Ayşegül, bu kadar büyük evde ne yapacaksın kızım? Tek başınasın zaten. Ne çocuğun, ne adamın var. Arkadaşın da pek yok bildiğim kadarıyla. İki odalı eve ne gerek var? Biz de beş kişi bir odaya sıkışmışız. Hadi bak, kararını ver. Hem sonra istersen tekrar değişiriz. Benim ufaklıklar büyüyünce geri alırsın. Ne dersin, kızım? Babası gözlerinin içine şefkatle ama biraz da çekinerek bakıyordu.
Ayşegül bu lafları nasıl karşılamalıydı acaba? Onun açısından sorarsa, yıllardır ne arayan ne soran bir babanın birden hayatında belirmesini neyle açıklamalı? Hem de ne enteresan bir teklifle. Ayşegül şaşkınlıktan ne söyleyeceğini bilemedi. Böyle bir yüzsüzlük, böyle bir rahatlık gerçekten hayret vericiydi Arkadaşlara gelince, Ayşegülün elbet dostları vardı. Hem de istediği kadar…
Ee, Ayşegülcüm, anlaştık mı? Babası sabırsız bekliyordu.
Ya annem ne olacak?
Annen mi? soruyu anlamamış gibi baktı adam.
Hani ayda birkaç kez gelir, bende kalır. Bazen haftalığına. O yüzden ikinci oda şart.
Ayda birkaç kez mi? Ooo, mesele değil! Benim garajda eski bir açılır-kapanır koltuk var. Temizleriz, cilalar mutfağa koyarız. Ne var bunda? Hem rahat da. Hemen yanındaki buzdolabı da dersen… gülüşüyle odayı kapladı. Yani yatağı da burada, yemek de burada işte…
Ayşegül gözlerini kaçırdı. Artık kırgın bile değildi babasına. Yalnız, tek başına, kimsesiz gibi lafları içini acıtmıyordu. Sadece şaşkınlıktan sesi çıkmıyordu. İnsan bu kadar mı rahat olurdu? Bu adam gerçekten herkesten daha akıllı olduğunu mu sanıyordu?
Ayşegül, bak senin için de iyi bir fırsat. Sonuçta annen ayda iki kez geliyor. Benimse ailemle her gün buraya ihtiyacımız var. Aradaki farkı anlıyorsundur, değil mi?
Tabii ya. Ona ailesiyle. Ayşegül tabii ki aile sayılmıyor. Artık çoktan çıkmıştır o kategoriye. Sadece ilk evlilikten kız evladı işte. Şu anda ailesi, o üç sümüklü oğlanla yeni hanımı. Ayşegül iç geçirdi. Kavga etmeye halı yoktu; sadece adamın ne zaman anlayacağını merak ediyordu, tek akıllının kendisi olmadığını…
Baba, daha yeni kredi borcumu bitirdim. Senelerce çalışıp biriktirdim bu ev için… Kolay mı gözümden çıkarmak…
Haydi ama, dramatize etme hemen. O kadar da abartma! Başlangıçta elin boldu, unutma. Çok mu çabuk unuttun? Yüzünde alaycı bir şüphe.
Başlangıç mı? Tam orada kafasında kıvılcımlar çaktı. Her şeyi biliyordu sanki. Ama unutmasın ki o başlangıcı bana sen vermedin, annem verdi, diyecekti Ayşegül ama sustu; böyle bir insana ne desen nafileydi.
Baba Düşüneceğim, dedi sonunda.
E tabii düşün, düşünmek serbest. Elini omzuna dostça koydu.
***
Ayşegül, keşke babanı daha baştan savuşturaydın! Ev değiş tokuşu ha! Hadi buyur buradan yak. En iyisi direkt tapuyu da vereydin bari! Adamda akıl yok ki! Annesi sinirle odanın içinde bir aşağı bir yukarı yürüyordu.
Anne, yani öyle kestirip atamıyorum. Sonuçta babam. Garip hissediyorum, diye mahcup oldu Ayşegül.
Ah canım kızım! Senin garip hissetmen normal de, onun hiçbir şeyi garip bulduğu yok. Kendi aklına geleni söylemekten hiç gocunmaz. Ve sen de bunu bilmelisin. O hep hazırdan, kolaydan yana oldu. Tanımıyorsun onu, diyeceksin ama ben biliyorum. Sen sakın üzülme, bak, sakın. Bu senin suçun değil. Tamam mı? Anne gülümseyip elini Ayşegülün elinin üstüne koydu.
Üzülmüyorum zaten, ama bak, bu ilk seferi değil. Başta yanlış anladım sandım, böylesine yüzsüzlük olur mu dedim Hep böyle miydi? Siz beraberken de mi? Ayşegül gerçekten hayret içindeydi.
Evet, hep öyleydi. Zaten siz birbirinizi yeni tanıdınız. Açıkçası ben de hangi akla hizmet şimdi tekrar ortaya çıktı, anlamadım. Bak, hiç önünü kesmedim sizin ilişkinizin ama zaten kendisi aramıyordu. Biz ayrılırken annemin evini de paylaşmak istemişti. Oysa orada ancak misafirdi! Düşünebiliyor musun? Anne gülümsedi ama gözleri ciddiydi.
Belki de ilişkileri tümden kesmeli, sence ne dersin anne?
Gerek yok kızım. Sen babanla bağını koparma. Sonuçta ailen o senin. Nasıl olursa olsun…
Aile mi, huh! Bizi hiç ailesinden saydığı yok. Ayşegül iç çekti.
Annesi omuzlarını silkti. Başka ne yapabilirdi ki Hayat gösterecekti her şeyi.
Ayşegül de içini çekti. Babasının yeni ailesi vardı işte; üç oğlan ve bir hanım. Onlar hakkında sabaha kadar konuşabilir, övünebilirdi. Benim oğlan şunu yaptı, diğeri şöyle yaramazlık etti, biri ilk dişini çıkardı, diğeri ilk kez düştü, Bitmek bilmez muhabbet. Ayşegül ise artık kesinlikle hiç kimse.
Neyse anne, boş ver, takmamaya çalışırım. Tekrar isterse açıkça söylerim olmayacağını. Yine de hiç ilişkim olmamasındansa böyle uzaktan yakından bir baba olsun, bazıların hiç yok. Hem içki de içmez. Öyle değil mi?
Eh, öyle… Annesi pek emin değildi.
Bir hafta sonra babasını ziyaret etti. Kendilerinin sağlık ocağına gittiği bir vakitte yalnızca babası evdeydi.
Ayşegül, tam zamanında geldin. Bak sana neler göstereceğim. Şu gardıroba bak, oda kadar büyük! Eşyaların rahatça sığar. Şu duvardaki duvar kağıtlarına baksana, şirin mi şirin, değil mi? Adam heyecanla evi gezdiriyordu.
Baba
Şu mutfağı bir gör. Küçük, ama şık. Şuraya annen için koltuk kurarız. Buzdolabı eski ama idare eder, ileride değiştirirsin. Benim indirim kartım da var, istersek beraber bakarız…
Baba! Nolur aynı şeyleri tekrarlama. Ne dolabı, ne duvar kağıdı, ne kartı Bunları istemiyorum ben.
E kızım, evi görmen lazım. Taşınmadan önce her şeyi bilmelisin, değil mi? Yüzü ona dönüktü ama Ayşegül kendini duvarla konuşuyormuş gibi hissetti.
Baba, sana umut verdiğim için üzgünüm Ama ben buraya taşınmayacağım. Kendi evimden memnunum, değiş tokuş yok dedi kararsızca.
Aman aman. Bari şuradaki duşu gör bak. Yepyeni değiştirdim. Lavabosu da Polonyadan özel Adam işitmemiş gibi anlatmayı sürdürüyordu.
Baba, sağır mısın? Sana söylüyorum: Ben taşınmıyorum! Kendi evimden memnunum, hiçbir şeyi değiştirmeyeceğim! Değiş tokuş yok! Aniden öfkelendi. Ona, kendine, bu çıkmazlara…
Yok mu? Kıyamadın mı yani? Peki, ne diye geldin ki o zaman? Hiç hoş değil bu. Ayşegül, umut vermiştin. Şimdi arkamdan iş çevirmiş oldun. Adam bakışlarını çekip kendinden uzaklaştı. Ayşegül başını eğdi, sessizce oradan çıktı.
Sonbahar yapraklarının arasından ağır adımlarla yürüdü. İçinden ne ağlamak, ne gülmek geldi. Bir köşe başında durdu, telefonunu çıkarıp babasının numarasını ve bütün bilgilerini sildi. Sonra derin bir nefes aldı; bir rahatlama hissetti. Yapacak bir şey yoktu Belki de en doğrusu buydu. Babası? Aramak isterse bulur, isterse yazar, gelir Ama içinin bir yerinde Ayşegül, bir daha aramayacağını, yazmayacağını biliyordu. Çünkü ondan alacağı daha bir şey kalmamıştı. Değiş tokuş olmamıştıAyşegül sokakta serin rüzgarın yüzünü dalgalandırmasına izin verdi, ciğerlerine dolan havanın hafifliğini hissetti. Bunu hiç beklemezken bir tür özgürlük, hem kederli hem aydınlık bir boşluktu içinde. Telefonunda artık babasının ismi yoktu; ama annesinin sesi, sevdiği dostlardan gelen mesajlar ve sıcak bir evi onu evde bekliyordu. Yalnız mı? diye mırıldandı kendi kendine, sonra başını kaldırıp bulutlara baktı. Belki babasıyla aralarındaki kapı artık kapanmıştı ama kendi dünyasının kapıları ardına kadar açıktı.
Eve dönerken marketin önünden geçti, kendine bir demet kasımpatı aldı. Anahtarını kapının kilidinde döndürürken iki odalı evinin sessizliğini, renklerini, camlardan süzülen akşam ışığını sevdiğini fark etti; her köşesi kendi emeği, kendi kokusu ve geçmişiyle doluydu. Bir an durdu, derin bir nefes daha aldı: Artık, seçimini kendi için yaptığını biliyordu.
Salona geçip çiçekleri vazoya yerleştirirken perdelerden içeri sızan altın sarısı gün batımına göz kırptı. Sessizliği bozan, fısıltı gibi bir mutluluk duygusuydu; yeni bir başlangıca, yalnızlıktan değil, özgürlüğünden güç alarak adım atıyordu. O anda, hayatı boyunca yük gibi hissettiği babasının izlerinden arınmış, kendine ilk defa hafif, yerinde ve tam hissediyordu.
Ayşegül kasımpatılara gülümsedi, Burası benim yuvam, diye düşündü. Ve içinden geçen o sıcak, sarsılmaz huzurla, hayatının en güzel sessizliğine gömüldü.




