaman olanları öğrenemedi. Nesrin hamileliğinin beşinci ayında annesini uykusunda kaybetti. Birkaç gün sonra gelen teyze de Nesrinden ve doğmamış çocuğundan hemen elini eteğini çekti. Kendi işini kurdun, kendin toparla, bana bel bükme, dedi.

Gözyaşından etrafı göremez haldeydi Nesrin. Bir iki gün sonra ne olmuştu, tam anlayınca kasabanın karakoluna gidip her şeyi söyledi.

Nesrin kızım, neden baştan demedin?! Ben ona gününü gösteririm! dedi memur.

Musa hapse girdi.

Olaylar ortaya çıkınca Musanın başka köylerde bile çocukları olduğu belli oldu. Yedi çocuk ortaya çıktı. Anneleri başta söylemek istemese de sonra onlar da konuştu.

Musanın annesi de Nesrini herkesin ortasında lanetledi, Dilerim ki çocuğun hasta doğar ya da hiç doğmaz, dedi. Ama köylü sahip çıktı. O gece Musanın annesinin kapısını ziftlediler, birkaç ay sonra da evi satıp köyden gitmeye mecbur bıraktılar.

Nesrinin oğlu dünyaya geldiğinde, Musadan eser yoktu, oğlan aynen Nesrinin ailesine, Karagözlere çekmişti. Burun ve kulakları, Nesrinin neredeyse hatırlamadığı babasından, kirpikleriyle ela gözleri ise anneannesindendi.

Komşular yardım etti, beşik getirdiler, bebek giysileri buldular. Anne tarafından kalan parayla dikkatli davranan Nesrin, yalnız başına bir bebek büyütmenin ne kadar zor olacağını biliyordu.

Tam her şey biraz yoluna girdi diye düşünürken, bu sefer şehirden teyzesi dayılarla birlikte çıkageldi. Onlarla da hiç muhabbeti yoktu Nesrinin, kendilerini ancak cenazede görebilmişti o da.

Kız Nesrin, bak senin buradan gitmen lazım, bu ev nenemizin, pay edip satacağız. Annen hayattayken karışmadık, ama artık işler değişti. Paranı veririz, ortaklığını bozarız, gerisine karışmayız.

O parayla köyde harabe bile alınamayacağını anladı. Mecburen kasabaya gitmek zorunda kaldı. Komşular, Yanlış yapıyorlar! diye söylenirken, ertesi gün karakol memuru Nesrinin kapısını çaldı.

Bak Nesrin, yan kasabada bir kadın var, evinin yarısını satıyor. Ben tanıyorum, senin gibi dul. Büyük bir ev, gel hafta sonu beraber gidelim hem tanışırsın hem görürsün, kararını verirsin.

Çok sevinirim, sağ olun! dedi Nesrin.

Kasabaya gidip evi gördü, ev sahibi Fatma Hanımla hemen anlaştılar.

Nesrin kızım, bende geçinmek rahattır; gürültü patırtı istemem, gerisi kolay. Çocuğa bakarım, işe gidersen destek olurum. Sadece yaramazlık yapmazsan, birlikte idare ederiz.

Fatma Hanım vesileyle kasabada başlayan iş hayatı, markette çalışmaya başladı. Tam da orada, Veliyle yani benimle karşılaştı. Ben o kasabaya gelip anneme yardım ediyordum, alışveriş için markete gönderilmişim.

Nesrinse siparişleri topladı, bir bakmışım bütün hayatını anlatıyor. Oğlu Okanı, Fatma Hanımı, kendi geçmişini. Hiç bu kadar sohbet etmezdi normalde ama diline hakim olamadı. Ben elimde poşetlerle sessizce dinledim, ama sonra arkasını dönüp giderken dedim ki, “Bu kadından uzak durmak mümkün değil.”

Hemen dönemedim tabi, çünkü eski meseleler… Karım evi terk edip gitmiş, iki oğlumu bana bırakmış, küçük daha üç aylık. Annem de hasta babamın başından ayrılamıyor, tek başıma çocuklara bakıyorum. Büyük oğlan geceleri ağlayarak uyanıyor bazen, annesini kimi zaman hatırlıyor, kimi zamansa hiç bilmeden çağırıyor.

Bütün bunları Nesrine nasıl anlatacağımı bilemedim. O yüzden marketin önünde turladım, dalıp durdum, ama bir türlü içeri girip konuşamadım.

Tabi, Nesrin de bana karşı boş değildi. O da sordurdu, Fatma Hanımdan hakkımda her şeyi öğrendi. Markete tekrar gelince, kapıdan girer girmez sordu:

Büyük oğlun kaç yaşında?

Üç olacak.

Küçük?

Bir yaşında.

O da benim Okanla yaşıt.

Nes

Çocuklarla tanıştır, gerisini konuşuruz.

Birbirimizi bulduk öyle. Kimsesiz, yaralı kalpler…

Düğünü sessiz, aile arası yaptık. Kimseyi davet etmeden, ailemizin içinde kutladık. Ardından çocuklarla denize gittik, Nesrin neredeyse çocuklardan daha çok sevinmişti, çünkü hayatında ilk defa tatile çıkıyordu.

Ama mutluluğun bedeli vardı; büyük oğlum ağır hastalandı ve Nesrin iki ay hastanede onun başında kaldı, küçükleri anneme bıraktı.

Daha da kötüsü, eski eşim çıkageldi çocukları almak için. O zaman Nesrin aslan kesildi, çocukları kaptırmadı, köyün karakoluna kadar gidip danıştı, bütün işlerini halletti. Mahkemedeyken, eski eşim yine kayıplara karıştı. Kayınvalidem mahkemeden sonra bana sarıldı:

Ben artık çocuklar için içim rahat!

Yıllar geçti, çocuklar büyüdü ama Nesrin yine aynı kaldı; biraz çekingen, çok sakin, tebessümü yerinde, ama tüm mahalle bilirdi, onu kızdırmamak lazım, bir derdin varsa ailesine göz dikme! Çünkü o sevdiği için kaplan kesilir.

Ve… Ben ona o gün, Gerçek kadın ol, dediğimde asıl ne demek istediğim buydu.

Nesrin o gece gözüne uyku girmedi. Işığı yakıp aynanın önüne geçti. Kendini sağdan soldan inceledi. Eşine danışmak istemedi, içlenmişti. Sabah olunca çocukları okula ve kreşe gönderip, en yakın arkadaşı Yaseminin kapısını çaldı.

Yasemincim, ne yapacağım ben?!

Yasemin de onun gibi saf, kendi halinde biriydi. Çareyi kadın dergilerinde bulalım dedi. Evdeki bütün dergileri mutfağa yığdılar. Yarım saat sonra neymiş? Gerçek kadınmış, doğru beslenmeli, doğru giyinmeli, doğru makyaj yapmalı, her şeyi doğru yapmalıymış! Yoksa kadın değil, düğmesiz düğme gibi ortada kalırmış. İyi ki Nesrinin hiç olmayacak bir fiyonu yokmuş!

İnternetten saç tokası almaya gerek görmedi ama birlikte şehre indiler. Nesrin güzel bir kozmetik seti, yeni bir gecelik ve evde kutusunu bile açmaya kıyamadığı bir çift harika ayakkabı aldı.

Ne var ki, Veli beğenmedi tüm uğraşlarını.

Nesrin tam göz makyajını bitiriyordu ki, banyo kapısı açıldı, panikle fırçayı gözünün içine soktu ve bir anda, gerçek kadınlık mıdır bilmem, bunu istemediği sonucuna vardı.

Nesrin, ne oldu?! Ben panikle bağırdım, Nesrinin tek bacak üstünde zıplayarak acı içinde makyajın gözünde dağıldığını görünce.

Hep senin yüzünden! dedi dişlerinin arasından. Kadın lazımmış sana! Ben neyim o zaman?!

Ben de meseleyi anladım, karımı tuttum, hareket etmesini engelledim:

Dur deli kız, bırak yardımcı olayım.

O yüzünü yıkarken, ben de sakin sakin söyledim:

Evet, biraz safım belki, sen de öyle! Bilirsin zaten lafı döndürmeyi beceremem. Sormadan kendi kafanda kurup, sonra bana darılmak nedir?

Peki niye bana kartını verdin, kadın olmadığımı mı ima ettin? son bir gayretle ellerimden sıyrılmak istedi Nesrin.

O kartı verdim, çünkü bu kadar zamandır bize, çocuklara, anneme derken bir tek kendine hiçbir şey almadın. Çocuklar sevinsin diye alışveriş yaparsın, annemi bile mutlu edersin ama kendine hiç kıyamazsın. Olmaz ki! Dedim ki, kartı vereyim, canı ne isterse alsın, başka kadınlar gibi kendi keyfine harcasın.

Nesrin bu açıklamayı duyunca, öyle bir gülmeye başladı ki çocuklar başta ağlıyor sandı, uğultu kopardılar. Sonra herkes sakinleşince, akşam olunca çocukları yatırdı, temizlediği yüzüyle kapının önüne çıktı, gökyüzüne başını kaldırıp içten bir kahkaha daha attı, o gün yaşadıklarını hatırlayarak.

Ben de arkasından çıktım:

Son kavanozu da kaldırdım!

Salatalıklar güzel olmuş mu bari?

Taze turşu! Harika olacaklar!

Turşuya da ihtiyacım var yakında! dedi Nesrin, elini karnına koyup gülümsedi.

Gerçekten mi? dedim şaşkın, sarılıp ona.

Anlatmaya fırsatım olmadı ki! Sen salatalıklarla uğraşıyorsun, bana zaman bile yoktu!

Belki birkaç laf daha edecekti, ama izin vermedim.

İlk önce usulca öptüm, unutmasın ki kadınlık kendini sevmekle olur Sonra daha da sıkı sardım ki, yeri yurdu, yüreğimin tam kenarında olduğunu bilsin.

Orada, kalbimin hizasında. Tam ruhumdaki nefesin olduğu yerde.

Rate article
Lifequest
Gerçek Türk Kadını