Masaya Hazırlık
Sevincim Elif, üç gün sonra görüşüyoruz! Meşhur etli böreğini sakın unutma, öyle lezzetli ki telefonda neşeyle cıvıldıyordu kayınvalidem Nevin Hanım.
Ama benim içimden hiç gülmek gelmiyordu. Telefonu kapatıp sandalye çöktüm. Birkaç gün sonra Ramazan Bayramı gelecekti. Ve Veyselin tarafındaki tüm akrabalar bizim evde toplanacaktı.
Kızım, sizin ev geniş ve ferah. Herkese yer var. Eskiden küçücük odalarda zorluk çekerdik. Şimdi şöyle rahat rahat aile buluşmaları yapabiliyoruz! demişti Nevin Hanım iki yıl önce, evi aldığımızda.
Şimdi o geniş üç artı bir evden soğudum; hala ödediğimiz kredi bitmek bilmiyordu. Sırf evimiz geniş diye bütün akrabalar bana geliyor, evi dağıtıp huzur bırakmıyorlardı.
Mutfaktan içeri Veysel girdi, başımdan öptü.
Annemle konuşmanı hallettin mi? diye sordu.
Evet, yine bizde kutlanacak. Veysel, diye yalvardım, belki bir kere de sen annene söylersin?
Veyselin yüzü asıldı.
Elif, bunu kaç defa konuştuk. Annem sana bayılıyor, yemeklerine hayran. Nasıl gelmeyin derim? Zaten kadın emekli oldu, hepsini o mu hazırlasın? Yaşı ilerledi. Dört çocuk büyüttü, biraz dinlenmeyi hak etti. Ona saygı borçluyuz.
Her seferinde eşimin ısrarlarına yenik düşüyordum. Ama içimden şu geçiyordu: Peki, bana kim bakacak? Ben neden bir bayramı bile kendi başıma, yorulmadan geçiremiyorum?
Şikayet etmek fayda etmediği için tartışma çıkarmak istemiyordum. Mutlu aile tablosunu bozmak istemedim. Ertesi gün markete gidip alışveriş yaptım. Arife günü ise mutfakta yemek hazırlamaktan canım çıktı.
Gece yarısına kadar elim hamurda, tencerede dolandım. Kayınvalidemin tüm çocukları aileleriyle gelecekti. On kişi olmaktan fazlaydı!
Niye yalnız ben uğraşıyorum? Hiç mi kimse yardıma gelmez? Senin annen gelmiyor hadi, bari kardeşlerinin gelinleri bir el atsa ya! Onlar da mı hak etti tatili? diye söylenirken, börek hamurunu yoğuruyordum.
Veysel yüzüme boş boş baktı.
Biliyorsun erkek kardeşlerim de ben de yemek yapamam. Gelinler de meşgul. Kiminin çocuğu var, kimi işte. O kadar kolay değil Elif, zor durumda bırakmak istemem.
Ama ben de çalışıyorum. Hem de evden. Yorulmuyorum sanıyorlar herhalde!
Kızma, dedi Veysel, belimden sarılıp. İnan her şey güzel olacak. İşte ailemiz birleşecek, herkes yemeklerini övecek. Senin de keyfin yerine gelir.
Yine sustum. Gece yatağa yorgunluktan devrilip yine de gözüm açıktı. O kadar yoğundan birkaç saniyede uyurum sanıyordum, olmadı. Hep düşüncelerdeydim:
Kim ne övmüş, benim ne işime yarar? Kimse zamanını, gücünü harcamadan gelsin istiyor masaya.
Sabah ilk uykuma yeni dalmışken telefonum çaldı. Kayınvalidem ilk kutlayan olacaktı. Sonra önemli bir haberi oldu:
Bir saat sonra hepsi sizde olacağız. Dün herkese haber verdim. Hadi, sofrayı hazırlamaya başla, dedi şen şakrak.
Yataktan kalkamadım. Gün başlamak için gücüm yoktu sanki. Sürekli sofrayı kurduğumu, mutfakta gelip gidip tabak taşıdığımı, sonra da hepsini topladığımı gözümde canlandırıyordum.
İstemiyorum… diye mırıldandım yastığa.
Elif niye hala yataktasın? Annem birazdan gelir, misafirler de dedi Veysel kapıdan, hiç memnun değil gibi.
Kalkıyorum, homurdandım, ve istemeye istemeye banyoya gittim. Yapacaksın bunu, güçlüsün, diye kendimi motive ettim.
Kendimi sıkı sıkı gaza getirip her şeyi zamanında yetiştirdim.
…Sofrada kıyamet gibi bir sohbet vardı. Herkes anılarını, gelecek planlarını, hikayelerini anlatıyor. Nevin Hanım yanıma oturmuş, bir kez bile lafını esirgemiyordu:
Şu bizim Elif harika yemek yapıyor! Her şey şahane olmuş. Ben hayatta böyle masa kuramazdım dedi gülümseyerek, elimi sıktı, onaylayıcı bakışlarla gözümün içine bakıyordu.
Bitkin bir gülücükle tebrikleri geçiştirirken sık sık masadan kalktım. Balkona çıkıp kendimi kuzenlerin çocuk muhabbetlerinden, sorularından kaçırdım. Biz çocuk yapmaya henüz karar vermemiştik, ama kimseye anlatamıyorduk.
Elifçim! diye seslendi kayınvalidem. Hadi tatlıyı getir. Nereye kayboldun?
Balkon kapısı açıldı, Nevin Hanım da geldi.
Sigara mı içiyorsun? dedi şaşkınca.
Ne? Tabii ki hayır! Sadece nefes almak istedim, biraz havasızdı.
Evet evet, içerisi kalabalık, açamazsın camları. Yoksa sandım ki bir alışkanlık başladı Sakın ha! Daha torunlarımı doğuracaksın! dedi, yarı şaka yaptı.
Yüzüme yalandan bir tebessüm kondurdum ama o bunu fark etmedi.
Hadi tatlıları getir, sofrayı toparla.
Tamam…
Salona döndük. Nevin Hanım hemen sandalyesine oturdu. Ben yine tek başıma kaldım. Kirli tabakları topladım, mutfağa taşıdım, sonra tatlıyı servis ettim, yeni çatal-bıçakları sırayla özenle masaya yerleştirdim. Yine yalnız başıma.
Senin pastan dünyada eşi yok! dedi yine kayınvalidem.
Mutfağa kaçtım, tabak yıkamaya koyuldum. O anlarda hâlâ bulaşık makinesi alamamanın pişmanlığıyla doluydum; hep ertelemişim.
Aradan iki saat geçti, misafirler toparlanmaya başladı.
Veyselcim, beni eve bırakırsın, değil mi? dedi Nevin Hanım.
Tabii anneciğim, anahtarımı alayım hemen.
Veysel annesini götürdü, ben evi başıma kaldım. Kocaman salon karmakarışıktı. İşte ne kadar titiz temizlemişsem de çocuklar, misafirler her şeyi talan etmişti.
Kalkıp düzeltmeliyim. Bırakırsam yarın daha çok kızarım kendime Off
İç çekerek yataktan kalktım. Kirli tabakları, bardakları topladım; perde, masa örtüsü, havluları makineye attım. Masayı kaldırdım, odaları elektrik süpürgesiyle süpürüp yerleri sildim.
Bunca uğraşa güzel bir ödül hak ettim
Kendime sıcak bir banyo hazırladım, içine sevdiğim banyo tuzunu kattım, müzik açtım. Ilık su yorgunluğumu alırken ilk kez telefonuma baktım. Veyselden mesaj gelmişti:
Annem kalmamı istedi, ben de kaldım, yarın gelirim.
Başka ne beklemiştim ki? Hep aynısı…
Veysel gayet güzel biliyordu beni o akşam yine evle ilgileneceğimi. Ama yardım etmek yerine annesinde keyif çatmayı tercih etti.
Onlar bana nasılsa, ben de öyle olacağım artık! Yeter! dedim içimden hırsla.
Bir ay göz açıp kapayana kadar geçti. Yeni bir bayram daha yaklaşırken kayınvalidemden beklenen telefon geldi:
Elifçim, sofrayı hazırla, Cuma günü Veyselin küçük kardeşinin doğum gününü kutlayacağız.
Tabii, masa burada ama yemekler benden çıkmaz. İş çok yoğun, ofise çağırıyorlar. Hatta belki kutlamaya bile gelemem, dedim taklit edercesine üzülerek. Kimbilir ne zaman biter işler
Aa, öyle mi? Nasıl yani
Mecburen annecim, ne yapayım.
Tüh, neyse bir çare bulurum. Yazık oldu dedi kayınvalidem.
Hoşçakalın, deyip telefonu kaparken hafifçe içimden güldüm.
O akşamı yakın dostum Sibelin evinde güzelce geçirdim. Sabah da Veysele toplatıp temizlettirdim. Sonuçta kardeşinin günüydü, neden ben uğraşayım?
Nevin Hanımın doğum günü yaklaşınca izin alıp kendi ailemin yanına Edirneye gittim. Hediyesini önceden bıraktım, haber verdim:
Ee, nerede kutlayacağız?
Veysel sizi buyur eder, ama ben yokum evde.
Ya hazırlık?
İsterseniz dışarıdan sipariş verirsiniz, gelinleriniz de yardım eder. Siz halledersiniz!
Sonraki bayramlarda yine evdeydim ama sofrada sadece et tabağı ve hazır tatlılar vardı. “Vaktim yoktu, çok meşguldüm, isterseniz söyleyin, yemek siparişi verirsiniz,” deyip geçiştiriyordum.
Ama paralarını vermek kimse istemedi. Yeni yıla gelince herkes anladı ki Elifin sırtına binmek yok. Kutlama hevesleri birden kaçtı.
O yılbaşını sadece Veyselle baş başa geçirdik ve ben bundan fazlasıyla memnundum. Şampanya kadehini kaldırırken kendi kendime,
“Bunu başardın Elif, aferin sana, şimdi kutlama zamanı!” dedim ve o an, kendi sınırlarımı çizmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım.




